Karşınıza kısa bir Hasan Ali Yücel Klasiği ile geldim. Kitabın başlangıcında gizemli ve gotik bir atmosfer hâkim. Sanki karanlık bir hikâye okuyormuşsunuz hissi veriyor. İlerleyen sayfalarda ise olayın merkezindeki hikâye yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Genç heykeltıraş Sarrasine’in, Roma’daki bir opera sanatçısına duyduğu büyük aşkı okuyoruz. Fakat Balzac, bu hikâyeyi sıradan bir aşk anlatısı olarak bırakmıyor. Sayfalar ilerledikçe tutkunun insanı nasıl körleştirebildiğini, güzellik algısının ne kadar yanıltıcı olabileceğini ve insanın çoğu zaman gerçeğe değil, zihninde yarattığı ideale âşık olduğunu göstermeye başlıyor.
Kitap hakkında daha fazla bir şey anlatmak istemiyorum çünkü ne söylesem spoiler olacakmış gibi geliyor. Kısacık; otobüs ya da metro yolculuğunda başlayıp bitirebileceğiniz, atmosferi ve alt metniyle akılda kalan güzel bir hikâyeydi. Tavsiye ederim.
Soldurduğun tüm ümitlerim karşısında senden neyi koparıp alabilirim ki? Beni kendi seviyene kadar düşürdün. Sevmek! Sevilmek! Artık boş sözler benim için, tıpkı senin gibi.