Devlet kendi dışındakileri görmeyen bir aygıt. Yani yok sayan, inkar eden ve inkarında katı yüzü ile ısrar eden, duyguya yer vermeyen bir bünye. Nietzsche ne diyordu? “ Devlet, soğuk canavarlarında en soğuğudur. Kılı kıpırdamadan yalan söyler, tüm dillerde söylediği her şey yalandır.”
Biz kürtler, yeni yeni yürümeyi öğreniyoruz. Mesafe almayı, ileriye adım atmayı yeni keşfediyoruz. Yol yapmayı, kendi yolumuz üzerinde yürümeyi ilk defa deniyoruz. Binlerce yıl uygarlığın sokaklarında dolaştıktan sonra bu labirentten ilk defa çıkıyoruz. Kendi labirentimizden ilk defa kurtuluyoruz ve ilk defa kendi ufkumuza bakıyoruz…
Ve artık ne yolumuzdan, ne duruşumuzdan, ne de bakışlarımızdan vazgeçmeyiz…
Bazen, annemin bir bir adlarını saydığı ziyaretlerin tılsımının nerede olduğunu düşünüyordum. Ya tanrı, nasıl bu kadar acının yaşanmasına göz yumabiliyordu? O nasıl bir Tanrı’ydı, yaşadığımızın düş, düşümüzün gerçekmiş gibi var olmasına izin verebiliyordu? Görmez miydi, hayal kırıklığının insanı sisler içinde belirsiz bir düşe çevirdiğini, görmez miydi, hayalin kendi kutsal varlığının dahi önüne geçtiğini?