Medarı Maişet Motoru

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.844
Gösterim
Adı:
Medarı Maişet Motoru
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
193
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320555
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Medarı Maişet Motoru
Medarı Maişet Motoru
Medarı Maişet Motoru Sait Faik'in kaleminden bir ilk romandır. Henüz Yeni Mecmua'da tefrika edildiği sırada (1940-41) dönemin baskıcı siyasi ortamında sakıncalı bulunup roman olarak yayımcı bulmakta zorlanacak ve Sait Faik'in annesinin maddi desteğiyle Ahmet İhsan Basımevi'nden 1944'te yayımlanacaktır. Ancak dağıtılmaya başlanmışken bakanlar kurulu kararıyla toplatılan roman, kimi paragrafları çıkarılarak Birtakım İnsanlar adıyla 1952 yılında okuyucusuna kavuşur.

İş Bankası Kültür Yayınları olarak Medarı Maişet Motoru üzerinde yıllardır süren sansürü kaldırıyor ve "tehlikeli" bulunarak çıkarılan kısımları koyu harflerle vererek yapıtı eksiksiz bir şekilde sunuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
Ne vakit üzerimde kara bulutlar dolaşsa Sait Faik okurum. Yaşama karşı o karamsar, kırgın, kızgın ve öfkeli hissiyatımı hemen dağıtıverir. Sait Faik gibi tutunmayı, sevmeyi ve âşık olmayı arzularım. Hayatı, onun gördüğü gibi görmeyi isterim. Ermeni esmer güzelini, yaşlı anasını, kahveci çocuğu, topal martıyı ve sadık köpeği… Tıpkı onun gibi sahiplenmeyi, kayıtsız şartsız her şeye sevgi duymayı isterim.

Mümkün müdür Sait Faik kadar naif olmak? Peki, bir gün bu topraklardan göç edeceğini bile bile sahiplenmek denizi, kuşları ve ağaçları… Ya din, dil, ırk fark etmeksizin imamına, papazına, Ermenisine, Türküne, Kürdüne sadece insan olduğu için saygı duymak ve sevmek…

Laf aramızda bizden biridir Sait Faik, onun için “bizim Sait” derler buralarda. Burası da, bildiğin varoş arazilerden. İşte bu sebeple bizim buralar; Sait Faik’in hikâyesinden fırlamış da gerçeklikte kendine yer edinmiş gibidir. Kahveci Hasan, Berber Taci, Bakkal Mustafa ve Suriyeli Tamirci Çırağı Affan. Affan ki ne Affan! Bir gün Zafer Abi’nin tamirhanesinde Affan’ı ağlar bulduk. Bu Affan yedi kardeşmiş savaşta üç abisini kaybetmiş şu an evin en büyüğü ve yatalak babasının çalışamadığı bu zor günlerde kardeşi ile eve ekmek götürmek zorunda olan, hayatın tüm zorluklarını sırtlanmış savaş mağduru çocuklardan. İnsan söylenmeden edemiyor; şu çocuklar için yapmayın efendiler, savaşın kazananı olmaz! diye lakin bende biliyorum ki bunlar boş lakırdı. Kendi sesim kulağıma zor ulaşırken kime neyi duyurabilirim. Neyse ne diyorduk, he Affan’ı ağlar bulduk. Ağlamasının sebebi de yan tamirhaneden gelen Necati Usta Krikoyu almış, Zafer Usta bana emanet etti de emaneti koruyamadım diyeymiş. Çocuk işte.

Medarı Maişet yani geçim aracı; farklı lakin hayat zorluğu aynı insanların hikâyelerini önümüze seriyor yazarımız romanında. İşin aslı bizim Sait, yine bize bizi anlatıyor. Belki Hasan’ı, Taci’yi, Affan’ı anlatmıyor ama Melek’le, Hikmet’le, Ali Rızayla bizim hikâyemizin insanlarına selam yolluyor kitabın satır aralarında.

Öyle de kendine has bir anlatımı var ki; yazımındaki farklılık ve ustalık diğer yazımlardan hemencecik kendini ayırır. Farz-ı misal Melek ile başlar yazımına ve okur olarak biz tamam Melek’in öyküsüne şahit olacağız derken birden Ali Rıza’ya geçer ve oradan da Hikmet’e derken farklı öykülerin farklı kahramanlarının hikâyesine tanıklık ederiz. Bir anlamda yazım; karakterlerin bayrak taşıma şölenine dönüşür.

Medarı Maişet Motoru da böyle bir kitap işte. Değerli Meltek’nin dediği gibi “Sait Faik’in hikâyelerinde yaşamak isterdim. Orada kendime bir dünya kurabilirdim. Bir kuşun bir su birikintisinde banyo yaptığını izlememiş olanlar giremez mesela o dünyaya. Bir balığı hayal ederken asık suratlı olarak canlandıranlar da. Ya da bir sokak köpeğine selam vermeden geçip gidenler de giremez. Bir kadının ellerine bakıp dünyayı güzelleştirenin onlar olduğunu bilmeyenler hiç uğramasın kapıya, uyarı asmak gerek.”
Medari Maiset Motoru,Sait Faik Abasiyanik'in ilk romanı. Çok zorluklar çekmiş,yollar geçmiş bir kitap. Sait Faik önce kitabı basacak yayinevi bulamamış. Daha sonra annesinin maddi desteğiyle kitabı bastırabilmis. Bu kez de kitap sansürlenmis ve nihayetinde toplatilma kararı çıkmış. Yasaklar aşıldıktan sonra Is Bankası Kültür Yayınları sansurlenen bölümleri koyu yazılarla basarak çıkarmış kitabı. Bu açıdan ilgi çekici. Kitap tabiki bir klasik ama ben romancı Sait Faik'ten çok hikayeci Sait Faik'i okumayı sevdim.
Kitabı merak ediyordum ama merak sebebim zamanında yasaklanmış olması isim değiştirilip tekrar basılması gibi olaylara maruz kalmasıydı.Ayrıca Sait Faik'in kitaplarını daha önce tercih etmemiştim.Ancak son iki yıldır Burgazada'ya tutkun olmam Bomonti sokaklarında 3 ay yürümüş olmam yazara karşı bir dostluk bağı oluşturdu bende.Kitap için kesin olarak iyi ya da kötü demek zor.İnsanın haz duyma oranına göre değişik bir havası var.Bende daha çok yaşanmışlıkları Sait Faik'in o ada insanlarından biri olduğunu hatta deniz kenarında sahilde bir barakada yaşamayı çoğu şeye tercih etmiş özenilen insanı hissettirdi.Bahsettiği yerlerde kendim de dolaşmayı çok sevdiğim için birazda kendimi onunla beraber o yeşille mavinin birleştiği koylarda dolaşırken buldum.Tekneyi kıyıya yaklaştıran o sarı saçlı ada genciyle arkadaş olmanın farklı dünyalara açılan kapıların önünde durup konuşmanın ondan fışkıran o sağlık ışığına hayranlık duymanın kolkola dolaşan genç hanımların etrafa saçtığı neşenin dahası o denizin yeşilin insanlara verdiği güzelliğin nasıl insanda hayret uyandırdığını bu kitabında hissetmek mümkündür.Keyifle okumanız dileğiyle.
Sait Faik ismini ilk kez vasat edebiyat derslerinden duymuştum. Zaten öyle bir anlatılmıştı ki sanki hem öğretmen hem de öğrenci açısından hemen bitirilmesi gereken bir dersmiş gibiydi. Tabi hal böyle olunca bu edebi kişilik bende de diğer arkadaşlarımda da herhangi  bir heyecan yaratmamıştı. Daha sonra ben okuma alışkanlığı kazandığımda bişey farkettim ki okul döneminde edebiyat derslerinde işlenen edebiyatçılara karşı bende bir soğukluk oluşmuş. İşe böyle baktığımda "edebiyat derslerini ya hakkıyla verin yada hiç vermeyin kardeşim!" diyesi geliyor insanın. Yani eğitim sistemi gölge etmese insanımız kendi çabasıyla güneşi görecek.

Neyse eğitim sistemine çok kızdım yine:)

Medarı Maişet Motoru Sait Faik'in ilk romanlarındanmış. Bu cümleye bakınca "bu yazarı okumaya çok doğru yerden başladım" diye övündüm biraz ama bu kendimle övünme kısmı çok uzun sürmedi, yazar hakkında biraz bilgi edinince yine kendime "ulan insan zorlasa bile bu kadar yanlış yerden başlayamaz" dedim. Çünkü yazar, ağırlıklı olarak hikaye yazarıymış zaten Medarı Maişet Motoru'u da öykü/hikaye tadında yazmış olduğu sadece iki romanından biriymiş.

Kitabın ismini ilk duyduğumda çok hoşuma gitmişti çünkü kulağa çok hoş gelen bir ismi var: Medarı Maişet Motoru. Kitabı sırf bu isim için okuyabilirdim. İlk önce bu ismin anlamı hakkındaki merakımı gidermeye koyuldum. Ismin anlamı şu şekildeymiş: Geçim vasıtası/aracı/kaynağı. Kitabın kahramanlarının çoğu da balıkçı olduğu için, ha! Dedim. Demekki bu adamlar geçimlerini adına Medarı Maişet Motoru dedikleri bu motorla sağladıkları için yazar da kitabın ismini Medarı Maişet Motoru koymuş. Kitabın ismi hakkındaki merakımı giderdikten sonra okumaya başladım ve daha ilk bölümde şöyle bir cümleyle karşılaştım: "Balıkçı günü gününe yaşar. Yarının geçimini cebinde saklayan hangi namertse ortaya çıksın!" İşte tam burda kitabın ismi balıkçıların çektiği geçim sıkıntısı ile alakalı değil de yaşam tarzlarıyla alakalı olmalı diye düşündüm ve ismin tam anlamı şöyle olmalı dedim: Günlük geçim aracı/kaynağı.

Kitap için dört bölümden oluşan uzun bir hikaye yada kısa bir roman diyebiliriz. Kitabın en beğendiğim kısımı, olay örgüsü bir kahraman etrafında şekillenmiyor. Kitapta herkes, herkes kadar insan ve herkes, herkes kadar önemlidir, genel olarak 'Birtakım İnsanlar'ın hayatı anlatılmaktadır. Kitapta yaşamın zorlukları, geçim sıkıntısı gibi konuların yanında yarım yamalak Türkçe yada Rumca'la edilen kısa, sıcak ve samimi bir sohbetin insanın içini nekadar ısıttığını hissetmek için o zaman da orda yaşamak gerekir diyor insan. Yada bu kitabı okumak.

Sait Faik bu kitabı bastırmak için bir sürü sıkıntı yaşadı, kitabı yasaklandı vs. gibi ajite edici sözlere hiç girmedim çünkü yazarın, okuru etkileyebilecek yeteri kadar eseri zaten var. Hem zaten kötüler tarafından yönetilen bir dünyada iyiliği savunmak yada kötülüğe muhalefet olmanın bir bedeli olacaktı...

Not:incelemeyi çok uygunsuz bir ortamda yazmak zorunda kaldım, umarım okuyanlar üstünde kötü bir etki yaratacak kadar kötü değildir.
"Medarı maişet" "geçim aracı" anlamına gelmektedir. Kitap öykü tadında ama daha uzun... İstanbul, ada yaşamı, fakir balıkçıların dünyası...

Medarı Maişet Motoru'nda yazar merkezi Burgazada olan mekanda ve İkinci Dünya Savaşı yıllarının hakim olduğu zaman diliminde sıradan hayatların zorluk ve yoksullukla dolu dünyasını hikaye etmiştir. Burgazada'da Rum ve Ermeni azınlıkların Türkler ile bir arada kardeşlik duygusu güçlü bir şekilde yaşamaları, birbirlerine değer vermeleri yazarın dil,din, ırk farkı gözetmeksizin güçlü bir insan sevgisine sahip olduğunu gösteriyor..

Yazarın ilk romanı olduğu için mi yoksa öykücü olduğu için midir bilemedim romandan ziyade uzun hikaye tadında. Roman değil de hikaye okuduğunuzu düşünerek okursanız seveceğiniz bir kitap. Ben severek okudum tavsiye ederim.
Sait Faik'in ilk romanıymış; okumadan önce bilmiyordum; kitabı bitirdikten sonra baktığımda öğrendim ayrıca kitabın bazı bölümleri siyah punto ile basılmış. Gerekçesi de puntolu yerlerin yasaklanmış olması. Okuduğumda hayret ettim nesi var yasaklanacak diye ama o zamanın yönetimi işte... Velhasıl kitabın başından bir sürü olaylar geçmiş ama yine de yayınlanmış bir eser. Ben YKY epub olarak okudum ama elimde Bilgi Yayınevi'nin kitabı var. Siyah puntoları YKY'de bulabilirsiniz.

Yazarın büyük bir öykücü olduğunu zaten biliyoruz. Nedendir bilmem bana pek çekici gelmedi yine bir Sait Faik eseri. 4 kısma bölünmüş hikayeler ama anlam bütünlüğü yok denecek kadar kopuyor bölümlerde. Geçim dertlerini anlatan bir hikaye. Yine İstanbul'un adalarında geçiyor ve dili ağır bir eser. 90 tane falan bilinmeyen kelime ve açıklaması var.

Hoş kısmı çok nadir de olsa; ders çıkarılacak bir bayan karakterin olması çok güzeldi. Kadının babasının yaptıkları ve o zamanki ortamın haletiruhiyesinin nasıl durumda olduğunu gözler önüne sermiş. İstanbul'dan bir nefes veriyor size Abasıyanık. Güzel tasvirler ve betimlemeler gerçekten şahane laf edemem ama konu itibariyle pek de çok çok iyi bir eser diyemeyeceğim.

Yine de tavsiye edilmeyecek kadar kötü bir eser asla değil ama hikaye için başka eserlerine de yönelebilirsiniz.
Eser, yapısı bakımından ayrı ayrı öykü­lerden oluşuyor havasında. Öyküler ara­sındaki bağlantı, anlatılan kişilerin aynı çevreden se­çilmesi ya da birbirleriyle karşılaşmaları yoluyla ku­rulur. Bir bakıma yazar, merkezi Burgaz olan bir mekanda ve savaş yıl­larının egemen olduğu bir zaman diliminde kü­çük insanların dünyasını sergiler.

Fakir balıkçıların, berberlerin, aylakların, hır­sızların, esrarkeşlerin ve çocukların öyküleriyle erkek berberi olan Melek’in sevdiği üniversiteli Fahri ve onun Adapazarı yaşamıyla yolculuğu sı­rasında dinlediği serüvenler parça parça birbiri­ne eklenir. Fahri’nin hastalıktan kurtulamayıp ö­lüşü, Hikmet’in Melek’e olan sevgisi yapıtı ro­manlaştırmaya yetmez. Babası Ali Rıza kızgın­lıkla dükkandaki eşyaları parçalayınca Melek ka­çar. Hikmet de Kaşık adasına bekçi olur. Roma­nın son bölümünde üç serserinin (Musta­fa, Recep, Hasan) ve bir kızın (Marika) öy­küsü eklenir. Yine bir "ada" metaforu oluşuyor derken üç ahbap çevredeki adalarda dokuz köşk soyar ve polisler Kaşık adasına gelip hepsini yakalarlar. Suçsuz Hikmet hapis­hanede manevi babası Ali Rıza’yla karşılaşır. Bir gece esrarlı cıgarayı birlikte içerek hayale dalar­lar. Ali Rıza, “Don yağıle yağlanmış” bir direk­ten boyuna kayarken; Hikmet, rüyada gibi medarı maişet kayığıyla suya gömülür.
Bizi çağdan çağa atlatan mahalle entrikalari ingiliz fransiz esintileri ile suslenmis gibi dursada aslinda durumu genele almis ve her yerde din dil ayirtmaksizin aynı yasananlar ve gunluk yaşamı ele alis bicimi bu ustada bir kez daha hayran olmamin diger bir nedeni.
Kitap Sait Faik'in yazmış olduğu iki romandan biri. Hikayeci kimliğiyle tanıdığımız Sait Faik'in yazmış olduğu bu roman da, hikayelerinden çok farklı gözükmüyor. Uzun bir hikaye olarak değerlendirebiliriz.

Dönemin hükümeti tarafında yasaklanmış ve sonradan "Birtakım İnsanlar" ismiyle tekrar basıma çıkmıştır. İsim konusuna gelirsek eğer; hem "Medarı Maişet Motoru" ismi hem de "Birtakım İnsanlar" ismi kitap ile oldukça uyumlu. Hatta kitabın isminin "Birtakım İnsanlar" olması daha uygun olabilirdi bile. Zira kitapta "birtakım insanların" başından geçen hikayeler anlatılıyor. Kitap dört ayrı bölümden oluşuyor ve son bölümde, önce ki bölümlerde anlattığı olayları bağlıyor. Genel olarak ana karakterler: Ali Rıza(Kondos), Melek, Hikmet ve Fahri diyebiliriz. Aslında "birtakım insanlar" olarak bahsedilen kişiler bunlar.

Eser de oldukça fazla yan karakter mevcut. Bazı durumlarda bu yan karakterler çiğ kalmış bile denilebilir fakat kitabı karakter tahlili yaparak incelemek pek doğru olmaz. Zira bu yan karakterler "birtakım insanların" hayatlarından geçen kişiliklerdir.

Okuduğunuz her satırda ada sokaklarında bir yolculuğa çıkacağınızı garanti edebilirim. Betimlemeler ve özellikle mekan tasvirleri çok başarılı. Kendinizi yeri gelecek Türk-Rum ada cemiyeti içerisinde yarı Türkçe yarı Rumca, günlük ada halk diliyle sohbet ediyor bulacaksınız. Yeri gelecek "Medarı Maişet Motoru" ile Marmara denizinde torik avına çıkmış; halatları tayfa ile beraber asılırken hissedeceksiniz.

Burnunuza taze tutulmuş balık kokusu, meyhanelerde meze niyetine yenilen lakerda, bakkallarda tezgahta ip ile asılı çiroz kokusunu alacaksınız. Galonlarla içilen şarabın kokusu burnunuzda tütecek.
Kaşık Adası'nın size anlamsız bir şekilde verdiği yalnızlık huzurunu tadacaksınız.

Kitabın toplatıldığı dönemde, sansür yemiş olan kısımları koyu renkle gösterilmiştir. İşin garip tarafı bu sansürlü yani koyu renkle yazılan kısımlarda en ufak bir politik yada toplumsal uyanışı harekete geçirecek bir anlam bir mana bulunmaması. Gerçi Türkiye gibi bir ülke de yaşadıktan sonra çok da fazla mantık arayamıyor insan.

Büyük ustaya saygılarla.
Birbiriyle bağlantılı dört kısımdan oluşan eser, aynı çevrede bulunan insanların; ilişkilerini, geçimlerini ve başlarından geçen olayları anlatıyor. İş Bankası Kültür Yayınlarının; kitap üzerinde yıllardır süren sansürü kaldırıp, tehlikeli bulunan kısımları koyu renkle belirterek() eseri eksiksiksiz olarak okuyucuya sunmuş olmasını da takdir ettim.
Berber Dimitro ve kızını ona çırak vermek isteyen Ali Rıza Bey üzerinden başlıyor hikayemiz. Pardon romanımız. Yazarımızın ilk ve tek romanı olduğunu belirtmekte fayda var. Bu da mı Spoiler? Varsın öyle olsun.
Sanırım 4 bölümden oluşuyor ve oldukça güzel. Bu hafta sonu benim açımdan oldukça verimli geçti ki sizler için de böyle olmasını ümit ediyorum. Gerçi bugün Pazartesi ama bana çok da fark etmiyor nasılsa. Şimdi sırada Zweig var ve ben hangi eserini okusam diye düşünüyorum. Kitaplar gerçekten de çok güzel değil mi ya?
Kitapta bir ‘Horhor’ lafı geçiyordu ki başlarda (tabii sonda da karşılaştım) kitabın Üsküdar’da geçtiğine inandım aslında. Yaşanan olaylar bizi adaya sevk etse de bence Üsküdar ana temaydı. Biraz Galata da vardı tabi.
Horhor aslında nedir diye biraz bizler için araştırdım. Yok be kardeşim tabii ki bir de kalkıp gitmedim, saçmalamayın! TDK bizim için ‘Gür Sesli Akan Su’ olarak tanımlasa da ben bugün sanırım biraz da aç gittiğim için ‘Kebapçı Mıntıkası’ olarak tanımlayacağım. Yolunuz düşerse oralardan gezerek biraz sahilde turlamanızın da iyi geleceğini düşünüyorum.
Bu arada söylemedim sanırım hatırlamıyorum. Ehliyet sınavından 96 puan aldım, bi tebriğinizi alırım. Şimdi sıra geldi Direksiyon sınavına. Varsa tecrübeliler –ki vardır- biraz tüyo almak fena olmaz doğrusu.
Cümleten keyifli okumalar iyi akşamlar diliyorum..
Birbirine bağlı 4 ana, bir çok yan hikaye barındıran kitap zamanında yasaklılar arasına girmiş. 1940'lı yıllarda yayıncı bulamayan Abasıyanık çok sonradan kitabını bastırtabilmiş, onu da sansürlü haliyle onaylatabilmiştir. O dönemki ismi ile Birtakım İnsanlar adıyla basılan kitap için Türkiye İş Bankası günümüzde güzel bir iş başarmış, sansürlenen yerleri koyu olarak göstererek, dönemdeki baskıcı rejimin, yobazlığın ne halde olduğunu bizlere anlatmıştır. (Şimdi de farklı değil)

Kitaba geçersek eğer, konudan konuya geçiş yaparken akıcılık bir nebze kayboluyor fakat ana karakterler ve bağlanan hikayeler çok hoşuma gitti.

Özellikle - Berber kız (Melek), Hayırlı evlat (Hikmet), Yaşlı kurt (Ali Rıza), Dimitro, Sosyalist Fahri hepsi şahsına münhasır tipler.

Bunun haricinde köken kardeşliği ve balıkçılık ile ilgili çok güzel bilgiler veriliyor. Dünya görüşü katabilecek cinsten bir kitap olmuş.

Sait Faik'e ilk defa başlayacaksanız belki uygun kitap olmayabilir.

Gençliğinde yazdığı bir kitap olduğu için hikaye akıcılığındaki bazı atlamalar can sıkıcı olabiliyor.
Ben ne istediğini adamakıllı bilen birisi değilim. Yalnız bildiğim bir şey varsa o da, başkaları iyi şeyler yaparsa derhal anlıyorum. Ben hakiki bir köylüyüm. Yarım yamalak tahsilimle iyiyi, kötüyü tefrik ediyorum; bu bana yeter!
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 112 - Türkiye İş Bankası Yayınları 3.Basım Ocak 2016
İşte niyetim o vergili, kırağılı, tohumu çürüklü topraktan çok denizle uğraşmak. Ne tohumu var ne kırağısı. Ne harman için rüzgâr beklemek. Ne döven için öküz kiralamak, ne de tohum için borç para almak var. Ne de sınır, "benim malım" demek kaygısı...
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 81 - Türkiye İş Bankası Yayınları 3.Basım Ocak 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Medarı Maişet Motoru
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
193
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320555
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Medarı Maişet Motoru
Medarı Maişet Motoru
Medarı Maişet Motoru Sait Faik'in kaleminden bir ilk romandır. Henüz Yeni Mecmua'da tefrika edildiği sırada (1940-41) dönemin baskıcı siyasi ortamında sakıncalı bulunup roman olarak yayımcı bulmakta zorlanacak ve Sait Faik'in annesinin maddi desteğiyle Ahmet İhsan Basımevi'nden 1944'te yayımlanacaktır. Ancak dağıtılmaya başlanmışken bakanlar kurulu kararıyla toplatılan roman, kimi paragrafları çıkarılarak Birtakım İnsanlar adıyla 1952 yılında okuyucusuna kavuşur.

İş Bankası Kültür Yayınları olarak Medarı Maişet Motoru üzerinde yıllardır süren sansürü kaldırıyor ve "tehlikeli" bulunarak çıkarılan kısımları koyu harflerle vererek yapıtı eksiksiz bir şekilde sunuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 214 okur

  • Ayşe Gökçen Çekiç
  • Meliha İpek
  • Fadime Saçlı
  • Ahmet Topal
  • İsmet Gdmn
  • Sercan
  • Ahu Sena
  • Turhan Yıldırım
  • Bey Böyrek
  • Roquentin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%4.6
18-24 Yaş
%21.8
25-34 Yaş
%48.3
35-44 Yaş
%18.4
45-54 Yaş
%3.4
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.1
Erkek
%52.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.3 (11)
9
%8.3 (6)
8
%23.6 (17)
7
%33.3 (24)
6
%6.9 (5)
5
%4.2 (3)
4
%5.6 (4)
3
%0
2
%0
1
%0