• BÜYÜK MÜÇTEHİT VE MUHADDİS: MÂLİK B. ENES (R.A.) - Mâlik b. Enes (r.a.) 93 senesinde dünyaya geldi. Medine’de yetişti. Hac dışında oradan hiç ayrılmadı. Kur’an’ı ezberledi. Bine yakın hocadan hadis ve fıkıh eğitimi aldı. Zekâsı ve gayreti sayesinde kısa sürede ilimde derinleşti. Yirmi yaşlarında Mescid-i Nebevî’de ders vermeye başladı. 179 senesinde Medine’de vefat etti.Uzun boylu, beyaz, güzel yüzlü ve mavi gözlüydü. Güzel ve pahalı elbiseler giyer, bunu ilim ehli için gerekli görürdü. Vakarlı ve heybetli bir görünüme sahipti. Siyasi olaylardan uzak durup, yöneticilere hakkı tavsiye etmeyi prensip edinmişti.İbadet ehli ve peygamber aşığıydı. Resûlullah’a saygı ve sevgisinden, O’nun kabri şeriflerinin bulunduğu Medine’de bineğe binmezdi.Güçlü hâfızası, derin anlayışı ve gayretli çalışmasıyla hadis ve fıkıh alanında otorite oldu. İlmin, kimsenin ayağına gitmeyeceğini, ilme gidilmesi gerektiğini söylerdi. Halifenin çocukları da olsa onların ayağına gitmedi.Uzun seneler sonunda elde ettiği birikimiyle başta el-Muvatta olmak üzere bir çok eser telif etti.
  • GİTME! SANA AŞIK OLDUM (Alıntı)
    “Cadı olmak zorunda mısın?”
    Kız da gülerek “Biz bu kelimeleri arkadaşlarımızla beraber-
    ken telaffuz edecektik. Sen erken başladın.”
    “Hadi bakalım küçük hanım geldik” dedi Erdem arabayı
    park ederken.
    Kız etrafına bakarak “Daha ıssız bir yer yok muydu?” Adam emniyet kemerini çözerken suratında koskoca bir
    gülümseme vardı. “Ben yanındayken hiçbir şeyden korkmana gerek yok.” diyerek kızın yanağından bir makas aldı.
    “Yoksa sen!” dedi kız.
    “Ben ne?”
    “Sevcan’a beni teslim edip rahatça paralasın diye mi fazla
    insanın olmadığı bir yere getirdin?”
    Adam yüzündeki gülümsemeyi bozmadan “Çok eğlencelisin
    ama öyle değil. Hadi inelim ve sen de elimi tutarsan, insanların kabullenmesi kolaylaşacak” diyerek elini uzattı.
    Kız da “Hadi bakalım hakkımızda hayırlısı, bindik bir ala- mete gidiyoruz kıyamete” diye söylenirken, elini yanında duran bu heybetli adama teslim etmişti.
    Erdem “Beni farkında olmadan neşelendiriyorsun biliyor musun?” derken, bu narin elden yayılan enerji içini ısıtmıştı. Şu an tek istediği bu kızı kucağına alıp... ama şimdi yapamazdı.
    “Stand-up yaptığımı kimse söylememişti.”
    “Millet açlıktan öldü, hadi girelim.”
    “Daha iyi enerjileri bitmiştir. Nikah şahidin ben olacaktım diye saldıramaz.”
    Adam “Bak neşelenmen için sana bir fıkra anlatayım sen de gülerek içeri gir ki sebep aramalarına fırsat vermeyelim.”
    Kız derin bir nefes aldı “Ben hazırım” dedi.
    “Son kararın mı?”
    “Evet. Sen şimdi önden git ben arkandan sıvışmayı düşü-
    nüyorum.”
    Adam narin eli daha sıkı tutuyordu. “Birlikte giriyoruz küçük
    hanım” diyerek ileriye bir adım attı.
  • Sığ suları en hafif rüzgarları bile coşturabiliyor..
    Derin denizleri ise ancak derin sevdalar . .
    Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor. . Anladım ki susan her şey derin ve heybetli..
  • Bazen, uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için,
    Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için,
    Bazen, ağlamak gerekir açılmak için,
    Bazen, anmak gerekir anılmak için,
    Bazen de susmak gerekir duymak için,

    Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, Allah iki ağız, bir kulak verirdi.
    Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek!

    Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur.
    Çünkü sükutta, hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.

    Sığ suları, en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
    Derin denizleri ise ancak derin sevdalar.

    Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
    Anladım ki susan her şey, derin ve heybetli.
  • ADI BAŞ HARFLERİNDE GİZLİ ŞİİR

    Artık eskisi gibi değilim,
    Nedendir bilemiyorum ama
    Karanlığa hapsolmuş gibiyim.
    Artık eskisi gibi olamayacağım,
    Rahatlık, huzur bulur muyum bilmiyorum ama
    Ankara'da daha çok kalacağım.

    Yolunuz düştü mü hiç buraya,
    Ankara demişler adına,
    Lafla olmaz gel bak yalnızlığına,
    Ne de heybetli duruyor Anadolu'da.
    Işıklı kentmiş burası,herkes aydınlık diyor,
    Zaten kimse karanlığı görmüyor,
    Lalesi, gülü değil dikeni batıyor elime,
    Işık dolsa ne olur bu şehre,
    Kendim karanlığım kendime.

    Kendimi bildim bileli yalnızım,
    En iyi günde, en kötü günde.
    Nedendir başkentteyim bugünlerde,
    Tarifi yok ama Ankara gibi ben de,
    İsimsiz yalnızlığımın başkentiyim bu günde.

    Ramazan KELEŞ
  • Heybetli ses üçüncü defa sordu:
    - Ne diyorsun Selim Pusat?
    - Doğrudur!
    - Bütün olanların ilk sebebi senin kralcı oluşun mudur?
    - Evet!
    - Bunu ilk günah diye kabul ediyor musun?
    - Asla!
    - Neden?
    - Bütün o muhteşem kralları sen yarattın!