Siyaset kelimesinden bile korktular (hatta, duyduğum kadarıyla, bazı gerici unsurlar arasında bu kelime sonunda komünizm ile aynı anlama gelmeye başlamış ve insanlar canlarını tehlikeye atmadan o kelimeyi kullanamaz hale gelmişler.) Neyse, orada bir vidayı, burada bir somunu sıkıştıra sıkıştıra, orasını burasını çekiştire çekiştire, sonunda sanatı ve edebiyatı çiğnene çiğnene tadı kaçmış bir sakıza çevirdiler. Sonra film kameraları kısa kesmeye, tiyatrolar kararmaya başladı ve yazılı basından eskiden Niagara Şelaleleri'nden boşanır gibi akan okuma malzemeleri de zararsız, saf damlacıklara dönüştüler. İnanır mısınız, 'kaçış' kelimesi bile radikal addedilir oldu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İşe kitapları kontrol etmekle başladılar ve tabii filmleri de... O veya bu şekilde, o veya bu siyasal veya dini önyargı, birlik ve beraberlik baskıları... Bir şeylerden korkan bir azınlık hep oldu. Karanlıktan, gelecekten, geçmişten, şimdiden, kendinden ve kendi gölgesinden korkan ezici bir çoğunluk da vardı hep.
"Son kitabı da gitti. Dünyada biri, bir yerde, tam şu anda yaktı onu."
"Ruhu şad olsun, artık ondan geriye hiçbir şey kalmadı. Zira biz neyiz? Kitap! Başka bir şey değil! Onlar da gidince geriye görecek bir şey kalmıyor."
Ah, dün gece kendimi hasta hissettim, hasta, hasta, hasta. İliklerime kadar hasta. Çünkü hem ruhun bir bedeni var, hem de bedenin bir bedeni; ruh bedenimin bütün eklemleri sızlıyordu dün gece. Üflenmiş, sönmek üzere olan bir mum gibi hissediyordum kendimi. Sonra birdenbire ayağa fırladım ve sanki bana yeni bir ışık bahşedilmiş gibi hissettim kendimi. Sanki bir çocuk dünyadaki sararmış bir çatı katında, benim yıpranmış, sararmış bir kopyamı bulmuş da, üzerindeki tozlar nedeniyle hapşırmış gibi. Ve böylece sanki kısa bir süre daha bahşedildi bana.