Bana bir mektup verdin ve tertemiz adımlar
Yıkandım beş vakit suyunda aydınlığın
Eğilip doğrularak dua serinliğinde
Ağırlandı dallarım köksüzlüğümü sildin
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yılın en uzun gecesi Bastiani Kalesi’nde geçirilen gecedir; çünkü güneşi alışkanlıkların oklarıyla yaralanmış, sürüne sürüne yaklaşmaktadır menziline. Güneşsen doğmaya mecbursun fakat gecikebilirsin yaralandığında. Geç kağıdı getirmen gerekmiyor, herkes sana bakarak anlıyor çünkü geciktiğini. Getirdiğin altından taşlardır kaleyi som güneş kesen. Bu kayalarla yükseltilmiş duvarlara kim dayarsa sırtını çölün ortasında kımıldayan gölgeler görecektir; çöle serinlik vermeyen gölgeler.
Kendi kalesini inşa ederken insan, kimliğini kaybedebilir. Yüklendiği taş hafiflemeye başlar duvarı bir karış daha yükseltmenin hazzıyla. Fakat kale bitmeyegörsün, değişir her şey. İçi boş intibaı veren tabiatın bu doğal tuğlaları, dekorun bir parçası olmaktan çıkıp birden ağırlaşırlar. Ayağının ucuyla devirebileceğini sandığı duvarlardan koyu bir gölge kopar o vakit, omuzlarını aşağı çeken. Alışkanlığın taşları ayağın ucuyla itildiğinde devrilmez. “Bir yerde, ardımızdan bir ağır kapı kapatırlar, yıldırım gibi hızla kapatıp sıkı sıkı kilitlerler; dönmemize zaman bırakmadan.”
Giovanni Drogo, bir eylül sabahı evinden çıktığında güneş kaleye ulaşmamıştı henüz. “Evdekilere, daha gün ışımadan kendisini uyandırmalarını tembih etmişti” çünkü. “Üniformasını ilk kez o sabah giydi. Giyinince bir gaz lambasının ışığında, aynada kendine baktı, ama umduğu sevinci duyamadı.” Çünkü başarılardan doğan sevinçler bir ilk yansıma olmayı dahi başaramıyor, ışığını dünyaya gönderememiş bir yıldız gibi karanlıkta bırakıyorlardı aynayı. Beklemenin dışında her şeyin alevi titrekti ve en küçük bir rüzgardan deliler gibi korkuyordu.
Bastiani Kalesi’ne vardığında “alışılmış yaşamından sonsuz derecede uzak, hiçbir zaman içine karışabileceğini düşünmediği o bilinmedik evrenlerden biri”yle kuşatıldığını görüp derin bir
beş kardeşin beşi bir beş parmağım kesik
yoksulluk otağında pazarlarken derimi
nasıl paha biçilir suya değmeyen bana
kıskıvrak yakalandım içinde papatyanın
güneşin öpmeye doymadığı coğrafya