Ah o özlemi tamamen size tanımlayacak bir şey bulabilsem.. O aitsizlik hissinin vermiş olduğu sarsıcı özlem sadece gece gökyüzündeki yıldızlara baktığımda biraz diniyordu. O küçük ışık noktaları nasıl olurda bu kadar uzak olmalarına rağmen beni içerisinde yaşadığım gezegenden bile daha yakın hissettirebiliyordu? Nasıl olurda yanımdan geçip giden insanlar onlara nazaran daha uzaktı.. Buna hiç anlam veremiyordum. Aynadaki yansımama baktığımda ise ruhumun üzerini kaplamış bu dünyaya uyum sağlamak için dizayn edilmiş biyolojik bedenimle karşı karşıya kalıyordum. Ama asıl özümü derinden hissedebiliyordum, üzerimdeki kılıf bile bunu saklamaya yetmiyordu. Ardından sessizce bir yere otururdum. Yanımdan geçip giden insanlara zaman zaman göz gezdirip analiz ederdim, kendinin farkında olmayan sadece günü kurtarmaya çalışan o insancıklar.. Hepsinin kendine göre bir hayatı ve düzeni vardı ama bir hayata sahip olmalarına rağmen birden fazla maske takıyorlardı. Hep bir yere doğru yetişme çabaları o kadar hızlıydı ki, gerilerinde ruhlarını bıraktığının farkında değildiler. Geçmiş ve geleceklerinin prangaları onları hep bir kısır döngünün içine hapsetmişti. Bu döngünün içinde kendini kaybetmiş milyonlarca insan.. Kendinin ne olduğuna dair hatta artık onların ne mutlu ettiğine dair fikir sahibi olmayan insanlar tanıdım. Sessizce gülümserlerdi ama gözlerinin derinliğinde umutsuzca haykıran ruhlarını hissederdim. Onlar için en iyisini dileyip sessizce köşeme çekilirdim ve
tekrardan derin derin düşünmeye başlardım..