Aldığımız eğitim ve terbiyeden ve içinde bulunduğumuz çevrenin cehalet seviyesinden başka ne beklenir ki ?
Bu bozuk sistem de demek ki bir gün değişecektir.
Hulâsa, okuduğunu tahlil etme, yorumlama lüzumu hissetmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırma cehdini kendisinde bulamayan okur, zekâsını köreltebilir. Bir handikapa yakalanıp amansız bir anaforda döner durur.
Okumayı 'hastalık' haline getirmek, böyle bir noktaya vardırmak tehlikelidir. Çünkü böyle bir derde düşenler, bilgilenmek, öğrenmek, incelemek, düşünmek, keyif almak hatta eğlenmek için okumazlar. Cemil Meriç'in deyişiyle 'okumak' için okurlar. Yasak savmak kabilinden okurlar. Her çıkan matbuata saldırırlar. Hatta bunların öyleleri vardır ki baştan sona bir kitabı bitirdikleri nadirdir. Bazan bir eserin başını, kimi zaman sonunu, ya da ortasından bir yerini okurlar. Böyleleri için, Proust, haklı olarak, 'Ne sanat heyecanı ararlar ne zekâlarını geliştirme emelindedirler. Okuduklarını redddetmek veya tartışmak ihtiyacını duymazlar' der.
Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat'iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata –istikamet dairesinde– sarf etse onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar.