• Bu ülkede eksikliğini duyduğum 'insanın kendisiyle hesaplaşma meselesi' ni bizzat kendime uygulayarak bu meselenin ilk kurbanlarından oldum.
  • Bu kitabı okumak için iki önemli neden var:Birincisi, Kafka'nın babasıyla sorunlu ilişkisini, problemli kişiliğinin oluşumunda babasının büyük rolünü gözler önüne sermesi... (Ki çok önemlidir. Yazarın eserlerini daha iyi çözümlemek için bu yönüyle kendisini tanımak gerekir.) İkincisi, çocuğunuza karşı davranışlarınızın onları nasıl derinden yaralayıp kişilik gelişimini olumsuz etkileyebileceğini anlamamızı sağlaması...
    Kitabı okurken sürekli babamla ve oğullarımla olan ilişkilerim, yaşadıklarımız, sancılı zamanlarımız, birbirimizi örselemelerimiz geldi geçti gözlerimin önünden. Bir nevi içsel hesaplaşma yani... Siz de bunu yapmaya hazırsanız büyük bir yazarın babasıyla olan hesabını kapatmasına tanık olun.
  • BU İNCELEME NAMUS CİNAYETİNE KURBAN GİTMİŞ, ŞİDDET GÖRMÜŞ VE GÜÇLÜ KADINLARA İTHAF EDİLMİŞTİR.

    Nihayet tanıştık ASLI ERDOĞAN ile... Ben ziyadesiyle memnun oldum tanışmamızdan! Ve kitaptan bahsetmek için sabırsızlanıyorum...

    Öncelikle kitabın, Aslı Erdoğan'ın köşe yazılarından ve dergilerdeki öykülerinden alındığını belirtmek istiyorum.

    Kitabın hemen başlarında bir cümle çeldi gönlümü.
    YÜZÜNÜ TEMİZLE, GÖZYAŞLARINI SİL, - AĞLAMAK YENİYETMELERE ÖZGÜDÜR KIZIM! -
    İşte burada anladım, bu kadınla iyi anlaşacaktım. Karşımda her şeye rağmen güçlü bir kadın vardı. Bazen kaybolmuşluk hissi, boşluk hissi, ait olamama, uyum sağlayamama gibi hisleri olsa da güçlüydü bu kadın. Kendisiyle yüzleşebilecek kadar güçlü... İç hesaplaşmalarına tanık oldum. Madem bir iç hesaplaşma vardı ortada, ben de dahil ettim kendimi. Kapanmış, sorgusu bitmiş, yıllar öncesinden kalma konuları çıkardım gün yüzüne. Gerek var mıydı tekrar tekrar sorgulamaya? Galiba vardı ve hep bu zamanı beklemişler. Aslında farkındaydık, bir hücrede yaşayıp, anahtarların cebimizde olduğunu bile bile, kilidi denemeye korktuk! Bir sonuca bağlanmadı belki ama yine de bu güçlü kadınla bir şeyleri sorgulamak iyi hissettirdi...


    ÖNEMLİ OLAN BİR İNSANIN NAMUSUYLA ÇALIŞMASI, Kİ NAMUS -BUNU DA TELEVİZYONDAN ÖĞRENDİM- GENÇ BİR KADININ EN ÖNEMLİ ŞEYİYMİŞ.

    Vee bu konudaki hassasiyeti beni kendine bir kez daha hayran bıraktı. NAMUS sadece kadına mı özgü olmalıydı? Cevap net, uygulama sıfır...
    Denemelerinde yüzyıllar boyunca erkeğin kadın üzerindeki etkisini, dayatmalarını da ele almış yazar.
    Kadın yazar olmanın zorlukları var tabii bir de! Atılan laflar, tacizler... Yazarına değer verilen bir ülke olmayı dilemiş. Ne derece başarabiliyoruz bunu?

    Topluma ve hatta kendimize bile yabancılaştığımızdan bahsetmiş bir de, ne kadar yerinde bir tespit!

    Yolculuk anıları da mevcut kitapta. Bu yolculuklar boyunca tanıdığı insanlar, kesiştiği hayatlardan bahsetmiş. Ne güzel yazılar çıkmış ortaya!

    Araştırdığım kadarıyla, ülkemizde 96-97 yıllarında cezaevlerinde açlık grevleri yapılmış, ölüm oruçları tutulmuş. Çokça yer vermiş yazılarında Aslı Erdoğan bu konuda da. Siyasi eleştirileri de gözden kaçmayacak derecede tabii.

    Sanata, insana, sevmeye değer vermiş bir kadın ASLI ERDOĞAN. Bazen öyle cümleler vardı ki, keyifle defalarca okudum. Kitap bitmesin diye mümkün mertebe ağırdan aldım. Yüreğime dokunabildi yazar, hem de en ücra köşelerine...

    Ben yüreğimle hareket eder, yüreğimle karar veririm. Yazarla ortak yönlerimizden biri de bu sanırım. Aslı Erdoğan'ın okuduğum ilk kitabıydı, görünen o ki son olmayacak, devamı gelecek. Sizlere de şiddetle tavsiye ederim.

    İyi ki yazmayı seçmişsin CANIM KADIN, iyi ki yüreğime dokundun...
  • “Elli yıl sonra her şey geçmişte kalmayacak. Elli yıl sonra da bugün ve dün olduğu gibi ‘şimdi’ yaşanacaktır. ‘Şimdi’yle karşı karşıyaysak bu ne kendimizi aldatmamız için ne de onu görmezden gelmemiz; unutmak insanlar için en kötüsü. Hayır, ‘şimdi’ hesaplaşma istiyor bizden.
  • Onlar... karşımıza oturacaklar.
    Ve biz onlara diyeceğiz ki:
    Hesaplaşma günü geldi. Şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. Biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. Ve çıkarınıza baktınız.
  • 1984’ten bu güne kadar başımıza bela edilen Terör!

    Otuz dört yılı aşkındır milletimizin her hanesine düşen bir yangın var. Bu yangın kıvılcımla, çatırtı ile patırtı ile geldi bugüne kadar. İlk çıktığı dönemlerde üç buçuk eşkıya denilerek önemsenmedi devlet ricali tarafından. Sonrası malum… Amerika’nın Körfez’e müdahalesi sonucu oluşan uçuşa kapalı alanlarda kendi kamplarını kurarak, Avrupa’dan, Dindaş ülkelerden alınan yardımlar ile 30 binden fazla canımızı kurban verdik teröre..

    Peki bu terör, bu PKK Kimdir? Bunun finans kaynağı nelerdir? Salt Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri midir? 2001 sonrası iyice beli kırılan bu kanlı örgüt nasıl belini doğrultmuştur? AB uyum süreci sonrası gelişen ortam, terörle mücadeleyi ne derece sekteye uğratmıştır? Hudut ne için namustur? PKK eli ile Avrupa’daki soydaşlarımız nasıl haraca bağlanmıştır? Albay Sarızeybek bu soruları geliştirerek açıklıyor. Ve açıklamalar ekseninde kendi çözüm yolunu da sunmakta. Kitapta Kaçakçılık ve Terör bağlantısına vurgu yapıyor. Yanılmıyorsam beş – altı yıl önce de Kurt Kapanı adlı kitabını okumuştum. Oradan hatırım da kaldığı kadarıyla PKK’nın örgüt arşivinin Suriye de tutulduğu gibi konular, Şemdinli üçgeni vb. konuları anlatmıştı. Bu ve benzeri kitaplar, konular çoğu kimse için sıkıcı geliyor neyse ki ben bu çoğu kimseden değilim. Bizi yıllardır teröre alıştırdılar, bizi kendimize yabancılaştırdılar. Biz bu değiliz. Tarihe yön vermiş ender bir milletiz. Büyük bir millet olduğumuzun bilincini idrak etmek dileği ile….
  • "Büyük düşünceler, büyük bir zekâdan çok, büyük bir kalpten doğar."
    Dostoyevski
    Sayfa 153 - Bordo Siyah