Bir Tanrı mı yaratmak istiyorsun? Kendi Tanrını?
Ne büyük bir cüret ne kadim bir alışkanlık… İnsan dediğin bunu hep yapmadı mı zaten? Kendi korkularına, yalnızlığına, çaresizliğine bir cevap ararken Tanrılar doğurdu. Onları taşlara kazıdı, altına döktü, dualara sakladı. Kimi zaman göğe yükseltti, kimi zaman yeryüzüne indirdi. Kimini sevgiyle yoğurdu, kimini öfkeyle şekillendirdi. Ama hep kendi aynasında baktı onlara.
Belki de Tanrı insanın içindeki en büyük boşluğun yankısıdır. Duyulmasını umduğumuz bir ses, görülmesini istediğimiz bir ışık… Kimi zaman affeden, kimi zaman cezalandıran, ama hep orada olan bir güç…
Ama işte mesele şu ki Tanrıyi yaratmak kadar ona inanmak da insanin elinde. Çünkü Tanri ona ne kadar ihtiyacın olduğuyla ilgilidir. Belki seni korusun diye yaratırsın, belki seni cezalandırsın diye. Belki sana bir anlam versin diye, belki de anlamdan kaçabil diye.
Peki, soruyu yeniden soralım
Bir Tanrı mı yaratmak istiyorsun? Yoksa zaten yarattın da, ona isim mi arıyorsun?