Sevgilim;
Bu mektubu okuman mümkün değil, biliyorum. Zaten artık hiçbir şey mümkün değil sen gittikten sonra. Ama yine de yazıyorum, çünkü içimde biriken onca şey sessizlikte boğuluyor, senin adını anmadan nefes almak bile canımı yakıyor. Zaman her şeyin ilacıymış.. Yalan. Zaman sadece sensizliğe alışmayı öğretiyor ama alışmak unutmak değil. Ben seni hâlâ her sabah, yokluğunun koynunda uyanırken seviyorum. Hâlâ, arka sokaklarda yürürken, birden döneceksin sanarak ardıma bakıyorum. Seninle ne çok şey yarım kaldı. Gülüşlerin mesela.. Onları doya doya izleyemedim. Ellerini son kez tuttuğumda, bırakmak istememiştim ama hayat bizi birbirimizin elinden aldı. Ne çok şey söylemek istedim sana, sessizlikte yutkundum. “Gitme” diyemedim.. Gitmeyeceğini sandım. Meğer en büyük hatamız, sonsuz sandığımız anlara güvenmekmiş. Bazı geceler, seninle konuşur gibi yapıyorum. Gözümün önüne seni getiriyorum. Saçlarını, sesini, o kahverengi gözlerinde sakladığın bütün hüzünleri.. Ama biliyor musun? En çok da sesini unutmaktan korkuyorum. Çünkü insan, unuttuğu zaman ölür derler. Ve ben seni yaşatmak istiyorum, içimde, her hücremde, her acımda.. Biliyor musun, insanlar hâlâ “zamanla geçer” diyor. Onlara gülümsüyorum. Çünkü bazı acılar geçmez. Bazı kayıplar, insanın içine yerleşir, yaşamaya devam eder orada, sessizce. Ve ben, seninle birlikte içimde bir cenaze taşıyorum. Her adımımda biraz daha ağır geliyor ama bırakmak da istemiyorum. Çünkü bu ağırlık, senin hatıran. Senin son izlerin.. Sana anlatacak çok şeyim vardı. Ama en çok da seni ne kadar sevdiğimi söylemek isterdim. Eksik söyledim belki, eksik yaşattım.. Ama eksik sevmedim. Ruhumun ta derinlerinden gelen o tarifsiz bağlılığı hâlâ yüreğimde taşıyorum. Hiçbir zaman bitmeyecek bir özlemle.. Belki bir gün, başka bir hayatta, göz göze