• 140 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Yeraltından Notlar ‘’Yeraltı’’ ve ‘’Notlar’’ olarak iki kısımdan oluşmakta. ‘’Yeraltı’’ kısmında kendini, tabiat ananın yarattığı içi dışı bir, gerçek ve aynı zamanda ahmak olarak gördüğü insandan ayırıp kendini üstün anlayışlı, üstün anlayışlılığın sonucunda önceleri yalnızca fare kadar değerli gören sonraları ise bir haşere kadar değerli görmeyen bir adamın yeraltı dünyasını okuyoruz.

    Bu adamın, kendi yeraltına ait birtakım fikirleri bulunuyor bu yüzden kitabın ilk bölümünü hızlı bir şekilde okumaktan ziyade durup düşünerek bazı şeylerin altını çizerek okuyorsunuz. Kahramanımızın sürekli vurgu yaptığı şey, isteme hakkına sahip olmak. Yani, bir davranışın seçimini yaparken bunun illaki mantığa uygun olması veya yarar sağlayacak bir şey olması gerekmediğini, insan için en güzel şeyin özgürce seçebilmek olduğuydu. Bunun için de şu sözleri sarf etmiştir:
    Sorunların; ödevler, erdemler ve inançlar göz önüne alınarak çözümlenmesinin gerekliliğinin, iki kere ikinin dört ettiği kadar doğru olduğunu söyleyenler için, ‘’ Hey Tanrım, ya herhangi bir sebeple bu kanunlardan ve iki kere ikinin dört etmesinden hoşlanmıyorsam, tabiat kanunlarından, iki kere ikinin dört etmesinden bana ne?’’ şeklinde serzenişte bulunmuştur. Mantıklı karar vermenin bir doğa kanunu gibi görülmesine karşın ise şunları söyler:
    ‘’ Gerçekten, ya günün birinde bütün arzu ve kaprislerimizin de formülü bulunur, daha doğrusu, bunların esasına, hangi kanunlara bağlı olarak meydana gelip nasıl geliştiklerine, çeşitli durumlarda hangi yolları takip ettiklerine vs. dair kesin bir matematik formül ortaya çıkarsa, O ZAMAN İNSAN MUHTEMELEN, HATTA MUTLAKA HİÇBİR ŞEY İSTEMEMEYE BAŞLAR.’’

    İkinci bölüm olan notlar kısmında ise, yeraltı dünyasında yaşayan, asosyal, kendi varlığını kabul ettirme isteği bulunan karakterimizin başından geçen olaylar anlatılmaktadır. Bu olaylarda gözüme çarpan şey; karakterin, neredeyse her olay karşısında mantıksız davranışlar sergileyip sonrasında ‘’Mantıksızsa mantıksız, ben istediğim için böyle yapıyorum.’’ mesajı vermesiydi ki bu da ilk bölümdeki düşüncelerinin yansımasıydı. Aynı zamanda “Yeraltı” bölümünde “siz” diyerek anlattığı insan davranışlarını ( #43958454 ) birer birer gerçekleştirmiştir.

    Dostoyevski’nin şu âna kadar okuduğum en iyi kitabı olarak yerini almıştır bende. Muhteşem psikolojik tahlilleri ve kimi zaman bizim de girdiğimiz o yeraltını çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiştir.

    ------------------------------------------

    “Bana Anımsattıkları” bölümüme hoşgeldiniz.

    - Başkahramanımızı Gogol’ün “Bir Delinin Hatıra Defteri” öyküsündeki başkarakterine benzettim. Oradaki karakterimiz de memur idi ve kendi varlığını kabul ettirme çabasındayken artık gerçek dünyadan ayrılıp köpeklerle iletişim kurduğu dünyaya geçmişti ve olay en sonunda kendini “İspanya” kralı sanmasına varmıştı.

    - Karakterin “Bir kız babası olsaydım” şeklinde başladığı nutuk, bana Hugo’nun “Sefiller” adlı kitabının başkahramanı Jean Valian ve babalığını yaptığı Cosette arasındaki ilişkiyi anımsatmasından ziyade tıpatıp yansıtıldığını düşünüyorum.
  • Kendini yeniden koyuvereceği sıra Erhan'ın eli bacaklarından ayrıldı. Kinli, istediğine karşı gelinmiş şımarık bir oğlan sesi duydu:
    — Ne o, yoksa kız mısın?

    Önce şaştı. "Ah, bu kadarı fazla..." İçinde yıkıcı, acı verici bir deprem başladı. Dönüp baktı. Şu yakışıklı erkek işte buydu. Artık tanıyordu onu. Şiirlerin, kitaplardan kapma büyük sözlerin yapma süsünden sıyrılmış; beylik yargılarla dolu, bayağı. Böyleleri için en önemlisi kızlıktı. Oysa B.'nin ona vermek istediği şeyin yanında kızlık neydi ki? Yarın gidip onların bu kızlık dedikleri şeyi tanımadığı bir erkeğe verecekti. (Hey gidi öfke, sen insan aklına daha saçma düşünceler bile getirebilirsin.)
    Yusuf Atılgan
    Sayfa 24 - Varlık Yayınları
  • (Bu tarz şiirlerinden sonra onun gizli Hıristiyan olduğu konuşulmuş ve iddia edilmiş. Bu şiiri de Galatalı bir Frenk oğlan için yazmış.)

    İçinde dolaşan huri gibi güzellerle Galata’yı tanıyan kişi, Firdevs cennetine gönül bağlanmaz. Hele orada o gönül süsleyen servi boylu sevgiliyi gören insan, artık bir daha cennette biten servi ağacının adını bile anmaz.

    Orada Galata’da Frenk şiveli bir Hıristiysn güzeline rastladım ki, Hz. İsa’yı görecek olanlar, İsa Peygamber’in ancak bu sevgilinin dudaklarıyla yeniden hayat bulmuş bir insan olabileceğini düşünmek zorunda kalırlar.

    Hey Müslümanlar! O Hıristiysn dilberini bu güzellik içerisinde görenler akıllarını, şuurlarını, din ve imanlarını nasıl korusunlar? Onu gören insanın neredeyse kâfir olası geliyor.

    O Hıristiyan güzelinin içtiği saf şarabı içenler, Kevser şarabını artık hatırlarına bile getirmezler, onun gittiği kiliseyi görenler, bir daha mescide ayaklarını basmazlar.

    Ey Avni, beline kuşandığın zünnarı ve boynuna astığın haçı görenler, senin de bir Frenk kâfiri olduğunu zannederdi.
  • Hey gidi yirminci asrın Müslümanı! Bırak tatbik etmeyi, "Efendim o Kur'ân bin dört yüz sene önce geldi, o zaman geçerli idi" diyor. Hayır, hayır! Böyle inançlı olamazsın.
  • eşeği suya salmışlar eşek geldi
    sen gelmedin
    dağlar taşlar dile geldi
    sen ses vermedin
    deniz çağırdı nehirleri
    nehirler coştu gitti
    sen ise uçtun gittin
    biliyorum kalbindeyim
    ne yapayım kendimi kandırır gibiyim
    hey aşk dedik sevgi dedik
    hep iyi tarafını gördük
    derdini sevemedik
    ama ben öyle bir sevdim ki
    sevilmeni sevdim sevmeni değil
    seni sevdim sen olduğun için
    beni sevsende sevmesende
    ben seni sen diye sevdim
    güvenmezdim kimseye
    ölümüne güvendim ölesiye
    ve ben seni sevdim
    sensin diye
    her seveni sevmezki insan
    gönül bu anlayana kelam
    ne yani sevdim diye vazmıgeceyim
    ne yani sevmedin diye vazmıgeçeyim
    tamam aklım gec dedide
    gel sen sor hele bir gönlüme

    susmuşşair
  • Ey insan qelbinin kor arzulari, gozelliyin cekib apardigi terefe meyl eden urek, hey ireli-ireli deye seslenir. Kend gusesi oz gozelliyi ile cilvelenen kimi, tenha qoyunun zinqirovunun seslendiyi kimi... Urek derhal hiss edir, ses verir ve konlunu acir. Taki ayaqlar yorulduqda, urek ise iztirabdan uzuldukde anlayacaqsan ki, senin ucun ne doymaq, ne de razi qalmaq var...