bazen bir konuşma, sandığından çok daha derin bir yere dokunur. kelimeler sadece yazılıp geçmez; bazen bir insanın gününe renk olur, bazen zihninde küçük bir durup düşünme alanı açar, bazen de sebepsiz bir gülümsemeye dönüşür.
en ilginç tarafı da şudur: aynı cümle, farklı bir insanda bambaşka bir anlam bulur. kimisi görüp geçer, kimisi ise orada durur. çünkü bazı sözler okunmak için değil, hissedilmek için vardır.
ve bazen iki insan, fark etmeden aynı frekansta buluşur. birinin yazdığı şey diğerinde karşılık bulur, diğerinin verdiği cevap ötekinde sıcak bir iz bırakır. böylece sıradan başlayan bir sohbet, yavaş yavaş kendine özel bir anlam taşımaya başlar.
ne kimse büyük bir şey planlar ne de özel bir çaba vardır aslında. her şey doğal akar. ama yine de ortaya çıkan şey sıradan değildir. çünkü arada bir yerde “anlaşılmak” hissi oluşur. ve insanı en çok da bu his yumuşatır.
belki de en güzeli, bir konuşmanın sonunda geriye kalan şey cümleler değil, hissedilen şeydir. bir tebessüm, hafif bir iç ısınması, günün içinde küçük ama değerli bir an.
ve bazı sohbetler tam olarak bunu yapar: insanı biraz daha iyi hissettirir, biraz daha yavaşlatır ve fark ettirmeden iç dünyasında küçük bir yer edinir.