"Acı da iyi bir duygudur, çünkü incinen kısmın henüz çürümemiş olduğunu gösterir." diyor Spinoza. His varsa henüz bitmemiştir. Bizi bitiren şey hissizliktir. Sevginin zıddı da nefret değildir sırf bu yüzden. Nefret, sevginin simetriğidir. Sevginin zıddı hissizliktir. His, önemli.
"Hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. Üzülürsün. Pişman olursun. Sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın." Diyor Hakan Günday, Piç romanında. Livaneli bunu şöyle ifade etmiş: “Sevişirken iç içe geçen, solukları karışan, birbirine en yakın hale gelen insanların, sonradan bu kadar yabancılaşmasına, hatta can yakmaya çalışmasına hep hayret etmişimdir. Önce en büyük haz, sonra en büyük can yakma, ne tuhaf.” Bu böyledir. Sevgi, nefrete en yakın his. “Senden nefret ediyorum çünkü zamanında seni çok sevmiştim, her şeyden çok sevmiştim.” Sevgi ve nefret arası çok ince, kıldan ince bir çizgi. Neresinde duracağını zaman tayin eder insanın. Ve evet, her büyük sevgi mutlaka nefrete dönüşür.
Reklam
Seni inciten şey ona dert olmuyorsa o insanda anlamlı bir his aramanın, onunla bir bağ kurmanın hiçbir manası yok. Bağzı şeyler için bukadarmış deyip usulca yürüyüp geçeceksin...
bazen bir konuşma, sandığından çok daha derin bir yere dokunur. kelimeler sadece yazılıp geçmez; bazen bir insanın gününe renk olur, bazen zihninde küçük bir durup düşünme alanı açar, bazen de sebepsiz bir gülümsemeye dönüşür. en ilginç tarafı da şudur: aynı cümle, farklı bir insanda bambaşka bir anlam bulur. kimisi görüp geçer, kimisi ise orada durur. çünkü bazı sözler okunmak için değil, hissedilmek için vardır. ve bazen iki insan, fark etmeden aynı frekansta buluşur. birinin yazdığı şey diğerinde karşılık bulur, diğerinin verdiği cevap ötekinde sıcak bir iz bırakır. böylece sıradan başlayan bir sohbet, yavaş yavaş kendine özel bir anlam taşımaya başlar. ne kimse büyük bir şey planlar ne de özel bir çaba vardır aslında. her şey doğal akar. ama yine de ortaya çıkan şey sıradan değildir. çünkü arada bir yerde “anlaşılmak” hissi oluşur. ve insanı en çok da bu his yumuşatır. belki de en güzeli, bir konuşmanın sonunda geriye kalan şey cümleler değil, hissedilen şeydir. bir tebessüm, hafif bir iç ısınması, günün içinde küçük ama değerli bir an. ve bazı sohbetler tam olarak bunu yapar: insanı biraz daha iyi hissettirir, biraz daha yavaşlatır ve fark ettirmeden iç dünyasında küçük bir yer edinir.
Bendeki bu yarım kalmışlık hissi.. seneye ags ye girersem kazanıp akademiye gidersem bu his geçecek mi, bilmiyorum. Mesleğe dair, o çıtı pıtı kız neşesine dair yarım kalmışlıklarım var.
Nasıl bir his, biliyor musun? Oda çok geniş ama sığamıyorsun. —Cemal Süreya—
Reklam
Reklam