Sevgili Dost,
Yazın buharlaşmayacak, kışın donmayacak, sonbaharda yapraklarını dökmeyecek, yani hep aynı kalacak ya da artacak sevgi. Altını görünce gümüşten, gümüşü görünce bakırdan vazgeçmeyecek. Tagore gibi, "İstediğin zaman lambayı söndür. Senin karanlığını da tanır ve severim," diyecek.
Sevgili Dost,
Aşk olsun sana, herkes artırıyor diye, artırıyorsan sen de. Ve Valery'nin, "Yalnız değer verilen insanlardan çekinmeli," sözü var diye, caiz mi müzayedede susmak.
Sevgili Dost,
Ne mi anlatıyorum?
Hayır, sözü bir başkasına bırakıyorum: Myra B. Welch'e. Biraz da o anlatsın:
"Üstü çizilmiş ve hasar görmüştü ve bu yüzden müzayedeci;
Pek değmediğini düşündü,
Zaman tüketmenin bu eski keman için.
Ama yine de gülümseyerek başladı.
'Evet, artırmaya başlıyoruz, baylar bayanlar' diye bağırdı.
'Kim artırmaya başlamak ister?'
'Bir dolar, bir dolar.' İki! sadece iki dolar mı?
'İki dolar, kim üç yapıyor?'
'Üç dolar, üç dolar, üç dolara gidiyor…'
Ama o anda arka sıralardan gri saçlı bir adam
Öne doğru ilerlemeye başladı ve yayı eline aldı
Sonra kemanın tozunu silkeledi.
Hoş ve basit bir melodi tıngırdattı.
Aynen meleklerin 'Carol' ilahileri gibi
Müzik yavaş yavaş azalınca müzayedeci
Sakin ve alçak bir ses tonuyla
'Eski kemana en son ne vermiştik?' dedi.
Kemanı ve yayı eline aldı ve yukarı kaldırdı.
'Bin dolar. Kim iki yapıyor?'
'İki bin! Kim üç yapıyor?'
'Üç bin, üç bin, üç bin'
Ve 'artıyor, artıyor' diye bağırdı.
İnsanlar gülmeye başladılar, bazılarıysa çığlık atıyorlardı.
Sevgili Dost,
Bir şehrin en güvenilir yeri sence neresidir? Şehrin neresinde kendimizi güvende hissedebilir, mızraklardan ve oklardan emin olabiliriz? Yalnız paltomuzu değil, zırhımızı ve sadağımızı da bırakacağımız kapı hangisidir? Hangi pencere açıldığında rüzgârı bizi üşütmez. Hangi merdiven çıkıldığında yormaz kalbimizi?
.
.
.
Sevgili Dost,
Ben bir şehrin en güvenilir yerinin neresi olduğunu biliyorum.
Sen de biliyorsun.
İşte tahterevallinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Aşk ve ihanet sıranın kendilerine gelmesi için sabırsızlanıyor, zulüm ve adalet ilk önce kim oturacak diye tartışıyor, hoşgörüyle kabalık, hasretle vuslat, pişmanlıkla hoyratlık, cimrilikle cömertlik, vefayla nankörlük sırada bekliyorlar.
O da ne! Enaniyet kalabalığı yararak ilerliyor. Ay ve güneşi tahterevalliden indirip tek başına oturuyor bir ucuna ve öylece bekliyor aşağıda.
Sevgili Dost,
Tahterevalliye tek başına binen, aşağıda durmayı hak eder.
Sevgili Dost,
Gel ve yüksel!
Sevgili Dost,
Öldükten sonra hatırlayacak mısın beni? Neler hatırlatacak ve nasıl hatırlayacaksın? Bir yıl sonra aklına gelecek miyim? Ya beş yıl sonra?