Kitapkolikbirisi

Kitapkolikbirisi
İg: kitapkolikbiriisi
Öğretmen
17 Kasım
2103 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
3/10
·192 syf.··
2026 27. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 11:42
Karşınıza bu kez Bodo Kirchhoff’un Başa Gelen adlı romanıyla geldim. Romanın merkezinde, yayınevini kapattıktan sonra sakin bir yaşama çekilen Reither ile şapka dükkânını kapatan Palm yer alıyor. Hayatlarının bir dönemini geride bırakmış bu iki karakter, Palm’ın bir akşam Reither’in kapısını çalmasıyla başlayan beklenmedik bir yolculuğa çıkıyor. Normalde yol romanlarını seven bir okur olmama rağmen Başa Gelen bende beklediğim etkiyi yaratmadı. Yolculuk boyunca karakterlerin geçmişlerine dair bazı kapılar aralansa da roman bu kapıların ardına geçmiyor; birçok noktaya yalnızca değinip geçmeyi tercih ediyor. Bu nedenle karakterlere yaklaşmakta ve hikâyenin içine girmekte zorlandım. Roman boyunca yalnızlık, geçmiş, yaş alma ve göç gibi temalara temas ediliyor. Ancak bunlar bende güçlü bir karşılık bulmadı. Kısa sayılabilecek bir roman olmasına rağmen ilerlemekte zorlandım ve okuma boyunca merak duygum canlı kalmadı. Sonuç olarak Başa Gelen, ele aldığı temalar ve çıkış noktasıyla ilgimi çekse de okuma sürecinde aradığım duygusal bağı kuramadığım bir roman oldu. Bu yüzden kitap bende kalıcı bir iz bırakamadı ve ne yazık ki sevdiğim yol romanları arasında yerini alamadı.
Edebiyat
Başa GelenBodo Kirchhoff · Can Yayınları · 202092 okunma
Reklam
6/10
·43 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 10:31
Karşınıza kısa bir Hasan Ali Yücel Klasiği ile geldim. Kitabın başlangıcında gizemli ve gotik bir atmosfer hâkim. Sanki karanlık bir hikâye okuyormuşsunuz hissi veriyor. İlerleyen sayfalarda ise olayın merkezindeki hikâye yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Genç heykeltıraş Sarrasine’in, Roma’daki bir opera sanatçısına duyduğu büyük aşkı okuyoruz. Fakat Balzac, bu hikâyeyi sıradan bir aşk anlatısı olarak bırakmıyor. Sayfalar ilerledikçe tutkunun insanı nasıl körleştirebildiğini, güzellik algısının ne kadar yanıltıcı olabileceğini ve insanın çoğu zaman gerçeğe değil, zihninde yarattığı ideale âşık olduğunu göstermeye başlıyor. Kitap hakkında daha fazla bir şey anlatmak istemiyorum çünkü ne söylesem spoiler olacakmış gibi geliyor. Kısacık; otobüs ya da metro yolculuğunda başlayıp bitirebileceğiniz, atmosferi ve alt metniyle akılda kalan güzel bir hikâyeydi. Tavsiye ederim.
Edebiyat
SarrasineHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20231,750 okunma
6/10
·43 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 21:51
Kara Keşiş, deha ile delilik arasındaki o ince çizgiyi oldukça rahatsız edici ama bir o kadar da etkileyici şekilde anlatan bir kitap. Hikâyenin merkezinde yer alan Kovrin, bir efsaneden duyduğu “Kara Keşiş”i zamanla halüsinasyon olarak görmeye başlıyor. Fakat bu keşiş yalnızca korkutucu bir figür değil; aynı zamanda Kovrin’in egosunu besleyen, ona üstün ve seçilmiş biri olduğunu söyleyen bir karakter hâline geliyor. Kitap boyunca Kovrin’in gerçeklik algısının yavaş yavaş bozulmasına tanık olurken, bir yandan da onun bu halüsinasyonlara neden tutunduğunu anlamaya başlıyoruz. Çünkü Kara Keşiş’in söyledikleri, onun gururunu ve benliğini okşayan şeyler. Bu yüzden kitap yalnızca bir delirme hikâyesi gibi değil; insanın üstün görülme arzusunu, egosunu ve kendini özel hissetme ihtiyacını da sorgulayan psikolojik bir anlatı hâline geliyor. Anton Çehov her zamanki gibi büyük olaylardan çok karakterin iç dünyasına odaklanıyor. Kısa olmasına rağmen insanın zihninde uzun süre kalan, huzursuz ama düşündürücü bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okumanızı tavsiye ederim.
Edebiyat
Kara KeşişAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 20229,5bin okunma
8/10
·326 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 22:05
Kırık Hayatlar, Aşk-ı Memnu gibi yasak aşk, sadakat, evlilik ve evliliklerin üzerinde dolaşan o görünmez kara bulutlar üzerinden ilerleyip, dışarıdan kusursuz görünen hayatların aslında içten içe nasıl çatırdadığını yansıtan bir tema etrafında şekilleniyor. Hikâye, Ömer Behiç ve eşinin kendilerine ait yeni bir eve taşınmasıyla başlıyor. Ömer Behiç bu evi; mutsuzluğun ve hayal kırıklıklarının uğramayacağı huzurlu bir yuva gibi görüyor. Ancak hem onda hem de eşinde içten içe bir korku var: Ya o kara bulutlar bir gün bu evin içine de girerse? Özellikle eşinin sürekli diken üstünde oluşu, roman boyunca olacakların habercisi gibi bir atmosfer yaratıyor. Burada biraz da “kendini gerçekleştiren kehanet” durumu var. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri ise Ömer Behiç’in karakterindeki değişim oldu. Başlarda arkadaşının yaşam tarzını eleştiren, kendini kusursuz bir aile babası olarak gören bir karakterken zamanla bakış açısında ve hayatına dair yaklaşımında bazı değişimler yaşanıyor. Buna karşılık arkadaşı ise Ömer Behiç’in temsil ettiği düzenli aile hayatına yaklaşmaya başlıyor. Karakterlerin bu ters yöndeki değişimi romanın en güçlü yanlarından biriydi. Bir diğer sinir bozucu ama etkileyici nokta ise Ömer Behiç’in insanları analiz etme şekliydi. Roman boyunca insanların neden hata yaptığını anlayabilen, onların zaaflarını görebilen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ama işin en enteresan tarafı burada başlıyor: İnsanların düşüşlerini bu kadar iyi analiz edebilmesine rağmen kendi arzularından ve yanlışlarından kurtulamıyor. Ne yaptığının farkında olmasına rağmen yine de aynı yolda ilerlemeye devam ediyor. Bu da onu sadece “kötü” bir karakter olmaktan çıkarıp daha gerçek ve rahatsız edici bir noktaya taşıyor. Genel olarak bakıldığında, kitabın başlarında
Edebiyat
Kırık HayatlarHalid Ziya Uşaklıgil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,547 okunma
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 20:38
Ölü Ozanlar Derneği bu ay okuduklarım arasında en içime sinen, en severek okuduğum kitap oldu. Hikâye bizi; gelenek, onur, disiplin ve mükemmellik adlı dört slogan etrafında şekillenen, katı kurallarıyla bilinen ünlü bir yatılı okula götürüyor. Bu okula, yıllar önce aynı sıralardan geçmiş bir öğretmenin geri dönüşüyle birlikte olaylar şekillenmeye başlıyor. Edebiyat öğretmeni olarak sınıfa giren bu adamın öğrencilerle kurduğu bağ ise hikâyenin merkezinde yer alıyor. Çünkü o, klasik eğitim anlayışının dışına çıkarak onlara sadece ders anlatmıyor; hayatı sorgulamayı, kendi yollarını çizmeyi ve gerçekten ne istediklerini bulmayı öğretiyor. Kitap, öğretmen ve öğrenciler arasındaki ilişkiyi anlatırken aslında çok daha derin bir eleştiri de sunuyor. Bu ilişki, zamanla bir öğretmen-öğrenci bağının ötesine geçip onları kalıpların dışına iten bir yol arkadaşlığına dönüşüyor. Aynı zamanda katı eğitim sistemini ve ebeveynlerin, çocuklarının isteklerini çoğu zaman göz ardı ederek yalnızca başarı odaklı bir gelecek dayatmasını da sorguluyor. Çocukların kendi hayallerini değil, onlar için çizilmiş hayatları yaşamak zorunda bırakılması, hikâyenin en çarpıcı yönlerinden biri. Kitabın adı da buradan geliyor. Öğretmenin öğrencilik yıllarında üyesi olduğu “Ölü Ozanlar Derneği”ni öğrenen öğrenciler, bu fikrin peşinden giderek derneği yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bu süreç, onların hem kendilerini keşfetmelerine hem de kurulu düzene karşı daha cesur adımlar atmalarına zemin hazırlıyor; ve bu yolculuk, onları beklemedikleri şekilde sınamaya başlıyor. Peki tüm bunların sonunda ne oluyor? Okulun o katı ve baskıcı otoritesi mi kazanıyor, yoksa kendi sesini bulmaya çalışan öğrenciler mi? Bunun cevabını burada bırakıyorum… çünkü asıl anlam, kitabı okuduğunuzda sizin için şekillenecek. Bu
Edebiyat
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 202233,1bin okunma
Reklam