Cahit Sıkı , Ahmet Haşim ve Reşat Nuri Güntekin çirkin olduklarını düşündükleri için hep içlerine kapanıklarmış. Ahmet Haşim dostları tarafından heybetli bulunan başı adına özel bir şiir yazmış ve hiç beğenmediği kafası için "Cehennemde yetişmiş bu kafa" diye söz etmiştir.

Victor Hugo da beğenme takıntısıyla her gün berbere gider, saçını düzeltir. Sesi için çip yumurta yer, yaşlanma etkilerini yavaşlatmak için buzlu su ile yıkanırdı bundan mı bilinmez 83 yaşına kadar yaşadı.
-Lys edebiyat soru bankası latifeleri -

Beni yavaşlat
Tanrım,

Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin
sükunetini ver .
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginligi, belleğimde yaşayan akarsuların
melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için
yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir
kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara
dalabilmeyi öğret…
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı
arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi
büyümesine bağlıdır…
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine
doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı
olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver…

(HiTiTLERiN M.Ö.2000 YILINDAKi DUVAR YAZISINDAN ALINMIŞTIR.)

Gülce
GÜLCE



Ve Gülce,
Savruluyor imgeler ardından bir bir
Anlatılamaz olanın kifayetsiz dinginliğinde
Sana ve bahara dair ne varsa
Ne kaldıysa,
Bir giz oluyor zamanda.


Bir söz söylesem,
Adını telafuz edebilsem,
Zaman ağırlaşırdı
Zaman ağırlaşırdı ve
Geceye pusu kurardı.
Heybetli dağlardan
Faziletli sulardan
Güneşin bizim değil eşsizliğinden sıyrılan bedenin
Kurumuş bir dal gibi iliklenirdi yakama.


Gülce,
Hoyrat yaradılışlı kadınların
Ve inceliksiz adamların
Orta yerinde savruluyor günlerim
Ve ki şimdilerde özlemek
Kestik demeyecek bir yönetmenin filmi sanki.


Uzağı düşünüyorum,
Boynuna kavuşmayan ellerimi
Bir bozkırın avucunda,
Memleketsizlik bu.


Savruluş,
Bir hiçliğin yörüngesinde gece ve gündüz
Gövdesinden yaralanmış
Ve içine doğru ölen bir ağacın çaresizliği.
Belki de bir yolculuk
Bir ülkeden bir iç ülkeye.


Gülce bil ki,
Ne zaman yadına düşsem sesinin
İçli bir romanın kapağı aralanıyor içimde
Bir konçerto ilişiyor yanıbaşıma
Acıtıyor rakının tadını
Hüzne vuruyor kemanın yayı
Kedere demleniyor lili marlen türküsü


Ezgiler,
Aşka geçit yok ağırlığında
Hasmane bir tokat gibi
Günler, bir kasetin iki yüzüne de sarılmış aynı şarkı
Bugün, üç yıl önceki bugüne uyandım
Dün üç yıl önceki dündü.
Yaşamak da geçmişe dair akıp giden bir nehir yani


Seni yazmak Gülce,
Seni düşünmek kadar ağır
Ve sana yazmak kadar zor
Ellerimi havaya kaldırarak adımlıyorum
Anıların karanlık koridorlarında.
Çünkü Gülce
Yakalanırsam yokluğuna
Hayata dair ne varsa
Umuda dair ne kaldıysa
Apaçık ortada kalırdı.
Buna tüm kalbimle inandım...



10.11.2017 -Antalya

"Seninle konuşabilecek kadar
heybetli değildi belki kelimelerim.
Ama senim ruhunu yerinden sallayacak kadar
derindi hissettiklerim."


Nazım Hikmet

Furkan Samur, bir alıntı ekledi.
20 May 13:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

"Ev"içi doldurulması gereken bir kelime.Biz onu sadece mekân olarak algıladık.İçini sonradan hepimize yük olacak eşyalarla doldurduk.Kıymet verdiğimiz şey,insan değil eşya oldu.Değerli bir vazonun kırılması mesele haline gelirken,insanın kırılmasını sıradan görür olduk.Eşya,duygunun,ruhun önüne geçti.Televizyon dizileri bize büyük,heybetli evleri gösterdi.Uzun yemek masasının bir ucunda bir kişinin diğer ucunda bir kişinin oturduğu,şaşaalı sofralara özendik.Sandık ki güzellik orada,zenginlik masadaki portakal suyunda,mutluluk uzun ve görkemli yemek masasında...

Ev Yapımı Sihirli Değnek, Şermin Çarkacı Yaşar (Sayfa 13)Ev Yapımı Sihirli Değnek, Şermin Çarkacı Yaşar (Sayfa 13)

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz
Nedimin nigehban nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar
Çok utanıyorum Sitare
Dün oturup hesap ettim
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim
Sen bilmezsin Sitare
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
Ben de onu alır anamın düşlerine kaçardım

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Seninle konuşurken Sitare
Aklıma yıldızlar dökülüyor
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
Gökyüzü salkım salkım
Zigguratlar tıklım tıklım
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
Gözlerine baktığım zaman Sitare
Bütün çöllere ay doğuyor
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
En kuytu vahaları dolaşıyorum
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
Çadırla su arasında bir cılga var
O cılgada narin ayak izlerin var
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
Biliyorum içinde bir sızı var
Bıçak ağzı gibi bir sızı var
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
Kuzeyden güneye
Güneyden kuzeye
Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
Geviş getiriyorlar ufka bakarak
Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimiz de ıslanıyoruz
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır 
O şehirde sırılsıklam gezerdim
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
Tapınaklar insanları safra gibi atardı
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
Umay gibi yumuşak huylum
Nerden çıktın karşıma böyle
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Adam akıllı yorulmuşum
Ellerin böyle olmamalıydı
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
Durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
Daha çok işimiz var” diyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

/ Dilaver Cebeci /

Peygamber Efendimizin(sav) 80 tane sünneti

1) Affetmek
2) Çalışmak
3) Süt içmek
4) Saç örmek
5) Etli yemek
6) Koşmamak
7) Saç uzatmak
8) Koku sürmek
9) Sohbet etmek
10) Kabak yemek
11) Teravi kılmak
12) Selâm vermek
13) Yardımlaşmak
14) 3 kez sarılmak
15) Sahur yapmak
16) Düzenli olmak
17) İlim öğrenmek
18) Sessiz ağlamak
19) Sadaka vermek
20) Ezanı dinlemek
21) İki öğün yemek
22) Teşekkür etmek
23) Temiz giyinmek
24) Birbirini sevmek
25) Pazarlık yapmak
26) Hal hatır sormak
27) Tebessüm etmek
28) Misafir ağırlamak
29) Kıyafeti katlamak
30) Birbirini uyarmak
31) Artık bırakmamak
32) Kaşları düzeltmek
33) İğne iplik taşımak
34) Eşikte oturmamak
35) Ölümü hatırlamak
36) Misafiri uğurlamak
37) Sevdiğini söylemek
38) Heybetli görünmek
39) Yumurtayı yıkamak
40) Yastıksız yatmamak
41) Birbirine sabretmek
42) Doymadan kalkmak
43) Yerde yemek yemek
44) Gül suyu kullanmak
45) Davete icabet etmek
46) Yemeği yavaş yemek
47) Sebze ve eti yıkamak
48) Öğle uykusu uyumak
49) Ekmeği elle koparmak
50) Yeri gelince konuşmak
51) Vakıa sûresini okumak
52) Misafire ilgi göstermek
53) Hasta iken hamdetmek
54) İlk verilen sözü tutmak
55) Yemeğe tuzla başlamak
56) Beyaz ve yeşil giyinmek
57) Yavaş ve tane konuşmak
58) Suyu üç yudumda içmek
59) Yoldaki engeli kaldırmak
60) Yemekte güzel konuşmak
61) Kahvaltıda 7 zeytin yemek
62) Aynaya bakınca dua etmek
63) Misafiri tekrar davet etmek
64) Sabah uyanınca el yıkamak
65) Birbirinin kusurunu örtmek
66) Elleri ve yüzü kurulamamak
67) Akşam bulaşık bırakmamak
68) Yemekten sonra tatlı yemek
69) Yemeklerin ağzını kapatmak
70) Su içerken kıbleye yönelmek
71) Kapı açıldığında yan durmak
72) Her işe besmele ile başlamak
73) Çatlak bardaktan su içmemek
74) Yemeğe besmele ile başlamak
75) Arkadaş ziyaretinde bulunmak
76) Seccadeyi sünnet üzere katlamak
77) Abdest alırken yüzüğü cevirmek
78) Cuma günü gusül abdesti almak
79) Bir şey yerken 3 parmakla yemek
80) İsraf etmemek ışıkları söndürmek......

Aram Adar, bir alıntı ekledi.
15 May 02:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Dağlar
Başım dağ saçlarım kardır, 
Deli rügarlarım vardır, 
Ovalar bana çok dardır, 
Benim meskenim dağlardır. 

Şehirler bana bir tuzak, 
İnsan sohbetleri yasak, 
Uzak olun benden, uzak, 
Benim meskenim dağlardır. 

Kalbime benzer taşları, 
Heybetli öter kuşları, 
Göğe yakındır başları; 
Benim meskenim dağlardır. 

Yarimi ellere verin; 
Sevdamı yellere verin; 
Elleri bana gönderin: 
Benim meskenim dağlardır. 

Bir gün kadrim bilinirse, 
İsmim ağza alınırsa, 
Yerim soran bulunursa: 
Benim meskenim dağlardır.

Bütün Şiirleri, Sabahattin Ali (Sayfa 31 - YKY)Bütün Şiirleri, Sabahattin Ali (Sayfa 31 - YKY)

"O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. 
Derin denizlerin işi. 
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor. 
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. 
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli."