İnsanın yaşadığı sıkıntıların, felaketlerin temelinde genellikle bunlar olur. Kibir. Gurur. Korkarız, çünkü kibir yüzünden hayatın hediyesini almaya cesaret edemeyiz. Bir insanın kayıtsız şartsız sevilmeyi kabul etmesi büyük cesaret ister. Kahramanlık değilse bile cesaret. Çoğu insan sevgiyi ne almayı ne de vermeyi bilir; çünkü ödlektir, kibirlidir, korkuları vardır. Sevgi verdiği zaman utanır ve diğerine teslim olup sırrını paylaştığı zaman daha da fazla utanır. Bu üzücü sır şudur ki, insanın şefkate ihtiyacı vardır, onsuz yaşayamaz. Bence gerçek bu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fakat gerçeği seviyorum. Tabii insan çoğu zaman gerçeği dile getirmemeyi tercih ediyor, çünkü sadece hastalar, egomanyaklar ya da benzeri tabiatlı varlıklar sırlarını sağda solda sergilerler. Fakat gerçeği duymak daima yalan söylenmesinden iyidir. Ne yazık ki bu hayatta yüzümü ne tarafa dönsem sadece yalanlar dinledim.
Gerçeğin ne olduğunu, iyileşme ve mutluluk becerisinin nasıl kazanılacağını soruyorsun. Söyleyeyim azizim. İki şeyle: Tevazu ve kendini tanıma. İşin bütün sırrı bu.
Ailenin mutlu ettiğine inanmıyorum. Hiçbir şey mutlu etmiyor. Fakat aile büyük bir görev, dünyaya ve kendimize karşı; onun uğruna hayatın anlaşılmaz dertlerine, gereksiz acılarına katlanmaya değer olması gerekiyor. Ben "mutlu" aileye inanmıyorum. Fakat orak hayatın farklı biçimlerini, insan topluluklarını gördüm: Bu topluluklarda herkes biraz da diğerlerine karşı, herkes kendi için yaşar ama bir bütün olarak, aile adı altında yine de bir arada kalırlar; bu ailenin tek tek üyeleri aç kurtlar gibi birbirinin üstüne atlasa da... Aile... İddialı bir kelime. Evet, belki de hayatın amacı ailedir.