"TÜNELDEKİ ÇOCUK"
"Belki her şey hakikattir. Belki her kavgada bir hak, bir haklı ve bir haksız vardır. Fakat aşkta ne hak, ne haklı, ne haksız, hatta ne de bir hakikat vardır. Onda yalnız bütün bunların yokluğundan var olan bir şey, güzellik vardır."
Sait Faik denince aklımıza ne geliyor? Kimileri için bir İstanbul yazarıdır o. Kimileri için sokakları anlatan, balıkçıları, simitçileri, kahvedeki sakinleri, boğazın rüzgârını, haliçin pusunu kelimelerine sindiren bir gözlemci. Ama Sait Faik bundan çok daha fazlası. O, gözlemlediği her şeyi bir sevgi süzgecinden geçirir; insana, hayata ve hatta acıya bile büyük bir şefkatle yaklaşır. Tüneldeki Çocuk da işte tam bu yüzden, onun külliyatının belki de en saf, en dokunaklı örneklerinden biri.
Sait Faik’in öykülerini okurken, gündelik hayatın o görünmez kıvrımlarında saklanan insani sıcaklığa dokunuruz. Onun kaleminde büyük dramlar yoktur; fakat küçük anların içindeki büyük anlamlar saklıdır. Bir balıkçının bakışı, bir kahvehanedeki sessizlik, sokaktan geçen bir çocuğun adımı… Tüm bu ayrıntılar onun dünyasında birer öyküye dönüşür.
Kitaba adını veren o unutulmaz öykü, “Tüneldeki Çocuk”, içimdeki en derin yankıyı uyandırdı. Karanlık bir tünelde, ışığa sırtını dönmüş, yalnız bir çocuk… Sait Faik, bu kısacık, sessiz karşılaşmayı, insan ilişkilerinin bütün karmaşasını ve yalnızlığın evrenselliğini anlatan bir şiire dönüştürmüş. O çocuğun bakışında, kendi yalnızlığımızı, terk edilmişliğimizi ve bazen de umuda olan inancımızı buluyoruz. Bu öykü, bir anın bile hayatımızda nasıl bir iz bırakabileceğinin, sessiz bir merhametin ne kadar güçlü olabileceğinin kanıtı.
Kitabın diğer öykülerinde de Sait Faik’in imzası olan o tanıdık ve sıcak temalar karşılıyor bizi:
· Balıkçıların tuzlu, yorucu, ama bir o kadar da özgür dünyası,
· Sokak