“Biz Kodekse göre yaşıyoruz...” diye tekrar denedim.
“Ben sana göre yaşıyorum. Kodeks ya da Davranış Kuralları ne zaman umurumda oldu?” Yüzümü avuçlarının arasına aldı ve eğilip alnını benimkine dayadı. “Ben seninim, sen de benimsin. Hiçbir yasa ya da kural bunu değiştiremez. Ne bu dünyada ne de ötekinde.”
“Battaniyesini bir koza haline getirip yatağından çıkmayı hiç istemeyen herkese.
Bu sizin için.
Grilerin ötesinde bir gökkuşağı var.
Yalnızca bulutların dağılmasını bekleyin.”
“Peki burası genelde dolu oluyorsa herkes nerede?” diye sordum etrafıma bakınarak.
“Gittiler.”
“Gittiler mi? Nereye gittiler? Neden…?” Başımı hızla kaldırıp ona bön bön baktım. “Bir restoran dolusu insanı kovdun mu?”
“Sana bakarlarsa rahat olamayacağını söyledin.” Elimi daha yakına çekti. “Artık yapamayacaklar.”
Tek kaşımı kaldırdım. “Beni bir atış antrenmanına mı getirdin?”
“Piknikten iyidir.” Gülümsedi. “Ateş ettiğini görmek istiyorum.”
Ona gözlerimi kısarak baktım. “Sana silah kullanmayı biliyorum dediğimde bana inanmadın mı?”
“Tabiki sana inandım.” Eğilip dudaklarını benimkilere yapıştırdı. “Ama gerçekten bir şeye isabet ettirebiliyor musun görmek istiyorum.”