• Yılmaz Özdil'in kitabıyla ilgili linç kampanyası başlatıldı bildiğiniz üzere. Eleştirilmesine karşı değilim ama linç yapılması bana çok yanlış geliyor, şöyle ki öncelikle hiç kimse kitabı almak zorunda değil arkadaşlar, ikincisi aynı kitaba 20 liraya da sahip olabiliyorsunuz, yani her bütçe düşünülmüș. Toplum olarak, hatta bu konudan ayrı, genel anlamda da 1k'da linç kültürü çok yaygın, bu bence topluma hastalık gibi yayılan çok zararlı bir davranış biçimi. Kaçınız bilir bilmiyorum, sık sık müzeleri ziyaret eden biriyim, bazı müze dükkanlarında koleksiyon kitapları bulunur, bunlar 1500 liradan 5000 liraya kadar fiyatlandırılır, yani 2500 lira lüksüne düşkün bir koleksiyoncu için aslında para bile değil, biz kendi açımızdan baktığımız için çok fazla görünüyor. Özdil'in sıkı bir takipçisi falan değilim hatta şimdiye kadar hiçbir kitabını da okumadım, ama fikrimi belirtmek istedim, dünkü köşe yazısını da bulup okuyun, bu konuyu ele almış, kalın sağlıcakla..
  • 520 syf.
    ·2/10
    Merhabalar.İşte yine bir bir kitapla daha birlikteliğimizi noktaladık.Sevgili Yılmaz ÖZDİL'in yazmış olduğu ve 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 senelik uzunca bir kısmının yoğun araştırmalarının meyvesi olan kitap M.Kemal...


    Arkadaşlar öncelikle şunu önemle belirtmek istiyorum:Bu kitaba yazacağım İnceleme/Yorum yazısı sadece benim düşüncemdir,ne Sayın ÖZDİL'e ne de kitaba hakaret değildir,sadece kendimce eleştiridir.Bu İnceleme/Yorum hakkında kesinlikle tartışmak (kavga,hakaret v.b) durumlar yaşamak istemiyorum.Şimdiden söyleyeyim :SİZ HAKLISINIZ ve SAYGI DUYUYORUM...


    Bu kitabı ilk çıktığı gün bir arkadaşımın elinden alıp tam 100 sayfasını okumuş ve sonrada okunmaz deyip bırakmıştım,neden derseniz eğer bu kitap 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 Senelik yoğun araştırmaları sonucu yazıldı diye lanse ediliyorsa boş bir kitap olarak düşünmemdi.Ha!Şu da önemli bir detay kitaptan hiç birşey alınmıyormu?Tabiki alınıyor,dünyaları alıyorsunuz.Ama...Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü tanımıyorsanız,onun hakkında yeterli bilginiz yoksa,yeterli eser ve kaynaktan yeterli okuma yapmamışsanız...
    Kitap gruplarında faal olarak okuyup inceleme yazıları yazan üç arkadaşımın ısrarı sonucu tekrar baştan başlayarak okudum ve bu kez bırakmadım.


    Öncelikle kitabın güzelliklerinden bahsedelim:Kitap çok güzel,ATA'nın bilinmeyen,daha önce duyulmamış (öyle birşey yok tabi) yönlerini,anılarını,''bilinmeyen'' hayatından kesitleri çok güzel anlatmış.12-17 yaş arası gençlerimiz için bulunmaz lezzette,duygusal bir kitap.Çocuklarımıza ve gençlerimize okutulmalı...


    Gelelim biz yetişkin okurlar için kitaba:

    Sayın ÖZDİL'in her zaman ki tarzı olan köşe yazısı formatında yazılmış,tek bir dipnot,referans,kaynakça kullanılmamış,bazı bilgilerin daha önce belgeleri ile çürütüldüğü halde yine de kitaba sokulmuş ve tarihe mal olmuş ATA'nın hayatında çok çok önemli yer tutan üç kadına ön isimleri ile hitap şeklini son derece itici buldum.

    Bu kitap tarih arkadaşlar!Referanssız,kaynaksız tarih olmaz!Olamaz!

    Nereden aldın bunları?

    Hangi arşivden çıkardın?

    Kimin anılarından derledin?

    Bu şekilde bu kitabı yazmak için o insanla bizzat tanışıp ondan dinlemen gerek,bunumu yaptın?

    Bunları yazarken 10 sene düşünme ve araştırma payın vardı madem,neden daha önce belgeleri ile çürütülen olayları kitapda kullandın?

    -- Abdulhamit'in hatıratlarını kullanmışsın,nerden aldın?Kaynak neresi?Yoksa Süleyman Nazif'in kafadan yazdığı hatıratlarmı kaynak?

    -- Bilmediğiniz,hiç duymadığınız M.Kemal dedin,dedinde abicim ben bu kitabın her yerini parça parça her yerde okudum.

    -- Nutuk'un TBMM kürsüsünden okunduğunu belirtmişsin,doğrudur ama eksiktir,keşke tam belirtseydin.

    -- Kitabın ilk 100 sayfasında ATA'nın resmen kadın meraklısı gibi gösterilip,sadece o kadar kısa bir zaman da dört kadın tanıyıp bunlara duygusal bağ (aşk gibi) atfetmek ne kadar doğru?

    -- Latife Hanım'ın anlatıldığı bölüm de boşanmadan bahsederken kullandığın cümleler ATA'ya saygısızlık değilmidir?Latife Hanım'a bu kadar sahip çıkıp saygı duyarken,korurken,Kız kardeşi Makbule Hanım'ın adeta mal mülk sevdalısı,sinsi,kıskanç biri olarak gösterilmesi hangi vicdana sığar ve yine referansı kaynağı neresidir?

    -- Koca bir tarih yazıyorsun,tarihe altın harflerle geçmiş,dünyanın saygı duyduğu ve bırak yazmayı düşünürken bile dikkat ettiği bir kişilik hakkında biyografi yazıyorsun,10 senelik çalışmanın ürünü diyorsun ve köşe yazısı formatı kullanıyorsun.O nedir yaa?

    --Bazı bölümlerde ATA'ya haksız yere saldıran,onun hakkında yalan yanlış bilgiler veren,iftiralar barındıran bazı kitaplardan alıntılar yapıp bu kitapların isimlerini paylaşıyorsun.Nasıl düşündün bunu?O alıntıları bu değerli kitabın içinde nasıl paylaşabildin?

    --ATA'nın imzası hakkında yazdığın bölüm.İyi de Abicim Cengiz ÖZAKINCI bu yazdığın bölümü belgeleri ile zaten çürüttü.Hiçmi okumadın,araştırmadın? (10 sene bu yaa!)

    -- Kitabın başında izinsiz paylaşılamaz,alıntı ve kopyalama yapılamaz diyeceksin ama sen referans,kaynak,açıklama,dipnot kullanmayacaksın!Ahahaha lükse bak!

    -- Tarih,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi bir tarihi yazıyorsun,bunun için 10 sene yoğun bir şekilde uğraşıyorsun ve kronolojik bir sıralama takip etmek aklına gelmiyor.Tarih yazarken referans ve kaynak ne kadar önemli ise,kronolojik sıralama da o kadar önemlidir.(yoksa bir yazarın bu kitap hakkında dediği gibi ''Deli kızın bohçası gibi'' lafını duymazdan gelemezsin ;)

    -- Velhasılı kelam Sayın ÖZDİL kitapda hem eksiğin,hem fazlan (yanlış bazda) çok!Açık konuşayım merak ettim ben,sen bu kitabı bitirdiğinde koştura koştura yayınevinemi gittin,yoksa önce sakin kafa ile oturup bir hatta bir kaç kez kitabını kendin okudunmu?

    -- Bu bir tarih kitabı değil,Biyografi değil:köşe yazısı formatında,referans kaynak belirtilmeden,kronolojik sıralama takip edilmeden,hiçbir Metadolojiye uyulmadan,bilgilerin doğruluğu şüpheli olan ve ATA'yı rencide edici,artı isteyenler tarafından kolayca suistimal edilmeye son derece müsait cümleleri yanyana getirip tarih kitabı,heleki ATA'yı anlatan bir tarih kitabı yazılmaz!

    Kusura bakmayın arkadaşlar,dedim ya bunlar benim düşüncelerim ve yazmadığım bir kaç madde daha var aslında ama YAZMAYACAĞIM!Yazının başında demiştim ya şu yaş aralığı için iyidir okutulmalı,ondan da VAZGEÇTİM!Bu kitap hiçbir yaş aralığına hitap etmiyor.Yanlışlar var,eksikler var,olmayanlar var,yanlış fazlalar var.Tamam diyelimki okuruz Kaynakçalarla,dipnotlarla,açıklamalarla doldurulmuş bir ATA biyografisini okumak sıkıcı gelebilir,okumak zor olabilir,bu kitap bu değerlendirmede doğru yazılmış olabilirmi?OLAMAZ!!

    Sayın Yılmaz ÖZDİL düşünüyorum da bizim belki de M.Kemal'i tanımaya değil,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü tanımaya,onu içselleştirmeye,öğrenmeye ve öğretmeye ihtiyacımız vardır.Muhtemelen çocuklarımızında buna ihtiyacı olacak çünkü Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hiçbir şekil de ayrılamaz,ayrı incelenemez,ayrı görülemez,ayrı düşünülemez.hayal kırıklığı ve rahatsızlık yaratır bu.Kaynak referans göstermeden ve bölünen bir ATA biyografisi ne kadar samimi olabilir?Doğruluğuna ne kadar güvenilebilir?Ne kadar hoşgörü gösterilebilir?Ne kadar kabul edilebilir?

    Eksikleriniz var Sayın ÖZDİL!İstiklal Mahkemeleri hakkındaZübeyde Ana hakkında,
    Latife Hanım hakkında,Makbule Hanım hakkında,Cemal Granada hakkında,Topal Osman hakkında hatta ve hatta Köpeği Foks hakkında bile EKSİKLERİNİZ VAR!!Bence ne yapman gerekirdi biliyormusun?Referans ve kaynak koyup bu eksiklikleri bizim tamamlamamıza izin vermen gerekiyordu.


    Gelelim Darüşşafaka'ya ilk duyuru 'Kitabın geliri Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin büyük kısmı (oda ne demekse) Darişşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin %10'u Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    şimdi : Sesde yok,açıklama yapılmalıydı...

    Bugün itibarı ile kitabın tam satış rakamını bilmemekle birlikte bir hafta kadar önce 3.000.000 (Üç Milyon) civarları olduğunu okumuştum (gelirini hesaplayınız)Güzel bir zamanlama da Güzel bir emeklilik ikramiyesi.Kitap hakkında yazılan çizilenler,yapılan reklam kampanyalarında kullanılan cümleler ve Sayın ÖZDİL'in söylemleri nedense uğraşsamda bana samimi gelmiyor bir türlü...ÖNYARGI mı?Tabi ki önyargılıyım!Bu kitabın düzeltilmesi,ekleme ve çıkarımlar yapılması,referans ve kaynak kullanılması ve bu kitabın okurlarına bir özür yazısı ile tekrar sunulması gerektiğini düşünüyorum.

    Bu kitaba yazılacak o kadar çok şey var ki,inanın bu yazı yazmak istediğimin 1/4'ü bile değil.Tekrar söylüyorum:Bu İnceleme/Yorumdaki bütün fikirler benim,bana özel,her nasıl ben sizin yorumlarınıza saygı ile yaklaştıysam aynı saygıyı beklemek hakkımdır diye düşünüyorum.Bu platformlar bunun için var.Fikir ve bilgi paylaşımı için.hepimizde aynı düşünce de olmak zorunda değiliz.

    Okuyan arkadaşlar hepinize çok çok teşekkür ederim.Yorumlarınızada şimdiden beğeni bırakıp yorumla cevap veremezsem kusuruma bakmayın.Bu yazı ile kitap hakkındaki görüş ve düşüncelerimi bildirip konuyu kapatıyorum.

    Bu İnceleme/Yorum yazısı net destekli okunan kitap için yine net destekli yazıldı.Bahse konu olan bir çok şeyi okurken bende kaçırırdım ancak bu kitap için özel bir zaman ayrıldı emin olun.
    Arkadaşlar ATA'nın kendisinin tuttuğu 32 Not defteri var ancak bunların sadece 12 tanesi halka açık ve yayınlandı,diğerleri arşivlerde bekliyor.O not defterlerinin tamamı açıklanmadan hiç ama hiç kimse ''Bilmediğiniz ATA'yı her yönüyle anlatıyorum'' cümlesini kullanamaz!Kimsenin böyle bir lüksü yok!Hele ki ATA'yı tam da bu kitapda olduğu gibi desteksiz,kaynaksız,açıklamasız,doğruluğu şüphe götürür ve istismara açık bir şekli de lanse etmeye hiç kimsenin hakkı yok!


    OKUDUM!ÖZDİLSEN'DEN MASALLARI OKUDUM!ELLERİNE SAĞLIK...


    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK bütünüyle ele alınmalı,bir masal olmamalı,hakettiği şekilde ve ciddiyetle anlatılmalı.BİR TARİH YAZILMALI!Sayın Yılmaz ÖZDİL'in bu kitabı bu şekilde yazıp,o sözlerle lanse etmeye hakkı olmadığı kadar,bu kitabın okurununda ''O kadar güzel yazılmış ki,her satırını duygu yoğunluğu içinde,gözlerim dolarak okudum.Bu yüzden hiçbir eksikliği ve yanlışlığı gözüm görmedi,dikkat etmeyi önesemedim'' deme hakkıda yoktur.

    SAYGILAR...(Hem Yılmaz ÖZDİL'e,hem de bu kitabın okurlarına)


    SON SÖZ:
    ---------------------------------------
    Rahmetli Turgut ÖZAKMAN'ın Mustafa ( Can DÜNDAR) filmi için söylemiş olduğu sözleri hatırlatma gereğini duyuyorum.Lütfen araştırınız....
    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Dilerim.Teşekkür Ederim...
  • 190 syf.
    ·Beğendi·10/10
    ÖNEMLİ UYARI : Hakan Günday kitapları belli bir yaş ve hayat olgunluğuna kültür birikimine erişildiğinde okunmalı,hassas bünyelerin kolay kaldıramayacağı cümlelerle karşılaşma olasılığınız hayli yüksektir çünkü.Acıtır,canınızı sıkar,sizi yorar,zorlar,görmenizi öğrenmenizi sağlar.Çünkü saf gerçekleri roman diye size öyle bir yedirir ki ''Daha yokmu'' dersiniz.


    Cihan bir avuç çamur, gönül de onun mahsulü. İşte cihanın bütün müşkülü bu bir katre kandan başka bir şey olmayan gönülden fışkırıyor. Biz biri iki görüyoruz, oysa herkesin cihanı kendi gönlü içindedir. Muhammed İkbal (Ne alaka deme incelemeyi oku yolunuz kesişecek ;) )

    Bilindiği gibi Günday İncelemesi yapmayacağım,bu inceleme de yine arşivden ama hiç güncelliğini yitirmez.Bundan sonra iki inceleme daha var arşivde,bir kaç ay içinde onu da paylaşıp Günday'a nokta koyacağım.Okuyacağım tabi ki ama inceleme yazmayacağım ;) Yine söylüyorum ;Günday'dan komisyon-yüzde almıyorum,sadece onu seviyorum ;)

    ZARGANA!Berlin sokaklarında yalnız,aç,üşümüş,tecavüze uğramış,beş parasız 12 yaşında bir genç.Yaşadıkları onu nereye sürükleyecek,o nasıl bir değişime uğrayıp zargana olacak?
    Bu kitap Hakan Günday'ın 2002 de yazdığı gerçekci hayatları anlatımıyla çok çok çarpıcı,etkileyici,sarsıcı ve merak uyandırıcı karakterlerle dolu eseri.Her zaman ki gibi yine Günday şaheseri.
    Zargana ile birlikte Berlin sokaklarını arşınlayıp,yaşadığı olaylara şahit olacağız,kitap boyunca onunla birlikte büyüyeceğiz.Çok değişik bir stil 205 sayfada emin olun sayamadım bir sürü insanın hayatına girip çıkıyorsunuz,bazıları acınası,bazıları iğrenç,bazıları çaresiz hayatlar.

    Hakan Günday gerçekten büyük usta.Kitabı nasıl anlatacağımı bilemiyorum (eğer okursanız hak vereceksiniz.hoş diğer Günday incelemelerinide nasıl anlatacağımı bilememiştim ya ;) ).Ben bu kitabı merakla okudum.Sabah 07.00'da başladığım kitap kısa aralar vererek gece 00.40'da bitti.

    Hayatla acımasız bir rekabet halindeki karakterler çok etkileyici ve sarsıcı.Gerçeklik olgusu çok iyi.Hayatlarından nefret edip tiksindikleri halde yinede o hayatlara sıkı sıkı sarılan insanların hikayeleri.Bu hikayelerin nasıl yazılacağı da,sahneye nasıl koyulacağı da,başrollerde ve yan karakterlerde kimlerin oynayacağı da hepsi kendi ellerinde.Başrolmü istiyorsun...Bunu kimse sana gönüllü vermez...O zaman...Zorla Al!!

    Günday kitapları okurken muhtemelen onlarca alıntı yaparsınız ve sadece bu alıntıları paylaşırsınız,dikkat edin kullandığınız alıntılar da mutlaka ama mutlaka gizli bir alt metin vardır,okuduğunuz cümlenin içinde size anlattığı bir iki cümle daha gizlidir,bir'i size iki göstermeye çalışır.Belki de bir çoğunuz farkında bile değildir,Günday size bir kitap satar ama üç kitap okutur ;)

    Günday Edebiyat yazar,Felsefe yazar,Korku-Gerilim yazar,Mistisizm yazar,Aşk-Sevda yazar,karanlık yazar,aydınlık yazar.Her şeyi ama her şeyi yazar,YERALTI HARİÇ ;) Cümlelerinden nesir çıkar,şiir çıkar,hayat,acı,sevda,ihanet,sadakat çıkar.HAYATINIZ ÇIKAR!
    Kitap çok sağlam.Hakan Günday muhteşem bir yazar.Ve bu yazarın kitapları öylesine vakit geçirmek için okunmaz,farzedin ki Günday bol süt veren bir inek(kusura bakmasın artık) sağabildiğiniz kadar sağın arkadaşlar,Günday size sadece kitap değil,hayatın kullanma kılavuzunu verir.Tam bir sanatçı!Ya sizi tıkabasa doyurur,ya kafanızda koskoca bir soru işareti bırakır,yada midenizi bulandırır.Adam bildiğin güneş,ışık saçıyor.Elinizde ki kitabı bitirdiğinizde kalakalırsınız,inanamazsınız,daha sayfa yokmu,yanlışmı basıldı,eksikmi sayfalar diye kitabı kontrol edersiniz.İşte böyle bir manyak yazar ;)

    Valla uzun lafın kısası ben kelimeleri yan yana getirip Hakan Günday gibi cümleler kurabilsem ülkenin en büyük yazarı olurum.(Bu da biraz Mal herhalde umrunda değil yaaa )
    Bu kitabı mutlaka alın,mutlaka okuyun.Kitaptaki hikayeyi bırakın sadece ve sadece bu kitap için bir istisna da bulunun ve cümlelerin kuruluşuna,alt metinlere,betimlemelere,yazım diline bakın.MÜKEMMEL!

    Kitabı acın ve ilk sayfadan itibaren Zargana'nın oynadığı "Hayat Oyunu"na katılın.(Mideniz kaldırırsa devam edin)
    Aslında Hakan Günday'dan çok çok şey alıyorum,tavsiye,hayat görüşü,yaşam stili,felsefi ve matematiksel denklemler alınacak öyle çok şey var ki cümlelerinde,bunların bir çoğuda alt metinlerde gizli,o kadar dikkatli okuyorum ki,okul kitaplarını bunlar gibi okusam emin olun şu anda Gazi Hoca ile falan yarışıyordum ;) Çok kibirli oldu değilmi :D Bundan kasıtta şu:Hakan Günday hayatın sadece ve sadece bir kibirden ibaret olduğunu göstermeye çalışır,onu yenmenize yardım eder,empati yeteneğiniz varsa tabi ;)


    ALINTI :
    -------------
    Hem sen sigarayı bırakmamış mıydın?"
    "Sana ne? Ciğerim misin?
    ------------
    İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları.
    ------------
    İnsan kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem geceyi hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için bu kadar mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
    -----------
    Kan kadar yavaş akmıştı gözyaşı. Çünkü kan kadar doluydu içi. Kan kadar ağırdı acısı.
    ----------
    İçinde mermi adına taşıdığı düşünceler herhangi bir silahın şarjörüne sığmayacak kadar kalabalıktı..
    ----------
    Gerçekte üç büyük din de dünyayı cehenneme çevirmek için ortaya çıkmıştır. Tek amaçları budur. Çünkü hayattan sonra sadece cennet vardır. İnsanoğlunun cenneti hak etmesi için cehennemden geçmesi gerekir. O cehennem de üç ilahî din eliyle dünyada hüküm sürmektedir. Tanrının mantığı budur.



    Günday'a alıştığınız zaman şu yukarıda ki alıntılar var ya,işte onlar atasözü oluyor...

    Adam size verdikce veriyor,yeter ki almasını bilin...

    TEKRAR BAS BAS BAĞIRIYORUM!BU KİTABI ALIN!HİÇ BİRŞEY YAPAMIYORSANIZ PDF İNDİRİN,HİKAYEYİ FALAN BIRAKIN (hikayede ayrı bir güzel) SADECE O KELİMELER NASIL USTACA DİZİLİP,NASIL O BETİMLEMELERİ ANLATAN O BENZERSİZ MUHTEŞEM CÜMLELERE DÖNÜŞÜYOR GÖRÜN!
    USTALIK BU İŞTE!

    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Teşekkürler
  • 576 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Feodal Rusya'nın can düşmanı olarak gördüğünüz ben,egemen güçlerin benim söylediğim tek bir harfi bile karalamaya çalıştığı ancak düşünce ve yazılarımın dönemin gençliği için adeta bir yaşam kılavuzu olan ben,zindanlara atılan,ömür boyu sürgünde kürek cezalarına çarptırılan,hatta bir meydan da direğe bağlanarak halka teşhir edilen benim direncimi kıramadınız.Korkutamadınız.Yıldıramadınız.Attığınız o zindandan işte bu kitapla çıktım...

    Evet!Ben Çernişevski!Bu kitabı zindan da yazdım.bazılarınız beni ve kitabımı yüceltti,bazılarınız ise kötüledi,karaladı,yerin dibine soktu ama ne yaptıysanız da geriye kalan tek gerçek:Bu kitabın hem kadın,hem erkek devrimci,iyi,temiz,vicdanlı ve yeni insanları yaratmasıydı.

    Bir görevim vardı yoksulluk batağında çırpınan genç kızları kurtarmak.Beni o direğe bağladığınızda hepsini uyandırdınız.Yeni insanlara giden yola koskoca bir tabela diktiniz.Sömürüye baş kaldırmayı,isyan etmeyi gösterdiniz.HEPİNİZE GEÇMİŞ OLSUN!

    -------------------------------------------

    En sevdiğim aşk romanları:
    Anna Karanina - Tolstoy,Madam Bovary - Flaubert,İki Şehrin Hikayesi - Dickens,Pastoral Senfoni - Gide,Eylül - Mehmet Rauf...
    Aşkta kendini var etmeyi anlattıkları için.Aşk adına bir savaşı göze alanları anlattıkları için.Hem cesareti hem de çaresizliği dile getirdikleri için.Aşk adına yaşamak kadar ölmeyi de hatırlattıkları için...Aşk kendini keşfetme savaşıdır!
    Bu sözleri kullanmış Mario LEVI ancak bunu söylerken Çernişevski'nin bu kitabınıda okusaydı muhtemelen onun isminide kullanırdı...

    Rus Edebiyatçılarının ve Filozoflarının uçsuz bucaksız zenginliği bu yazar ve kitapta da kendisini gösteriyor burada bir parantez açıp içine (Dostoyevski) yi koyacağım ama neden olduğunu söylemeyeceğim ki merak edip okursunuz belki ;)

    Çernişevski'nin zekasına ve ustalığına hayran kalmamak mümkün değil.Zor bir kitap defalarca geri dönüş yapmam gerekti eğer o geri dönüşleri yapmasaydım gözden kaçırdığım şeyleri farketmem mümkün olmayacaktı,ilerleyen zamanlarda bu kitabı tekrar okuyacağım.Çeşitli platformlar da Çernişevski'nin edebiyatçı değil sosyalist bir düşünür,filozof olduğu dillendirilmiş ancak yine burada kendi fikrimi belirteyim adam cidden büyük edebiyatçı,sosyalist bir düşünür ve filozof.

    Kesinlikle okunmalı.Tavsiyedir..

    Kitabı okurken sizi yazdığı kahramanların ruhsal yapısını anlamaya,onların yerine düşünmeye empatiye zorluyor.Zamanın toplum yapısını o kadar güzel anlatıyor ki adeta bana benim adımı duymadığın için üzülmelisin dedi.
    ÖNEMLİ TAVSİYE:Öncelikle bu kitabı okuyacak arkadaşlara sesleneceğim Çernişevski'nin hayatını,yaşadıklarını,düşünce yapısını mutlaka araştırın,benim 3 saatlik bir araştırmam oldu ancak yine de yetersizdi.

    Bu kitap zor,buna inceleme yazmak daha da zor Çernişevski hakkında yeterli alt yapınız yoksa kitabı aşk hikayesi diye okur geçersiniz.Kısaca anlatmam gerekirse Çernişevski insanın ezilmişliğinden,toplumsal korkudan,egemen güçlerin baskısından,yokluktan,cehaletten kurtulmak için içinde bulunduğunuz toplumun birlikte ortak paydaları olarak dürüstçe yaşamak,çalışmanın önemini kavramak ve sevmenin değerini anlamaya çalışmanızı telkin ediyor.Ve bunu ustaca bu aşk hikayesinin içine gizliyor,aslında gizleme de değil açıkca yazmış adam BAŞKALDIR!Hangi yanlış için olursa olsun...

    Kadınların özgür,eşit bireyler olmasının önemine dikkatinizi çeken Çernişevski bu kitabında yarattığı Vera Pavlovna karakteri ve onun düşünceleri ile beni hayran bıraktı.Bir aşk hikayesi okudum ama sadece bir aşk hikayesi değil çok daha fazlası biraz önce bahsettiğim kavramların önemiyle birlikte yazılmış düşünmeye ve değerlendirmeye zorlayan bir eser.3 saatlik bir araştırmanın yetmediğinin farkındayım ben daha sonra Çernişevski'yi daha fazla tanıyıp bu kitabı tekrar okuyacağım,o zaman çok daha fazla şey alabileceğimden eminim.AYNI HATAYA DÜŞMEYİN! ;)

    Aslında Vera Pavlovna için bir parantez açıp bütün kadınlara Vera'yı okuması tavsiyesini vermek gerek.Vera Pavlovna'ya göre kadının mutluluğu, duygularını dile getirebilmesinde, aşkta eşit olmasında değildir. Erkekle toplumsal eşitliğini her bakımdan sağlamadıkça mutlu olamaz kadın. Eşitliğin olmadığı yerde gerçek aşk ve mutluluk da yoktur. Kadına saygının olmadığı yerde, aşkın sevinci de yoktur.İnanın gerçek aşk ve özveri nasıl olur,baskılara nasıl başkaldırılır ve yeni bir insan kendisini nasıl baştan yaratır sorularının cevaplarını Vera'da bulabilirsiniz.Özel bir kadın Vera...


    ALINTI:
    -------------------------
    Özgürlüğün olmadığı yerde mutluluk olmaz, ben de olmam.
    -------------------------
    Cahil kendinin düşmanıdır, başkasına nasıl dost olabilir?
    -------------------------
    Olgun ve gelişmiş bir insanın ruhunda kıskançlığa yer yoktur. Bu sahte bir duygudur
    -------------------------
    Ama insanoğlu böyledir işte, herkes için genelgeçer kuralların kendisi söz konusu oldu mu işlemeyeceğini sanır
    -------------------------
    Hiç kimse fedakarlık yapmaz; sahte bir anlayıştır bu, herkes kendisi için en iyisi neyse onu yapar.
    Keyifli Okumalı Bol Kitaplı Günler Dilerim Teşekkür Ederim
  • Bir gece habersiz bize gel 
    Merdivenler gıcırdamasın 
    Öyle yorgunum ki hiç sorma 
    Sen halimden anlarsın 

    Sabahlara kadar oturup konuşalım 
    Kimse duymasın 
    Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız 
    Dokunarak uçalım. 

    İnsanlardan buz gibi soğudum, 
    işte yalnız sen varsın 
    Öyle halsizim ki hiç sorma 
    Anlarsın.

    Cahit Külebi
  • Artık gitme zamanı ! Ben ölüme gidiyorum, siz yaşamaya gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu elbette tanrı dışında hiç kimse bilemez.
  • "Dalgası olmayan deniz gibiyim bugünlerde. Durgunum. Galiba çevreme yansıtıyorum bu durumu. Kimse üzerime gelmiyor, bana karşı daha iyi, daha anlayışlı davranıyor herkes. Kabuğuma çekilmiş durumdayım. Sessizleştim iyice. Burayı da günlüğüme çevirdim sorun olmaz sana inşallah) Sana yazınca rahatladığımı hissediyorum. Beni rahatlatan şeyler arasına girdi sana içimi dökmem. Yazdıklarımı okusanda okumasanda...

    Işınlanmayı dilerdim. İlk kez bir gücümün olmasını bu kadar çok istiyorum. Beni bunaltan bu odadan çıkıp sahil kenarında yürümeyi, hava ne kadar soğuk olsada, isterdim. Yürürken bana eşlik etmeni, birlikte bol yıldızlı gökyüzünü seyretmeyi isterdim. Kulaklarımızın sadece denizin sesiyle dolmasını isterdim. Ellerimin eldivenle değilde avuçlarında ısınmasını isterdim. Ne çok şey istiyorum değil mi? Huzur veriyor böyle şeyleri düşünmek. Aslında düşünmemeliyim, bunları düşünüp olmayınca da mutsuz hissediyorum. Hiç düşünmesem mutsuz da hissetmem gibi geliyor bana. "Issız adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?" sorusu gerçekleşmeli. Gerçekten de ıssız adaya düşmeliyim. Geceyi geçirmek için küçük bir evim ve kitaplarım olsa yanımda, istersen bir de sen, yeter bana. Ne demiş ünlü Pablo Picasso "Hayal edebildiğin her şey gerçektir."

    Uyku tutmadı yine. Ne yapsam? Kitaplığımı mı düzenlesem acaba? Kardeşim biraz dağıtmış da) Ya da bir diziye mi başlasam? Neyse kaplumbağa. Seni özledim, bil.
    İyi geceler."