• Herkesin hayatında bir çağrı vardır. Bu bazen bir kelime, bazen bir gülümseme, bazen bir kitap, bazen de bir maildir. Maalesef bazen de bir hastalık, bir kaza ya da bir kayıptır. Herkes hayatının bir anında bu çağrı ile karşılaşır ve ona kulak verirse hayatı değişir. İşte Cem bu çağrıyı almıştı.
  • Şu meşhur sözden dolayı hipnozu herkes bilir “ birazdan derin bir uykuya dalacaksın”. Hollywood filmleri ve ucuz illüzyon gösterilerinin yanı sıra, standart psikiyatrik tedavi yöntemlerinin arasına girdiğinden beri, hipnoz pek çok psikiyatri uzmanı tarafından güvenilir bir tedavi yöntemi olarak görüldü. Hipnoz aslında sanılanın aksine bir illüzyon değil. Fakat insanlara faydasının dokunmasının yanı sıra, tehlikeli de olabiliyor. Çünkü bazı açılardan aslında hipnoz bir tür akıl kontrol yöntemi.

    Göz Boyama
    Eğer hipnoz sirklerde gördüğümüz bir kandırmaca değilse nedir? Aslında hipnozun meditasyon ile bir bağlantısı var. Derin nefes egzersizlerine dayanan hipnoz, kişiyi son derece yoğun bir rahatlama haline sokarak telkine açık hale getiriyor. Bu psikiyatrik yöntem aslında kişinin gözlerinin önünde köstekli saat sallamayı içermiyor. Fakat hipnozu yapan kişinin güvenilir ve lisanslı bir profesyonel olması gerekiyor. Dikkat edilmesi gereken nokta, hastanın telkinlere daha açık olduğu anda O’nunla bağlantı kurabilmek.

    Aynı zamanda, hipnoz süreci sırasında hasta bir tür kendinden geçme hissine kapılıyor, ayrıca daha fazla odaklanıyor ve daha fazla konsantre oluyor. Bir kişi transa geçtiğinde, hipnoz uzmanının sesi hariç, hasta için her şey canlılığını yitirip yok oluyor. Hipnoz ve meditasyonun arasındaki temel fark ise hipnozun telkin yöntemini kullanması. Meditasyonda ise amaç bireyin kendi iç dünyası ve çevresi ile daha uyumlu hale gelerek sakinlik durumuna erişmesi. Hipnozla, davranışların telkin yoluyla düzeltilmesi veya daha iyi hale getirilmesi hedefleniyor.

    Hipnozun Tarihi
    Eğer eski dönem batı filmlerinden bazılarını seyrettiyseniz, ameliyatlarda anestezi maddesi olarak alkol kullanıldığına dikkat etmiş olabilirsiniz. Birkaç yüz yıl önce bacağınızın ampüte edilmesi gerekseydi, bugünkü tıbbın lüksüne sahip olmadığınız için bu işi ucuz bir viski ile yapmak zorunda kalacaktınız. Fakat 1800’lerde hipnozun da anestezik yöntemler arasında olduğunu biliyor muydunuz? O tarihlerde hastaların ölümcül şoka girmelerini engellemek adına ağrıyı kesmek ve uyuşturmak için hipnoz kullanılırdı. Üstelik bu, işe çok yarayan bir yöntemdi.

    Konu ile ilgili en iyi örnek, üstün bir başarıyla hipnoz yöntemini kullanarak, Hindistan’ daki 3000 den fazla hastayı ameliyat eden İskoç cerrah James Esdaile’dir. Nörobilim uzmanı Marjorie Woolacott’ a göre cerrahi müdahalelerde hipnoz yönteminin kullanılmaya başlanmasından önce hasta ölümleri %50’lerdeyken, Hipnozla hastaların uyuşturularak yapıldığı ameliyatlar ile ölüm oranları %5’e düşürülmüştü.

    Herkes Hipnoz Edilebilir mi?
    Hipnoz edilebilirlik kesinliği olmayan bir durumdur. Bazı insanlar hipnoz edilebilirken bazılarında bu işlem işe yaramaz. Hipnozun nasıl etki ettiği halen nörobilim uzmanları ve psikiyatrlar tarafından büyük bir gizem. İşe yarayabileceğini biliyorlar ancak “nasıl” işe yaradığı hakkında bir fikirleri yok. 2012’de, niçin bazı insanların diğerlerine göre hipnoza daha duyarlı olduğu konusu hakkında “Hipnoz Edilebilirliğin Fonksiyonel Temeli” isimli bilimsel bir çalışma yayınlandı.

    Çalışmaya göre bir bireyin başka bireylere kıyasla daha kolay hipnoz edilebilmesi, beyin fonksiyonlarına ve bağlantı kurabilme yetisine ile alakalı. Makaleye göre, daha kolay hipnoz edilebilen bireylerin sol dorsolateral prefrontal korteksleri (beynin üst düzey kontrol mekanizması) ile bilgiyi işleyen beyin bölgeleri arasındaki bağlantılar, diğer insanlarınkinden daha kuvvetli. Psychology Today’den Dr. Clifford N. Lazarus, hipnoz için, bireyin de istekli olması ve hipnoza açık olması gerektiğini belirtiyor.

    Herkesin Kendi Sınırları Var
    Birini hipnoz edebilmek demek kişiye her istediğimizi yaptırabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hipnoz edilen kişiye gerçek anlamda tek başlarına yapabilecekleri şeyleri sadece telkin edebiliriz. Örneğin hiç uçak kullanmamış birine uçak kullandırtamayız. Hipnoz edilen birey bir kukla değildir. Halen bir noktada bilinci açıktır.

    Fakat hipnozla kişilerde gerçek bir değişim görülebilir. Örneğin hipnoz, sigarayı bırakma konusunda yaygın olarak başvurulan bir yöntemdir. Ayrıca sayısız kötü alışkanlığı bıraktırmada ya da ağrıyı, anksiyeteyi veya diğer rahatsızlık verici fiziksel hisleri gidermede kullanılabilir. Nasıl mı? Fiziksel hisler bile beyindeki algıyla alakalıdır.
    Hipnozla sahte anılar yaratılabilir ya da var olan sahte anılar yok edilebilir. Yani hipnoz sizin hiç olmamış şeyleri sanki olmuşçasına anımsamanızı sağlayabilir. Kulağa bilim kurgu hikayeleri gibi gelse de bu tamamen gerçek.

    Ohio’daki Psikiyatri profesörü Dr. Joseph Green, hipnoz sırasında sahte anıların nasıl oluşturulduğuna dair ortak bir çalışma yaptı. Katılım için 48 hasta seçildi. Bu hastalardan 32’sine, sahte anıların oluşabileceği konusunda önceden bilgi verildi. Geri kalan 16 hastaya ise böyle bir uyarı yapılmadı. Hipnozun etkisi altındayken her gönüllüden, bütün gece uyudukları bir geceyi düşünmeleri istendi ve o gece sabah saat 4’te yüksek sesli bir gürültü duyup duymadıkları soruldu. Hipnozdan sonra deneklerin çoğunda böyle bir ses duyduklarına dair sahte bir anı oluşmuştu.

    Sahte anıların oluşabileceğine dair uyarılmış olan grubun %28’inde ve uyarılmamış olan grubun da %44’ünde sahte anılar oluştuğu gözlemlendi.

    Görünüşe göre hipnoz öncesi sahte anılara karşı yapılan uyarı, bu kafa karışıklığının önlenmesinde yardımcı oluyor fakat halen risk söz konusu.

    Zihin ve Vücut Bağlantısı
    Nörobilim uzmanları ve psikiyatristler hipnozun ayrıntılarını çözebilmek için iş üstündeler. Hipnoz ağrıyı yok edip uyuşturabildiğine göre, açıkça görülüyor ki zihin ve vücut arasında keşfedilmesi gereken bir tür bağlantı var. Bunu test edebilmek için biliminsanları hipnotize edilmiş deneklerle bazı çalışmalar gerçekleştirerek beyindeki değişimleri haritalandırdılar.

    90’ların sonlarında, işkence de denebilecek bir deneyde Montreal Pierre Rainville Üniversitesi, katılımcılardan ellerini 116℉ derecedeki (46.6℃) suya sokmalarını istedi.(Bu sıcaklık, elde ağrı oluşturmaya yetecek sıcaklıktadır.) Bazı deneklere suyun çok acı verecek dercede sıcak olduğu söylenirken, diğerlerine ise çok az bir acı hissedecekleri söylendi. Hipnoz edilen denekler ellerini kısa süreliğine suya soktukları süre içerisinde, beyinlerinde fiziksel bir değişim olup olmadığı gözlemlendi. Az acı hissedecekleri söylenen bireylerin beyinlerinde ise özellikle ağrı süreci ile ilişkili kısım olan anterior singulat kotekste daha az aktivite yoğunluğu görüldü.
    Başka bir çalışmada ise hipnoz edilmiş katılımcılara belirli tablolardaki canlı renklerin aslında farklı gri tonları olduğu söylendi. Beyin taramaları yapıldığında ise, beynin renkleri algılayan kısmında aktivite değişiklikleri kaydedildi.

    Sonuç olarak hipnozun tam bir tarifi yapılamasa da telkine dayalı bir tür yönlendirmeyle bireylerin beyinlerinde de bir takım fiziksel farklılıkların oluştuğu kanıtlanmış durumda. Bu yöntemin, kişilerin hayatında oldukça önemli değişikliklere sebep olabileceği de bir gerçek. Fakat dikkat edilmesi gereken nokta ise hipnozu yapacak olan uzmanın güvenilirliği ve bu yöntemin iyi amaçlar için kullanılması konusunda emin olmak gerektiği.

    Kaynak: GRUNGE
  • Kendi önermelerimizi kabullendiğimiz zaman buna oto-hipnoz denir.
  • Freud un insan davranışlarını etkileyen bastırılmış anılar olduğunu bildirmektedir. Bastırılmış anıların oluştuğu semptomlar sonucunda ilerleyen yaşta insanlarında davranışlarının yönlendirildiğini tespit etmistir.ancak insanların bastırılmış anılarını hipnoz gibi baskıcı ve zorlayıcı yöntemler kullanılarak tespit edilmeye çalışılması yalancı anı sendromunun yaşanmasına sebep olacağını. Ve bastırılmış anıların yalancı anılara dönüşebileceğini tespit etmiştir.
  • terapistlerin, hastalarını, hipnoz dahil çeşitli özel tekniklerin yardımıyla, bastırılmış anılarını araştırmaya teşvik ettikleri iddia
    edilmişti.Terapistlerin ısrarcı etkisiyle, hastalar, aslında uydurulmuş olayların gerçekten olduğuna inanabiliyor,
  • Eskiden araştırmacılar, yeni bilgileri uyku sırasında osmoz yoluyla öğrenebildiğimizi düşünüyorlardı. Bu uykuda öğrenmeyi savunan deneyler çoğunlukla, uykunun hipnoz hali gibi bir hal olduğu yönündeki yanlış inanışlara dayanmaktadır.

    1920’li yıllarda, bazı araştırmacılar, gönüllü deneklerin uyudukları sırada ses kayıtları çalarak katılımcılara tamamen yeni bilgiler öğretebileceklerine inandılar ve fırsatçılar da bu fikri temel alan cihazlar satmaya başladılar.



    1950’li yıllarda ise araştırmacılar, aslında bu durumun uykuyla hiç alakası olmadığını keşfetti. Aksine, bu cihazlar uyuyan insanları uyandırıyordu. Bu yalanı ortaya çıkaranlar, elektroensefalografi (EEG) adı verilen nispeten gelişmiş bir tekniği kullanarak, beynin elektrik sinyallerini, kafa derisine yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla kaydederek ispatlayabildiler. Araştırmacılar, katılımcıların EEG’sini kullanarak uykuda öğrenmenin aslında uyanıkken gerçekleştiğini ve bilişsel bir araç olarak görülen uykuyla ilgili yapılan araştırmaların sona erdiğini göstermiş oldular.

    Altmış yıl sonra, fakat eskiden iddia edilenden farklı bir şekilde, uyku esnasında hafızayı geliştirmenin mümkün olduğunu biliyoruz.

    Hatırlatıcılar ve Yavaş Dalga Uykusu
    2007’de Lübeck Üniversitesi’ndeki sinirbilimci Björn Rasch ve arkadaşları, daha önce öğrenilmiş bilgiyle ilişkili olan kokuların uykudaki beyne çağrışım yapabilmek için kullanılabileceğini rapor ettiler. Çalışmanın yazarları, katılımcılara bir ızgarada nesnelerin yerlerini öğrettiler ve bunu yaparken de denekleri gül kokusuna maruz bıraktılar. Daha sonra, katılımcılar laboratuvarda uyudu ve araştırmacılar denekler derin uykuya dalıncaya kadar beklediler (yavaş dalga uykusu), sonra onları bir kez daha gül kokusuna maruz bıraktılar.Daha sonra katılımcılar uyandıklarında, cisimlerin nerede olduğunu hatırlamakta çok daha başarılı oldular. Bu, öğrenme sırasında gül kokusuna maruz kaldıkları ve yavaş dalga uykusu sırasında tekrar aynı kokuyu aldıkları için işe yaradı. Kokuya yalnızca uyanıkken veya REM uykusu sırasında maruz kalanlarda ise, bu hatırlatıcı işe yaramadı.

    Öğrenme esnasında hatıralarımızı bir koku ile gerçekten ‘etiketler miyiz’ ve sonra beynimizi uyku sırasında prova yapmaya ikna edebilir miyiz?

    Bugüne kadar bu konuyla ilgili yazılmış ilk makaleden bu yana çok sayıda araştırma yapıldı ve bunlarda ise kokular yerine ses ipuçlarını kullanma gibi değişik yöntemler kullanıldı.

    Northwestern Üniversitesi’ndeki Paller Laboratuvarı’nda, sinirbilimcilerin tek bir sesi tek bir nesneye bağlayıp birer birer yeniden etkinleştirdiklerini gösteren çok sayıda makale yayınlandı.

    Hafıza Oyunları
    Daha kolay anlaşılması adına bir örnek vermek gerekirse, hafıza oyunu oynadığınızda resimlerdeki kedinin sol alt köşede olduğunu ve çaydanlığın da sağ üstte olduğunu öğrenebilirsiniz. Kediyi öğrendiğinizde bir miyavlama, çaydanlığı öğrendiğinizde ise ıslığa benzer bir ses duysaydınız ve eğer yavaş dalga uykusu sırasında bu seslerden, miyavlama gibi sadece birini duyacak olsaydınız, aslında kedinin yerini çaydanlıktan daha iyi hatırlardınız.

    Bu iki resim başlangıçta eşit derecede iyi öğrenilmiştir ancak uykuda verilen kedi sesi işareti, kedi resminin bulunmasını daha kolay hale getirirdi. Belli anıları yeniden etkinleştirmeye yarayan bu yeteneğe hedeflenmiş hafızanın yeniden etkinleştirmesi (TMR) denir.

    Bu yönteme TMR deniyor çünkü kedi miyavlaması gibi bir sesle ipucu verilmesiyle nesnelerin yerlerini öğrenen belleğin yeniden etkin hale geldiği düşünülüyor.

    Hafızanın yeniden harekete geçirilmesi, beynin bellek kısmının güçlenmesini ve böylece daha iyi hatırlamasını sağlıyor. Massachusetts Institute of Technology’nin sinirbilimcileri Daniel Bendor ve Matthew Wilson sıçanlarla çalışırken, önceden öğrenimle ilgili ses ipuçları verdiklerinde tam olarak bu beklenen tekrarlamayı buldular.

    Sinirbilimciler artık TMR’nin üzerinde çalışmaya başlıyorlar. Şu anda Princeton Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacısı olan ancak o tarihte lisansüstü öğrenci olan James Antony, katılımcıların bir klavyeden iki farklı müzik dizesi öğrenmelerini sağladı. Şarkılar, Guitar Hero oyununa çok benzeyen, düşen daireler olarak görülen dört notadan oluşuyordu. Her iki şarkıyı da eşit derecede iyi öğrendikten sonra, katılımcılar uyurken Antony şarkılardan birini ipucu olarak çaldı. Katılımcılar uykudan sonra tekrar test edildiklerinde ise , katılımcıların uykudayken dinletilen şarkıda, diğer şarkıdan daha iyi performans gösterdikleri görüldü.

    Sorular Sorular
    Uyuyan beyninize daha önceden öğrendiklerini hatırlatarak yeni bir müzik aletini veya şarkıyı ne kadar çabuk öğrendiğinizi düşünün!

    Henüz çözülmemiş olan bir kaç önemli soru ise;

    Bu yöntem yabancı dil öğreniminde işe yarar mı?

    Yaş ortalaması gittikçe yükselen bir toplumda hafıza performansını koruyabilmek için kullanışlı bir yöntem mi?

    Bazı anıları yeniden canlandırmak başka anıların silinmesine yol açar mı?

    Henüz cevaplardan daha fazla soru mevcut olsa da, yakın zamanda bu yöntem geliştirilerek belleği kuvvetlendirmek adına önemli ilerlemelere imza atılacak gibi görünüyor.

    Kaynak: Smithsonian