• Hayao Miyazaki'nin Diana Wynne Jones'un eserini canlandırmasıyla tanıştığımda çok küçüktüm. Bilinç yaşımdan da küçüktüm ilk aşkım Miyazaki'nin çiziminden çıkma Büyücü Howl olmuştu. Belki yüzlerce, belki binlerce kez izledim bunu. Gerçi, izlemeyen kalmamıştır değil mi?

    Kitapları almak için yaşım fazla gecikti ama ruhum hâlen çocuktu, benim için sorun değildi. Wynne Jones'un tüm kitaplarını aynı anda alıp ilk Yürüyen Şato'yu okudum. Miyazaki'nin oluşturduğu karakterlerden sonra o kişileri farklı simalarla hayal etmek çok zordu, kabul ediyorum. Ama gayet eğlenmiştim. Kitap çocuk, yetişkin yaşı fark etmiyor kanımca. Wynne Jones her kitleye hitap edebilen birisi olduğunu düşüyorum.

    Howl'a çocukken aşıktım kitabı okurken bir daha aşık olmuştum. Sophie'ye zaman zaman üzüldüm, zaman zaman sevindim. Bu duyguları kitap size apaçık yansıttıktan sonra yaşı kim umursar ki? Mutlaka okumalısınız. İnanın, izlemekle kalmıyor. İyi okumalar dilerim.
  • Merhabaaa 1000kitap okurları

    * Bu platformu çok ama çok
    sevdim. Çünkü insanların kitaplar hakkında fikir edinebildikleri bilgi paylaşımı olan bir yerde bulunmak muazzam bir olay. O yüzden bu işte benim de parmağım olsun istedim.
    Konumuza dönersek-->

    2008 yılında (yanlış hatırlamıyorsam) TRT , Hayao Miyazaki'nin animelerini yayınlıyordu.Sevmek bir yana bayılarak izlerdim. Yani önce animeyi izlemiş daha sonra kitabı okumuş biri olarak yorumluyorum.

    Howl,Sophie,Calcifer,Michael, Çöl Cadısı vs. karakterlerimiz var kitapta. Benim en sevdiğim karakter, ateş cini Calcifer oldu. Kitaba eğlence katan bir karakterdi.

    Howl da şehirdeki söylentilere göre birisi miydi acaba?
    Sophie'nin yaşlandıktan sonraki tepkisi ne oldu? Hayatı nasıl devam etti? Bu soruların cevaplarını sayfaları çevirdikçe öğreniyoruz tabi.

    Genel olarak Howl ve Sophie'nin çabalarını görüyoruz. Howl'un kendini bulma çabasını (örtük bir şekilde de olsa var) , Sophie'nin kendisine yapılan büyüyü bozma çabasını...
    Hem kim bilir, büyüsünü bozmak için çabalayan birileri daha vardır ? :)

    Kitap, fantastik severler için hazine nitelikte bir kitap. Her yaşta okunabilecek türden.Kısacası tam şu sonbahar günlerinde okunacak tatlı bir kitap.

    Şunu yazmadan geçemeyeceğim: Kitabın başındaki bir olay az ileride karşımıza sürpriz bir şekilde çıkıyor. Hem şaşırtıcı hem sevindirici türden.

    *Bana kitap mı yoksa filmi mi gibi soranlar da oldu. Net bir yanıt veremem fakat önce kitabı okursanız film size biraz eksik ve farklı gelebilir.
    •°
  • Neden film eleştirmeyelim?!
    Çok çok çok sevdiğim Ghibli Studio'nun kurucularından Hayao Miyazaki'nin senaryosunu, yönetmenliğini üstlendiği En İyi Animasyon dalında Oscar adaylığı bulunan ve konusu İkinci Dünya Savaşı'nda Japon İmparatorluk Ordusu tarafında kullanılan Mitsubishi A6M Zero savaş uçağını tasarlayan Jiro Horikoshi'nin hayatına odaklanan harika bir filmdir..
    Çizimleri yine muazzamdı.. Çizimleri hakkında konuşursak Miyazaki genel olarak mekana çok fazla önem veriyor.. Her çiziminde karaktere değil de dış mekana detaylar ve motifler işliyor.. Karakterleri ahım şahım çizmiyor, arka plana önem veriyor..
    Biliyorum ki Miyazaki aynı zamanda adet, gelenek ve göreneklerine, dini öğretilerine düşkün bir yapımcı.. Çoğu filminin incelemesinde dinlerine, geleneklerine gönderme yaptığını rahatlıkça görebiliriz.. Jiro'nun evlilik töreni muazzamdı bu konuda.. Naifti oldukça..
    Dikkatimi çeken bir şeyler daha vardı.. Bir sahnede iki tablo gördüm duvarda.. Biri kiliseden alınmış bir İsa ve Meryem tablosu gibiydi öteki ise bir müzisyen.. Filmde Schubert'in Kış Yolculuğu adlı bestesine dikkat çekiliyor olsa da portrenin ona ait olduğunu sanmıyorum..
    Kolomb ve Yumurtası adlı bir deyim de geçiyor ve sanırsam Miyazaki bundan feyiz alarak güçlü bir adım atmış bu animasyon dünyasında.. Çünkü kendisi hep "Japonların Disney'i" olarak görüyor Ghibli Studio'yu.. Belki de etkisi altında kaldığı olayları da eklemeden geçememiştir..
    Howl'ün Yürüyen Şatosu gibi birçok filminde de dikkat ettiğim noktalardan biri gökyüzü felaketi.. Ben böyle adlandırıyorum çünkü bana öyle hatırlatıyor.. Dünya Savaşlarından etkilenen Japonya'ya bir ayna tutmuş gibi.. Sürekli gökyüzünden gelen iğrenç uçakları ya da benzerilerini tasvir ediyor üstad.. Kanımca bu duruma çok içerlemiş olacak ki birçok filminde gökyüzünde bir kaos mutlaka tasvir etmiştir..
    Filmin içeriğine gelecek olursak gerçek karakterler vardı.. Japonya'Nın Almanya'dan sonra uçak mühendisliğinde nasıl ilerlediğini gösteriyor.. Sürekli de olumlu mesajlar aşılıyor, uçakların savaş aracı olmadığını, düşleri gerçekleştirmesi gerektiğini söylüyor.. Kısaca Dünya Barışı için ufak ufak mesajlar..
    Seni seviyorum üstad.. Bir gün öğrencin olmam dileğiyle..
  • Howl acıklı acıklı öksürdü. "Kılık değiştirerek gidece­ğim, belki de ikinci bir cenaze olarak giderim," dedi merdivene doğru ilerlerken. "O halde bu takım elbiseye değil, kefene ihtiyacın var," diye seslendi Sophie arkasından.
  • Çocukluğumdan beri sevdiğim, hala severek izlediğim bir çizgi dizidir.. Tabi bunun için Hayao Miyazaki'ye ve Takahata'ya sevgilerimi sunarım..
    Howl'un Yürüyen Şatosu adlı kitabın çizgi filminde çok ince detayları işlemişti Hayao.. (Howl'un kırdığı yumurta, kullandığı pastırma sayısı kitapla birebir aynıydı) Aynısını Heidi'de de gördüm.. Kulübeye ilk gelişince büyükbabasının onun için sandalyeyi masa olarak kullandığı, yiyecek olarak tercih ettikleri her şey birebir aynıydı..
    Gelelim kitaba.. Kitabı az çok hepimiz biliyoruz.. Alp'lerdeki Kız diye de geçer.. Heidi, ebeveynleri ölmüş bir kız çocuğu ve teyzesiyle kalıyor.. Teyzesi yeni bir iş bulup geçici süreliğine onu kendisinden sonraki tek yakın akrabasına, büyükbabasına götürüyor..
    İncelemeye değer gördüğüm nokta şu: Heidi'nin sürekli Allah'a dua etmesi ve her türlü sıkıntı, keder için O'na dua etmeyi sık sık dile getirmesidir.. Buradan yola çıkarak yazarın küçük çocuklara birer dini mesaj verdiğini görebiliyoruz..
    Kalpleri ısıtan bu güzel öyküyü okuyup Alp'lere kaçabilirsiniz..