İ.Burak, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okuyor

Hmm
"... gerçekten de salondan çıkmadan önce hükümdara sırtını dönmek yasaktı. Tuhaf bir alışkanlık. Saygınlığına fazla düşkün bir hükümdar mı çıkarmıştı bu adeti ? Yoksa aşırı kuşkucu bir ziyaretçi mi ?"

Semerkant, Amin MaaloufSemerkant, Amin Maalouf
Ebru, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu

Gözümün önündeki bu üç insan dün hayatın kendilerine bahşettikleriyle yasarken; bugün ölümün pençesine yenik düştüler. İnsanların geleneklerine göre yanlış işler yapan üç insan. Yasa körlüğüyle elini uzatıp hepsini parçalamıştı. Güçsüz oldukları için cehaletleriyle suç işleyen üç varlık güçlü olan Yasa tarafından yok edilmişti.
Herhangi bir insan başka bir insanı öldürdüğünde katil olarak anılır. Bu işi yetki sahibi biri yaparsa, bu haklı bir karar olur. Ve bir adam manastırı soyduğunda hırsız adını alır; ama Emir onun hayatını çalabilir; sonra insanlar Emir'in erdemli bir hükümdar olduğunu söyler.
Kocasına ihanet eden ve onu aldatan bir kadına günahkar ve fahişe denir. Ama Emir onu çırılçıplak soydurtup kalabalığa taşlatabilir, o zaman Emir'in soylu bir yönetici olduğu söylenir.
Kan dökmek yasaktır. Öyleyse kan dökmeyi yasa koyucu için uygun gören kim? Başkasının malını çalmak suçtur. Peki canları çalmayı erdem olarak kabul eden kim? Kadının sadakatsizliği zinadır. Fakat insanları taşlamayı erdem haline getiren kim?
Bir kötülüğe daha büyük bir kötülükle karşılık verip `Yasa budur; ahlaksızlığa karşı daha büyük ahlaksızlıkla savaş ve buna ahlak adını ver´ mi diyeceğiz? Bir suçun hakkından daha büyüğüyle gelip buna adalet adını mı koyacağız?

Asi Ruhlar, Halil CibranAsi Ruhlar, Halil Cibran

Çocuklar gibi
Bende hiç tükenmez bir hayat vardı
Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
Göğsümün içinde ateş var gibi

Bazı nur içinde, bazı sisteyim
Bazı beni seven bir göğüsteyim
Kah el üstündeydim, kah hapisteydim
Her yere sokulan bir rüzgar gibi

Aşkım iki günlük iptilalardı
Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde binlerce istekler vardı
Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi

Şimdi şiir bence senin yüzündür
Şimdi benim tahtım senin dizindir
Sevgilim, saadet ikimizindir
Göklerden gelen bir yadigar gibi

Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi

Sabahattin Ali

ZEYNEP ŞAŞKAN, bir alıntı ekledi.
18 Eyl 09:39 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yusuf 'tu ,Has Hacip oldu 1070 yılında.
Has Hacip "Lil makamı vezirlik ve Ordu komutanlığından sonra gelirdi sarayda. Has Hacip vicdanıydï Karahanlılar'ın. Hacip olmak ,insanlara yol göstermek demekti. Öyle bir teşrifat nazırı ve mabeyinci ki, akıl, bilgi, tavır, davranış; boy ,Bos, yüz,ses kıyafet harmanlanmalı şahsında. Boşluklara köprü olmalı sessizlere ses. Kulak olmalı dileklerine yoksulların. Yusuf olmayacaksa Has Hacip kim olacak! Kim çıkartacak sahneye hükümdar gündoğdu'yu, Vezir ay toldı yı ögdülmişi ,Zahit akrabasını.
Kim onların ağzından adaleti ,mutluluğu ,aklı ve akıbeti konuşturacak!

Satranç Oynayan Derviş, A. Ali UralSatranç Oynayan Derviş, A. Ali Ural
mehmet akif çelik, bir alıntı ekledi.
17 Eyl 16:00

ÇÖKÜYORUM
Saltanat sürmektedir içimde bir hükümdar,
Hırsının pençesinde,şehvetin esiri;
Etrafını almıştır dalkavuk ve riyakar;
Korkulu bir sarayım doğduğum günden beri
Ne gizli cinayetler, neler neler oluyor,
Denize hergün körpe cesetler döküyorum.
Ne baharlar soluyor,ne baharlar soluor,
Azamet ve ihtişam içindeçöküyorum!

Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı (Sayfa 80)Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı (Sayfa 80)

Ünlü oyuncu Turgay Tanülkü'nün hayatı film gibi. 62 yaşındaki oyuncu, 18 yaşında girdiği cezaevinden 26 yaşında başka biri olarak çıkmış. Özgürlüğe ilk adımı atarken "Ben geri döneceğim buraya!" diye bir söz vermiş kendine. Tanülkü, ömrünü cezaevlerinde mahkumları tiyatroyla buluşturmaya adamış bir oyuncu... Çoğu insanın Kurtlar Vadisi, son olarak da Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinde Şahinağa olarak tanıdığı Tanülkü'nün hikayesi dizi olacak kadar çarpıcı... 1981'den beri girip çıkmadığı cezaevi kalmadı. Üstelik o sadece mahkumların değil, onların çocuklarının da hayatlarına umut olmuş. 14'ünü cezaevinden aldığı 23 evladı var. Ve o evlatlardan çoğu üniversiteyi onun sayesinde bitirip hayata atıldı. Hatta içlerinden biri, hukuk okuyup savcı oldu!

Cezaevine girişinizle başlıyor hikayeniz. En başından anlatır mısınız?

- 1970 döneminde Ulucanlar Cezaevi'nde siyasi nedenlerle hapis yattım, 18 yaşımdaydım. Ve uzun dönem işkence gördüm, çocuğum olamayacak kadar ağır işkence gördüm. Bizim hayatımız hep bir dram. Çok mutlu olan bir kesimden değilim.

-Cezaevine girdiğinizde okuyor muydunuz?

- Ankara'da liseyi bitirmiştim, hukuk fakültesini kazanmıştım. Aynı zamanda da konservatuar sınavlarını da kazanmıştım. Tutuklandıktan sonra Ulucanlar Cezaevine gönderildim. Kendimi ve koğuştaki ağabeylerimi eğlendirebilmek için fıkraları oynuyordum koğuşun ortasında... Tiyatroyu küçük küçük koğuşa sokmuştum. Epey zaman böyle devam etti.

Annemler beni Almanya'da biliyordu. Çünkü o zamanlar radyoda arananların listesi okunurdu, yakalandıktan sonra listeden ismin çıkardı. Ben yakalandığım için listede ismim yoktu. Onlara Almanya'da olduğumu söylemişlerdi. Haliyle benim hiç ziyaretçim gelmiyordu.

-Çocukları kurtarmam gerekiyordu. Onlar için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yıllar sonra suçumun olmadığı anlaşıldı. 26 yaşımda çıktım cezaevinden. Tam sekiz güzel yılım gitmişti... -Ama çıktığım gün kendime bir söz verdim; cezaevine tekrar gideceğim! 1981 yılında mahkumlarla gönüllü olarak tiyatro yapmaya başladım. Gönüllü olunca idarenin de işine geliyordu. Ders yapıyordum orada. Her gün gidiyordum cezaevine. Mahkumlardan bir grup oluşturdum, ilk oyunumuzu o zaman sahneye koyduk.

-Ben bitirdim konservatuvarı. Cezaevindeyken okula gidip gelebiliyordum gardiyan eşliğinde. Konservatuvarla cezaevi arasında iki cadde vardı zaten. Gardiyan okula kadar getirip bırakıyordu beni, akşamüzeri de alıyordu. Okuldakiler zaman zaman şüpheleniyordu durumumdan çünkü bilmiyorlardı cezaevinde olduğumu...

- Mahkumlar oyun oynar, gala yapardım, onların aileleri izlemeye gelirdi. Çocuklar gelirdi babasını, annesini seyretmeye. Oyun biter, misafirler gider, o koca koca adamlar sahneden iner, ailesinin oturduğu koltukları koklardı (ağlıyor). Tiyatro bir insan kokusudur. Çocuğum olmadığını ve olmayacağını biliyorlardı. Eşim sağ olsun kader deyip kabullenmişti. 27 yıldır evliyim... Bu galalar ve oyunlar sayesinde mahkumların çocuklarıyla tanışmaya başladım.

-Çocukların mutluluklarını gördüğümde küçük küçük para vermekten ötesini yapmak istedim. Ailelerle konuşmaya başladım "Okutabilecek misiniz?" diye... Durumlarını anlatıyorlardı... Önce kendi evlerinde okutmaya başladım. Erzaklarını alıyordum, kiralarını ödüyordum. Tüm bunların altından kalkabilmek için tiyatro dışında iş yapmam gerekiyordu...

NAYON TORBA SATTIM, ÇAY OCAĞI AÇTIM

- Naylon torba sattım... Ankara OSTİM'de bir çay ocağı açtım. Oradan gelenlerle çocuklara destek olmaya çalıştım. O zamanlar TRT'de Ferhunde Hanımlar dizisinde oynuyordum. O da bir yere kadar yetiyordu. Ama o para epey güçlendirmişti beni. Eşimle konuştum ve çocukları almaya karar verdik. Anne baba çaresiz kalınca çocuklar sokağa ve suça yöneliyor.

45 YAŞINDA OĞLUM VAR

- İlk aldığınız çocuk şimdi kaç yaşında?
- 45 yaşında oğlum var şimdi. Ali ama soyadını vermek istemiyorum çünkü bir yerde yönetici... Ali'yi okutuyordum ama evinde kalıyordu. Benim de aklım ondaydı çünkü Ali'nin babası cezaevindeydi. Ama şöyle bir durum var, babalar içerde olunca anneler çalışmıyorsa, çocuklar ne yapacak? Ya babasının suçuna iştirak ediyor ya da başka yollara... Mesela uyuşturucudan baba içeri girmiş, karşısındaki avukat öyle bir para istiyor ki; kadın kocasını kurtarabilmek için o işi yapmak zorunda kalıyor. Bir zincirin halkası bu iş.

- Haklısınız. Siz nasıl devam ettiniz yardıma?
- Kız çocuklarını aldıktan sonra işin rengi değişti. Hepsiyle gurur duyuyorum ama bir kızım var; Merve Sultan Elgün şimdi savcı oldu. İki çocuğum, sahneye koyduğum oyunda rol alıyor. Birisi sinema biri de tiyatro mezunu. Ama cezaevinde parmaklıkların öbür tarafındaki çocukların, babalarına dokunamama isyanı... Babanın bunu görüp bacağına çimdik atıp, dik durup ağlamamaya çalışması... Sonra koğuşta isyan edip kafalarını duvarla vurmaları... Çok büyük dram vardır cezaevinde... Bunlar beni çok etkiledi.

KARIMA ANNELER GÜNÜNDE 23 DEMET ÇİÇEK GELİYOR

- Çocukları okutmaya başladığınızda ailelerinden alıyorsunuz. Nerede barınıyor bu çocuklar?
- Beş tane evimiz var. Buca'da, iki tane İstanbul'da, iki tane Ankara'da...

- Nasıl altından kalkıyorsunuz bu giderin?
- Çalışıyorum. Raci Şaşmaz da sağolsun. Bana dersen ki "Evin var mı?" Yok. Arabam var bir tane.

- Çok takdir edilecek birisiniz...
- Şükür. Şu anda 23 çocuğum var. 11'i üniversitede okuyor, ufaklarım var, ortaokul lise çağında... Uşak Eşme'de Düz köyünde daha ufaklar var, onlar da çoban çocuklarıyla birlikte toprağı bilerek büyüyor. Ben ilkokulda köy enstitüsü öğretmenlerinden ders aldım. Onlar bana ne gösterdiyse çocuklarıma onu gösteriyorum. Bu nedenle çocuklarımın hepsi tarlayı, ağacı, toprağı bilir. Onlara bir dilim ekmek ver, bağa bırak ne yiyeceklerini bulur.

- Evlerde kim duruyor bu çocukların başında?
- Küçüklerin başında bir dostumun eşi duruyor. Onun da çocukları ve torunları var. Büyükler kendilerine emanet. Zaten büyükler artık küçüklere sahip çıkıyor, yardımcı oluyor. Zincirleme devam ediyor bu durum. Üstelik her tür düşüncelerinde özgürler. Ben Galatasaray'ı tutuyorum diye onlar o takımı tutmak zorunda değil yani. Kızlarımdan biri kapanmak istedi ve kapandı. Hiçbir ayrımcılığımız yok. Felsefi olarak ayrı ayrı tabaklarda yemek yedirerek büyütmedi onları. Tek tas, herkesin ağız tadı ortak. Biz öyle büyüdük. O zaman ayrımcılıklar kalkıyor ortadan. Benim Facebook'um, benim sigaram yok bizde. Ortak bir hesabımız var, oraya benim çalıştığım param, çalışmaya başlayan çocuklarımın katkıları ve dışarıdan çok güvendiğimiz isimlerin katkıları yatar... İhtiyacı olan alır...

- Aileleri bu duruma nasıl yaklaşıyor?
- Ailelerin bazıları çocuklar mesleklerini eline alınca aramaya başladı. Bu çok acı. Özellikle kız çocuklarının ailelerinin "Ne yapıyorsun?" diye sorması lazımdı. Soranlar var da, çok az. İşe girince aramak olmaz, vicdan yapmak olmaz. Erkekler daha bireysel... Sokaktan aldığım çocuklar da oldu, tinere bağımlı olanlar... Onlar çok kavgacı ve sert oluyor. Çocuklarımdan biri devamlı karakolluk oluyor. Beyoğlu'nun arka sokaklarında yaşadım bir süre... O zamanlar almıştım onları. Karım da kendini bu işe adadı. Anneler gününde 23 tane çiçeği geliyor (gülüyor). Bu çocukların hiçbir beklentisi yok.

- Baba mı der hepsi size?
- Evet baba... Ağır bir laf! (gözleri doluyor).

BABASI CEZAEVİNDEN ÇIKTI, KIZI SAVCI OLDU

- Gurur kaynağım dediğiniz Savcı Merve Sultan Elgün'den söz edelim isterim biraz da... Nasıl bir hikayesi var onun?
- Babası Buca Cezaevi'nde kalan mahkum oyuncularımdandı. Gala yaptık, aileler de gelmişti. Merve Sultan Elgün de kardeşi ve annesiyle oradaydı. Maltaya yani cezaevinin büyük koridoruna girdim. Yürürken iki kız çocuğu geldi elimden tuttu, biri "Turgay Baba dedikleri sen misin?" diye lafa girdi. "Biz okumak istiyoruz" dediler. "Tamam, sen kimin kızısın?" dedim, "Yogi'nin" dedi. Yogi'nin kalbi çok güzeldir. Şiir yazar, oyunculuğu vardır... "Ne olacaksın kız?" dedim. "Savcı" dedi!

- Neden savcı?
- İçeri girerlerken üst araması sırasında o dönemin cezaevi savcısı saçlarını okşamış onların. Hoşlarına gitmiş... O gün karar vermişti ve bunu dediğinde daha 12 yaşındaydı. Babasından izin aldık, Sultan'ı ve kardeşi Sare'yi aldım. "Hiçbir şeyine karışmayacaksınız" dedim... Sare de yüksek hemşirelik kazandı. Çok çalıştılar ama... Pikniğe giderdik kucaklarında test çözerlerdi. Hırs... Tutunmak zorundalar... Ve hukuk fakültesini kazandı. Okulu bitirip savcılık sınavlarına hazırlanmaya başlayınca ben neredeyse bunalıma girdim...

- Neden?
- Çünkü benim çocuklarım geçmişlerinden dolayı hayata bir sıfır yenik başlıyor. Kimileri yönetici oluyor, kimi başka pozisyonlarda görev alıyor. Çocukların geçmişleri bilindiğinde farklı davranmaya başlanıyor. Sultan sınavlara hazırlanırken, saçları ağardı, sarılık geçirdi. Çok sıkıntılar yaşadı. O sırada hep aklımdan şu geçiyordu; "Benden kaynaklı sıkıntı yaşar mı, babasından dolayı sıkıntı yaşar mı? Savcı olacak ama her şeyini araştırıyorlar. Kendi kendimi yiyordum. Ona da belli edemiyorum. Sınav bitti, başmüsteşar Kenan İpek "Seninle gurur duyuyoruz" dedi kızıma. O gün bütün dünya benim oldu. Bu çocuklar sıfırdan gelme...

- Babası şimdi ne düşünüyor?
- Cezaevinden çıktı tabii. Ve gurur duyuyor ama onun bir sözü ağırıma gider hep. Kızına dedi ki; "Ben sadece seni doğurttum kızım ama Turgay Baban sahip çıktı." Tüm çocuklarım ailelerine gitsin istiyorum.

Armağan, bir alıntı ekledi.
15 Eyl 15:45

"Oğuz 1000 yıl yaşamıştır. Oğuz'un ilk gençlik yıllarında hükümdar olduğu göz önüne alınınca herhalde en az 980 yıl boyunca Oğuzlara kağanlık etmiş olmalıdır."

Oğuz Kağan Destanı, Tufan Gündüz (Sayfa 14 - Yeditepe)Oğuz Kağan Destanı, Tufan Gündüz (Sayfa 14 - Yeditepe)
eren bağlar, bir alıntı ekledi.
15 Eyl 15:04 · Kitabı okuyor

Gerçek siyasi devrimler veya yeni idari organizasyonlar, asla kesişen ve tesadüfi pek çok çevresel şartlar var olmadan ortaya çıkmaz ve daima çeşitli talihsiz sonuçlara yol açarlar; oysa hükümdar -demokratik, aristokratik veya monarşik- kendi faaliyet alanını sessiz sedasız ve dikkat çekmeyecek şekilde genişletebilir veya sınırlayabilir ve genelde ürkütücü yeniliklerden kaçınmak suretiyle, amaçlarına daha emin adımlarla ulaşır.

Devlet Faaliyetinin Sınırları, Wilhelm von Humboldt (Sayfa 89 - Liberte)Devlet Faaliyetinin Sınırları, Wilhelm von Humboldt (Sayfa 89 - Liberte)
Ömer mi Sefa Aslan, bir alıntı ekledi.
15 Eyl 10:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Vazifemiz, her zaman bağımsız ve hükümdar bir devletimizin var olmasını sağlamaktır. Teşkilât, İslâm'ı kabul eden ilk hakanımız Satuk Buğra Han'a kadar sadece Oğuz şuuruyla hareket etti. Satuk Buğra Han'dan sonra ise Hz.Muhammed'in iktidar mirasını taşıyan Abbasî Halifesi ve O'nun teşkilâtı, Divan-ı Aziz ile bütünleştik."

Muhafız, Selman Kayabaşı (Sayfa 157 - Timaş)Muhafız, Selman Kayabaşı (Sayfa 157 - Timaş)