Adı:
Havuz Başı
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
152
ISBN:
9786053608745
Kitabın türü:
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
"Bir bahar günü Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte yaptığımız bir Boğaz gezintisini anımsıyorum. Üsküdar'dan Beykoz'a kadar her iskelede Sait beni sınava çekmişti:

'Şu iskeleyi anlatmak gerekse neresinden başlarsın?' Anadoluhisarı İskelesi'nin yanında küçük bir kahve vardır. 'Haydi' dedi, 'mademki hikâyecisin, şu kahvede ilk gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?' Baktım üç dört kişi oturmuş, kâğıt oynuyor, kahve içiyor, duvarda birtakım basma resimler... İran şahının, Atatürk'le resmi falan. 'Bu resimleri belirtirim' dedim. Kızdı birden, 'Ulan!' dedi, 'o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? İşte asıl hikâye o be?' "
-Oktay Akbal-Şair Dostlarım, 1964.
(Tanıtım Bülteninden)
Sait Faik okumaya başladığım günden beri ne zaman bir kitabını elime alsam ya da adını duysam içimde dışarı çıkmaya bekleyen, ani bir sarsıntısıyla beni baştan aşağı titretmeye yetecek sıkıntılar silsilesi oluşuyor. Bu kesinlikle normal bir sıkıntı değil. Anlattıkları, tahayyül ettirdikleri, seçtiği kişiler, konular, mekânlar hatta kelimeler, içimdeki duyguları aşındıran o umudu, aylaklığı, kadirşinaslığı, ortalığı velveleye vermeye yetecek gerçekçiliği sıkıntı veriyor. Aslında bu şeyleri her kitabında görüyorum. Henüz hiçbir kitabını, öyküsünü okumasaydım sadece ismi kitapla aynı olan ilk hikaye Havuz Başı’nı okusaydım da bunları yine yazardım.

Sait Faik’in öykülerini “1 hikâye 1 insan(lık)” mantığıyla yazdığını iyice düşünmeye başladım. Her hikayesinde farklı farklı insanlardan birer parça bulup bir karaktere yansıtıyor. Sait Faik’in insanları genelde aynı kişiler. Adalılar, balıkçılar, dilenciler, aylaklar, sevdalılar, orda burda kalmışlar, itilmişler vb. kişiler. Kişiler aynı, hatta ortamlar da, ama anlatış hep farklı farklı farklı. Kendini öyküye adamamış bu adam bu kişilere adamış. Bu kişilerin umutları kendi umudu, üzüntüleri, kederleri, yoksullukları, gönül zenginlikleri, sevinçleri hepsi Sait Faik’in.

Hep gerçekler korkunçtur, deriz ama aslında bilinmezlik, belirsizlik kadar hiçbir şey insan ruhunu bunaltmaz. Sait Faik burada o usta kalemini konuşturarak bilinmezliği adeta normal bir normmuş gibi bizlere sunuyor. Evet, o bilinmeze aşık. Kimi zaman bilinmez bir kadına, kimi zaman sadece sevdanın adına aşık. Bu bilinmezliklerin içinde bir kıvılcımla alevlendiği Sait Faik, bunu bize kitabın ilk hikayesinde, Havuz Başı’nda, gösteriyor. “Sizi bekliyorum. Sizi göreceğim; içimde bir şey koşacak. Siz görmeden geçeceksiniz. Ben kederle sevinci duyup dalacağım istediğim âleme. Dünyayı yeniden kederlerle kuracağım...Herkes geçti, siz geçmediniz. Yüzünüzü göremedim. Bayramım, çocukluk bayramım salıncaksız geçmiş gibi gözüme yaş doldu. Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi, bilmem.” Bilinmeyen bir kadın gelir mi bilmem ama Sait Faik’in her zaman beklediğine eminim.

Şimdiye kadar hep öyküleri deyip durdum. Ama aslında Sait Faik öykü yazmıyor; bir fotoğrafçı doğallığıyla bizlere kıyıda köşede kalmış şeylerin fotoğrafını çekiyor, elindeki çekiçle örsün üzerindeki demiri döverek şekil veren usta gibi bir şeylere şekil veriyor, madenci gibi karanlıklardan bizlere görünmeyen o güzellikleri çıkarıyor. Saydıklarım emek, hayal gücü, dikkat, görme yeteneği gerektiren şeyler. Sait Faik bunların hepsini bir araya getirerek bize kendi işçiliğini gösteriyor. Ama iş için bunları yazmadığını tahmin edebiliyorum. Neden yazdı ki peki bu öyküleri? Bizim gözümüzde sadece bir kareye sıkışmış insanları anlatmak için mi? Aylakları, sarhoşları, kumarbazları, bilinmezleri kendine daha yakın bulduğu için mi? Yoksa adına hayat denen tiyatro sahnesinde kendine böyle rol kapmak için mi? Ben bu sorulara cevap veremiyorum. Ama her kitabında aramaya devam ediyorum bu soruların cevabını.

Kitaptan çok Sait Faik hakkında bir yazı oldu. Sait Faik okudukça açılan bir yazar değil bana göre o yüzden Sait Faik’i anlamadan öykülerini anlamak o kadar kolay değil. Tabii öykülerini okumadan da nasıl anlayacaksın diye sorarlar adama. Bu adamın kendisi de öyküleri de paradoks, kısırdöngü. Öyle ki Russell Paradoksu’ndan daha karmaşık. Sırf bu karmaşıklığı tatmak için, çözmek için her kitabını okuyacağım. Ve en önemlisi Adalıları; Adalı balıkçıları, kumarbazları, aylakları, dilencileri, garipleri tanımak için, dışarda tanışma cesareti gösteremediğim bu kişilerle üç dört sayfalık arkadaş olmak için okuyacağım. Öneririm mi derseniz bilemiyorum. Kimi durum hikayesi olay yok diye sıkılacak kimi ne saçma hikayeler bunlar diye dudak bükecek. İşte bir kitabı böyle okuyanlara, yanlış anlaşılmasın kimsenin okuma anlayışına laf etmiyorum burada, önermiyorum Sait Faik’i. İyi okumalar.
Kitabın ismini alan Havuz Başı öyküsü ile başlıyor bu eser. Klasik bir Sait Faik hikâyesi...

Alışık olduğum Sait Faik dokusunda başlayan eser, böyle devam edecek derken farklı bir tarzla karşılaşıyorum. Bana göre okuduğum en farklı Sait Faik kitabı. Havuz Başı hikayesinde yazarın ağzından tipik yurdum insanı hikayesini okuyoruz. Ama ardından gelen hikâyelerde değişim fark ediyorum. Kıssalardan oluşan ve üçüncü ağızdan anlatılan On Milyonerin On Metresi, bir köylünün ağzından "Sakari" Nehrinin bir yandan hüzünlendirici ve bir yandan da neşe verici hikayesi "Su Basması", olayın ve mekânın yer almadığı deneme tarzını andıran "Mektup" gibi farklı hikâyelerin yanı sıra yine aşina olduğumuz Sait Faik öyküleri de aralara serpiştirilmiş bu eserde...

Bir çocuk parkının gecesi ile gündüzü arasındaki farkını; bir parkın gece sahiplerini ve gündüz misafirlerini, parkta uyuyan insanların güzel sohbetlerini yaşamadıysanız bilmezsiniz. Hayatımızın kenarındaki sıradan dediğimiz insanları anlamamızın bir yolu daha var: Sait Faik'in kalemiyle tanışmak...

Benzer kitaplar

Bazı yazarları okumak bulaşıcıdır... Bazen bir kitabevinde gezerken daha evvel okumadığın ama kalemini merak ettiğin yazarlardan birinin eserlerine denk gelir, artık okuma zamanının geldiğini düşünerek beraberinde eve getirirsin. Sayfalar boyu çıktığın yolculukta satırlar yüreğine dokunur, dokundukça okur, okudukça yazarın kalemine daha çok vurulursun. Sonra bir kitap, bir kitap daha derken tüm kitaplarını tamamlamayı kafaya koyarsın. Ah, bir de o dilin yok mu dilin? Hiç durmak bilmez böyle zamanlarda. Eh, niye dursun zaten efendim bir kere yüreğe dokunmuş o satırlar... Yemeyip, içmeyip her fırsatta yazarı ve kitaplarını önermekten kendini alamazsın. Zaten sonra olan olmuş, okudukça aynı satırlardan aynı tadı alan kitapsever dostlarına da bu durum bulaşmıştır.
İşte benim kitapsever dostlarıma da Sait Faik tutkum durmayan çenem sonucunda böylece bulaşmış oldu. Oh, fena mı oldu? Ne güzel hep birlikte Sait Faik için okuma etkinlikleri düzenleyip, aynı satırlarda doyumsuz bir keyif alabiliyoruz. Nitekim birkaç haftadır da yeniden bir Sait Faik etkinliği yapmak için günleri saymış ve sonunda #saitfaiklebeşçayı etkinliğimize başlayabilmiştik. Bu güzel etkinlik kapsamında da tahmin edersiniz ki, yine enfes bir Sait Faik eseri, büyük bir keyifle okundu, bitirildi. Sevgili Sait Faik'le çaylarımızı aldık Havuz Başı'na oturduk ve tatlı bir sohbete daldık. O bana samimi üslubuyla, içten ve doğal anlatımıyla kendi gözünden insanları, hayatı anlattı, bense çayımdan minik minik lezzetli yudumlar alarak dinledim, kendimce ara ara sohbete dahil oldum.

Havuz Başı, yirmi üç öykü ve anılarda Sait Faik'in anlatıldığı bir ekten oluşuyor. Samimi, doğal, kendine has üslubuyla yine okurunu içine alan, betimlemeleriyle okurunu zihninde canlandıdığı sokakları adımlamaya, insanların arasına ve doğaya karışmaya davet eden, fakat en önemlisi içinden geldiği gibi yazdıklarıyla kimi zaman tamamen, sadece ve sadece sana hitap ediyormuşçasına hoş duyguları barındıran oldukça güzel bir eserdi ve ben yine ölümünün üzerinden altmış iki yıl geçmiş olmasına rağmen bu mükemmel insanın, bu muazzam kalemin satırlarında onunla tatlı bir sohbeti paylaşıyormuş hissine bir kez daha vuruldum, bir kez daha hayran kaldım.

Sevgili Sait Faik'le kâh Burgazada sahillerinde balık tutup, kâh eski İstanbul sokaklarını arşınlayıp zamanda doyumsuz bir yolculuğa çıkma keyfinden kendinizi mahrum bırakmayın. Hayatı Sait Faik'in usta gözlem süzgecinden geçirdikleriyle görmenin zevkine varın. Zira bir defa onun kaleminden öykülerin tadına baktıktan sonra bırakamayacağınıza eminim:) Tüm edebiyatseverlere bu güzel yazarı ve onun güzel eserlerini tavsiye ediyorum.
Bitmeyen ev-okul yolcuğu yapmışlar Ve bunu en iyi yanı ise kitaplarına vakit ayırabiliyor olmak.Üsküdar sahilde otobüs beklerken okumaya başladığım Ve otobüste okumaya devam ettiğim bir kitap.Kitabım bitti ama daha evime varamadım.Kitsbımın bittiğine üzüldüm.Çünkü Sait Faik ile sohbet etmekten çok zevk alıyorum.Birçok hikaye vardı ama işin özünde ben birçok şey konuştum yazarlar,bu hikayeler sayesinde.Bir çok şey öğrendim,yeni şeyler kattım kendime ve bazı şeylerde fikrim değişti.Tavsiye ederim.Keyifli okumalar.
Bir kitabın sonuna gelmek hele ki bu Sait Faik kitaplarından birisi ise yeme de yanında yat. Sait Faik okumak güzel, bulaşıcı bir hastalıktır. Rastgele bir öykü seçip ruhunuzu dinlendirebileceğiniz kitaplarından bir tanesidir Havuz Başı. Mektup öyküsü bambaşka bir öykü. Her cümle neredeyse bir aforizma niteliğinde. Oktay Akbal ile anısı çok ama çok etkileyici. Keyifli Okumalar.
İlkokul zamanlarımdı ama tam olarak kaç yaşındaydım hatırlamıyorum.Türkçe kitabına Sait Faik'in bir hikayesini koymuşlar-hangisi olduğunu da hatırlamıyorum- yorumlamamızı istiyorlar.Anlayamadım,garipsedim pek tabii.Çok soyut, çok karmaşık gelmişti.O zamandan beri de hep çekindim Sait Faik okumaya,okumak için yeterli olgunluğa ulaşmayı bekledim hep.O yüzdendir ki hiç Abasıyanık kitabı satın almamıştım,bu kitap da bir arkadaşımdan geldi bana.Yoksa uzun süre de satın alamazdım sanırım öyle bir önyargı oluşmuş ki kafamda anlayamayacağıma dair.Neyse efendim,sayfa sayısına oranla pek de kısa sayılmayacak bir sürede bitirdim kitabı.Bu süre de önyargı kaynaklı tabii.Kitapta toplam 23 hikaye var.Hepsi de ayrı bir tat bıraktı bende,hepsi de tekrar tekrar buyur etti cümlelerine.Ama ben Su Basması ve Mektup'u diğerlerinden ayırdım galiba,pek bir sevdim onları.

Sait Faik benim için Havuz Başı'yla başladı,muhtemelen bu kitabı birkaç ay sonra açar tekrar okurum.Kafamdaki önyargıyı da yıktığıma göre sırada 'Alemdağ'da Var Bir Yılan' var.Teşekkür ederim Sait Faik,ben bir cümlede üç yoğunluk okumayı çok sevdim.
Memleketin halini mi öğrenmek istiyorsun tarih okuma Sait Faik oku,anlatır sana memleketi.
Dostluğu mu arıyorsun oda burada.
Evsizlere nasıl sığınacak yer olmuş geceleri parklar, milyonluk şehirlerin içinde paylaşılamayan yalnızlıklar.
Zenginlik insana zarar verir krallar gibi yaşarsın ancak sonun hep hüzünlü.
Masum aşklar tutkulu sevdalar.
Her yerden hikayeler toplamış Sait Faik ve anlatmış bize en güzel yerinden, okuması çok zevkli bir kitap, tebessümler bırakıyor.
Sait Faik okumak benim için bir şehri fethetmek gibiydi. Farklı yıllarda defalarca kuşatmış ancak başarılı olamamıştım. Bu sefer oldu, okudum ve etkilendim. Farklı öykülerden oluşan bu kitabı okurken kendimi yazarın döneminde yaşıyor gibi hissettim. Yazarın bir sonraki hikayesinin dergide yayınlanmasını heyecan içinde bekleyen bir okur gibiydim. Ayrıca dönemin sosyal, ekonomik ve siyasi durumu hakkında da biraz fikir sahibi oldum. Okumanızı tavsiye ediyorum.
Eger bir gün öykü yazacaksanız bu kitaptan `öykü nasıl yazılır?` hakkında çok şey öğreneceğinizi düşünüyorum.
23 farklı öyküyü içinde barındıran ve kolaylıkla okunan bir kitap. Tasvirleri öyle kuvvetli ki okurken izler gibisiniz. Hem okuduklarınızı hem de öyküsünü yazarken yazarı.
Bir kaç öyküyü pek beğenmeden geçtikten sonra karşınıza çıkan diğer öykünün güzelliği sizi kitaba tekrar bağlıyor.
“Yalnız başına olan insan kadar büyük adam yoktur ama insanlarla beraber olan insan hakiki kıymetini ölçer, biçer.” diyerek toplumun, kafamızda kurduğumuz dünyanın kralı olmadığımızı hatta böyle bir dünya olmadığını yüzümüze vuruşunu, daha tatlı bir üslupla anlatmış amcamız. Daha bir çok tespitler bulacaksınız `Hıh! ben de bunu demek istiyordum ama nasıl diyeceğimi bilemiyordum` dediğiniz.
Herkesin seveceği bir kitap değil. Ama sevilecek bir kitap. Yazarı tanımak isteyenlerin bu kitapla ona ahbap olacağını düşünüyorum. Saygılar
İnsanlar , Türküler, Masallaı harikaydı :) Okumanızı tavsiye ederim, Sait Faik Abasıyanık'ın her kitabını okumanızı tavsiye ederim, İyi okumalar.
Bir ustanın elinde çıkan güzel hikayelerden oluşan bir kitap. Sait Faik'in hikaye üslubunu birebir yansıtıyor. Özellikle Kumarbaz Hayri Efendi ve Jimnastik yapan adam hikayeleri çok güzel. Bu iki hikayeyi okurken adeta kendim yaşamış gibi oldum . Sait Faik hikayeleri çok eğlenceli çok öğretici değil ama bir hayli hayal kurduruyor.
“O üzüntü birdenbire gelir. Hava yağmurludur. Bir sonu gelmeyecek başlangıç. Böyle sürüp gidecek gibidir her şey. Öyle ki, çocuklar bile çirkindir.”
Konuşurken düşünmüyor muyduk? Düşünüyorduk ama hatalara düşüyor, bir türlü onaramayacağımız haltlar karıştırıyorduk. Sonradan ne kadar pişman oluyor, söylediğimiz, hırsla söylediğimiz bir sözden ne kadar utanıyorduk.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 90 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Şehir, en küçüğünden en büyüğüne kadar haksız para kazanmayı ayıp saymıyordu.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 48 - Yapı Kredi Yayınları
Kendi başıma hayalperest olduğum hâlde başka birisiyle yan yana bulunduğum zaman adamakıllı mühendis gibi, doktor gibi hesaplı olurum.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 14 - Yapı Kredi Yayınları
Rıhtımın kırık taşına oturmuştuk. Bulutlar yıldızlara bir şeyler götürürdü.
Beklerdik.
Masalımıza aydan çocuklar gelecekti.
...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Havuz Başı
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
152
ISBN:
9786053608745
Kitabın türü:
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
"Bir bahar günü Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte yaptığımız bir Boğaz gezintisini anımsıyorum. Üsküdar'dan Beykoz'a kadar her iskelede Sait beni sınava çekmişti:

'Şu iskeleyi anlatmak gerekse neresinden başlarsın?' Anadoluhisarı İskelesi'nin yanında küçük bir kahve vardır. 'Haydi' dedi, 'mademki hikâyecisin, şu kahvede ilk gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?' Baktım üç dört kişi oturmuş, kâğıt oynuyor, kahve içiyor, duvarda birtakım basma resimler... İran şahının, Atatürk'le resmi falan. 'Bu resimleri belirtirim' dedim. Kızdı birden, 'Ulan!' dedi, 'o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? İşte asıl hikâye o be?' "
-Oktay Akbal-Şair Dostlarım, 1964.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 211 okur

  • Leyla Leyla
  • Kevser BEGEN
  • Ayşe Yalkut
  • Alper Erdogan
  • Eda Gülberk
  • Samet ALICI
  • Cihat Baybars
  • (ayaz)
  • Esra Erdoğan
  • Fatmanur Yeşilyurt

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%29.7
25-34 Yaş
%36.6
35-44 Yaş
%22.8
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.3
Erkek
%44.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28 (14)
9
%16 (8)
8
%26 (13)
7
%20 (10)
6
%6 (3)
5
%2 (1)
4
%2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0