Sezgin: İnsanlar zamanlarının çok kısa olduğunu unutuyorlar. Allah'ın kendilerine bir lütuf olarak verdiği bu zamanı faydalı olarak doldurma vecibesinin şuurunda değiller.
Müslümanlara göre ne tecrübe ne de teori tek başına kafidir. Tecrübe, eğer kendisinden evvel bir teori tarafından desteklenmiyorsa ilmi hiçbir neticeye ulaştıramaz. Bu sadece bir bocalama ve uğraşmadan ibaret kalır. İlmin konusu olamaz.
TURAN:Hocanız Hellmut Ritter'le aranızda şöyle bir konuşma geçtiği söyleniyor, doğru mu? Size bir gün soruyor: "Fuat günde kaç saat çalışıyor sunuz?"
SEZGİN: Almanlar "Fuat" demezler", "Sezgin" derler. Katiyen "sen" diye konuşmazlar. Ancak çok samimi oldukları zaman söylerler ...
TURAN: Evet, siz de diyorsunuz ki, "hocam, 17 saat çalışıyorum." Nedir hocam bu olayın aslı bize anlatır mısınız?
SEZGİN: Hayır. Ben ona, 13-14 saat çalıştığımı söyledim. Tahminen o kadar çalışıyordum. Bana dedi ki, "Bu tempoyla bilgin olamazsınız. Eğer bilgin olmak istiyorsanız buna birkaç saat daha eklemeniz gerekir. Benim hocam Brockelmann günde 24 saat çalışıyordu. Gün daha uzun olsaydı daha çok çalışırdı" dedi. O söz bana öyle çok tesir etti ki, hakikaten 70 yaşıma kadar devam edecek bir tempo yakaladım. O konuşmadan sonra bu yaşıma kadar günde hep 17 saat çalıştım. O söz beni çok etkilemişti.
“Washington’daki Virginia eyaletinin yıllarca yaşadığım Fairfax County bölgesi ABD’nin EN ZENGİN bölgelerinden biridir. Her kış, fırtınaların ardından mevsimlik donma ve çözülme sonucu bölgenin yollarında çukurlar oluşur. İlkbaharın sonunda ise tüm bu çukurlar sihirli bir şekilde doldurulur, böylece kimsenin bu çukurlardan birinde aracının aksını kırmaktan korkmasına gerek kalmaz. Çukurlar doldurulmazsa Fairfax County sakinleri öfkelenir ve yerel yönetimin yetersizliğinden şikayet etmeye başlar; hiç kimse (kamu yönetimindeki birkaç uzman hariç) bu hizmeti mümkün kılan karmaşık ve görünmez toplumsal sistemi, komşu Columbia bölgesinde çukurların dolmasının neden daha uzun sürdüğünü ya da çukurların gelişmekte olan pek çok ülkede neden asla doldurulmadığını bir an olsun düşünmez.”
“İnsanlar doğası gereği kurallara uyan hayvanlardır; etraflarında gördükleri sosyal normlara uyum sağlamak için doğmuştur ve bu kuralları genellikle üstün bir anlam ve değer yükleyerek sağlamlaştırır. Etraflarındaki ortam değiştiğinde ve yeni zorluklar baş gösterdiğinde sık sık mevcut kurumlarla yeni doğan ihtiyaçlar arasında uyumsuzluk ortaya çıkar. Bu kurumlar, her türlü esas değişime karşı çıkan yerleşik menfaat sahiplerinden oluşan kitleler tarafından desteklenir.”