• " Bir şey feda edilmeden,hiçbir şey kazanılmaz. "

    - Hz.Ali (ra ) -
  • Hz.Ali'nin (ra) bu güzel duasına binlerce amin..
    "ALLAH'ım! Senden ömrümün geçen kısmında beni değişik ihsanlarla sevindirdiğin gibi, kalan kısmında o ihsanlarını tamamlamak suretiyle daha da sevindirmeni diliyorum." 🌸🙏🌱
  • Cenneti seven kimse iyiliklere koşar. Cehennemden korkan kimse, Nefsini aşırı arzulardan alıkor. Ölümün kaçınılmazlığına inanan kimsenin gözünde dünyalık hazlar önemsizleşir.

    Hz.Ali (ra)
  • TESBİH: Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etme, ululama, Allah'a seri bir şekilde ibâdet ve "sübhânellah" deme.

    Namazdan sonra 33 defa "sübhanellah", 33 defa "elhamdülillah" ve 33 defa "Allahü ekber" dualarını okumak da birer tesbihdir.

    Tesbih kelimesinin kökünden gelen ve Yüce Allah'ı tesbih eden, ululayan kelimeler Kur'an'da yüze yakın yerde geçmektedir.

    Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de, tesbihi zikirle berâber anmıştır:

    "Ey inananlar! Allah'ı çok zikredin (anın) ve O'nu sabah akşam tesbih edin." (Ahzab, 33/41, 42).

    Bu ayette Yüce Allah, imân sahibi olan insanlardan hem Allah'ı zikretmelerini ve hem de tesbihte bulunmalarını taleb etmiştir. Zikir ve tesbih, berâber işlenmiştir. Zaten tesbih, zikrin bir çeşididir. Zikir kelimesi, çeşitli tasavvufi kavramları kapsamaktadır. Bunlardan biri de tesbihtir. Bu ayette geçen tesbih için, âlimlerin çeşitli açıklamaları vardır. Bazı âlimler bunu, esas manası olan Allah'ı her türlü noksanlıklardan berî kılma diye yorumlamışlardır. Bunu namaz ve dua manalarında kabul eden âlimler de vardır (el-Maverdî, en-Nuketu ve'l-Uyûnu, Beyrut 1992, IV/409).

    Yine Kur'an'da, yerde ve gökte bulunan her şeyin Allah'ı tesbih ettiği haber verilmiştir:

    "Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, Aziz'dir, Hakîm'dir." (Hadîd, 57/1).

    Bu ayet, Kur'an'da iki yerde daha olduğu gibi tekrar edilmiştir. (Haşr, 59/1; Saf, 61/1). Her üç yerde de, surelerin ilk ayetidir.

    Ayetteki "Her şey Allah'ı tesbih etmiştir." ifâdesi, çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Canlı varlıkların Allah'ı tesbih etmeleri, O'nun her çeşit noksanlıklardan ve yüce şanına yakışmayan şeylerden berî olduğunu dil ile ifade etmeleridir. Bütün âlimler, canlı varlıkların Allah'ı bu şekilde tesbih ettiklerini söylemişlerdir. Fakat, canlı olmayan varlıkların Allah'ı tesbih etmeleri hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı âlimlere göre, canlı olmayan varlıkların Allah'ı tesbih etmeleri, O'nun yaratıcılığına, gücünün her şeye yettiğine delil olarak gösterilmeleridir. Bu şeylerin varlığı, Allah'ın yüceliğini göstermektedir. Onların bu hali, tesbihleridir. Bazı âlimler de, cansız varlıkların canlı varlıklar gibi Allah'ı zikrettiklerini söylemişler ve bu hususta delil olarak da şu âyeti göstermişlerdir:

    "Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır." (İsrâ, 17/44)

    Bu görüşü savunan âlimlere göre, cansız sanılan her şeyde, insanların fark edemedikleri bir canlılık vardır. Bütün eşya, atomlardan meydana gelmiştir. Atomun çekirdeği etrafındaki elektronlar, akla şaşkınlık verecek bir hızla dönmektedir.

    Diğer bazı âlimlere göre ise, kâinattaki her şey, canlı ve cansız bütün varlıklar, Allah'ın emrindedirler. Yüce Allah, dilediği gibi bu varlıklarda tasarrufta bulunur. Her şey onun emrinin karşısında teslimiyet içerisindedir. Onların tesbihleri, bu teslimiyetleridir (Muhammed Ali es-Sabûnı, Safvetü't-Tefâsîr, İstanbul 1987, III/319 vd.).

    Tesbih ile ilgili diğer bazı ayetlerin meâli şöyledir:

    "Sen Rabb'ini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhânellâhi velhamdulillâhi de) ve secde edenlerden ol." (Hicr, 15/98).

    "Melekleri görürsün ki, arşın etrafını çevirmiş olarak Rabblerini övgü ile tesbih ederler, anarlar. (O gün) aralarında hak ile hükmedilmiş ve Hamd âlemlerin Rabb'ine mahsustur denmiştir." (Zümer, 39/75).

    "(Ey Muhammed, sen) sabret. Allah'ın va'di mutlaka gerçektir. Günahına da istiğfar et ve akşam sabah Rabb'ini överek tesbih et. (O'nun şanının yüceliğini an)." (Mü'min, 40/55)

    "Rabb 'inin yüce adını tesbih et (O 'nun eksikliklerden uzak olduğunu an)." (A'lâ, 87/1).

    Hz. Muhammed (asm) de, her hususta olduğu gibi tesbih konusunda da ümmetine tavsiyelerde bulunmuş, onlara örnek olmuştur. Tesbih hakkında söylediği bazı hadisler şöyledir:

    "Dile hafif, mizanda ağır ve Rahman'a sevimli iki cümle (vardır): Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ve hamd ile tesbih ederim. Büyük olan Allah'ı tesbih ederim, O'nun şanı ne yücedir!" (Muhammed b. Allan Deilü'l-Fâlihîn, Mısır 1971, IV/210).

    "Allah'a göre sözlerin en sevimlisini sana haber vereyim mi? Allah'a göre sözlerin en sevimlisi, şüphesiz ki: Sübhânellâhi ve bihamdihi cümlesidir."(Muhammed b. Allan, a.g.e., IV/214).

    Ebu Hüreyre (ra)'dan nakledildiğine göre, muhacirlerin fakirleri Hz. Muhammed (asm)'e gelerek şöyle dediler:

    "Mal sahipleri yüksek derecelere, sonsuz nimetlere erişip gittiler. Bizim gibi namaz kılıyor ve oruç tutuyorlar. Onların fazla malları var. İstedikleri zaman haccediyor ve umre yapıyorlar; cihat ediyor ve sadaka veriyorlar." Bunun üzerine Hz. Muhammed (asm):

    "Ben size, sizi geçenlere erişebileceğiniz, sizden sonrakileri geride bırakacağınız ve sizin yaptığınızı yapandan başka hiçbir kimsenin sizden daha üstün olamayacağı bir şeyi öğreteyim mi?" diye buyurdu. Ashap:

    "Evet, ey Allah'ın Resulu (öğretiniz)." dediler. Hz. Muhammed (asm):

    "Her namazın peşinden otuz üçer defa tesbih, hamd ve tekbir okursunuz." buyurdu (Ebû Dâvud, İmâre, 20; Ahmed b. Hanbel, V/196).

    Yine Ebu Hureyre (ra)'ın anlattığına göre, Hz. Muhammed (asm) şöyle buyurmuştur:

    "Kim her namazın peşinden otuz üç defa Allah'ı tesbih eder, otuz üç defa Allah 'a hamd eder ve otuz üç defa da Allah 'ı tekbir eder, yüzü tamamlamak için de: Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehülmülkü ve lehülhamd ve huve ala külli şeyin kadîr, derse, hata ve günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile bağışlanır." (Müslim, Mesacid, 144, 145, 146).

    Bir de Hz. Muhammed (asm) uyumadan önce tesbihte bulunurdu (Ebu Davud, Edeb, 98). Aynı zamanda, "Her tesbih sadakadır." (Müslim, Musâfirûn, 84, Zekât, 53; Ahmed b. Hanbel, V/167, 168) diyerek, tavsiyede bulunmuştur. Özel olarak tesbih namazı vardır. Bu namazda çok tesbih okunduğu için, Tesbih namazı denmiştir.
  • İlmin üstünlüğünü ortaya koyan hususlardan biride Haricilerle Hz. Ali (ra) arasında olan bir olay, ve bu olayda Hz Ali' nin çeşitli yollardan ilmin üstünlüğünü ortaya koyuşudur.
    Rivayet edildiğine göre; 20 kişi tek tek Hz. Ali' nin huzuruna gelerek aynı meseleyi sordular. Soru şu idi. ”Ya Ali ilim mi üstün,yoksa mal mı?”
    Hz Ali “İlim üstündür “şeklinde cevap vermiş, fakat delil istemeleri karşısında ilmin üstünlüğünü şu şekilde ortaya koymuştur:

    -İlim maldan üstündür. Zira ilim seni korur, halbuki sen malı korursun..İkinci kişiye verdiği cevap.
    -İlim harcandıkça artar, mal harcandıkça azalır…
    Ve devamla diğerlerine cevap verir:
    -İlim sayesinde düşmanlar dost olur, fakat mal öyle değil.
    -İlim dünyadan uzaklaştırır, ahirete yaklaştırır, mal ise böyle değildir.,
    -Ölüm sebebiyle ilim, sahibinin mülkiyetinden çıkmaz, fakat mal böyle değildir..
    -İlim sahibine sirayet eden bir nurdur. Mal ise buna muhaliftir.
    -İlim Allah' ın kelamından çıkar. Mal ise topraktan çıkar.

    -İlim Peygamber (a.s) sevgilisidir. Mal ise Nemrut, Firavun, Haman ve Karunların sevgilisidİr.
    -İlim kendine hizmet edilendir. Mal ise hizmet edendir.
    -İlim ruhun gıdasıdır, Mal ise cesedin gıdasıdır.
    -Ürkme zamanlarında ilim sana arkadaş olur, Mal ise sana ürküntü verir.
    -Yolculukta ilim senin arkadaşındır. Mal ise yolculukta senin düşmanındır

    -Tek başına ilim tatsız da olsa kurtulmana sebep olur, fakat mal böyle değildir.
    -İlim Peygamberlerin mirasıdır. Mal ise eşkiyanın mirasıdır.
    -Kıyamet gününde ilmin hesabı yoktur. Fakat malın helal ise hesabı, haram ise azabı vardır.
    -İlmin sahibi şefaat edecek, malın sahibi ise şefaat edilecektir.
    -İlim sahibi asla unutulmaz, fakat mal sahibi unutulur.
    -İlim kalbi nurlandırır, mal ise karartıp katılaştırır.
    -İlim sahibi Allah’a kulluğu, mal sahibi ise Allahlığı iddia eder..(nitekim firavun da olduğu gibi).

    Hz. Ali bu şekilde o soru soranlara ayrı ayrı tatminkar cevaplar verdikten sonra: Bu konuda bana daha soru sorsaydınız yaşadığım müddet başka başka cevaplar verirdim. buyurdu….

    Başka bir vakitte de bir zat Hz. Aliye gelerek: “sana bazı sorular sormak istiyorum dedi. Hz. Ali ona (kırk tane de olsa sor) cevabını verdi bunun üzerine adam şöyle bir soru sordu:

    Vacip nedir, vacipten daha kuvvetlisi nedir? Yakın nedir? Yakından daha yakın nedir? Tuhaf nedir ondan daha tuhafı nedir? Güç ve çetin şey denir? Ondan daha güç olanı nedir? Bu sorulara karşılık Hz Ali (ra) şöyle cevap verdi.

    Vacip olan ''tevbe''dir. Ondan daha kuvvetli vacip günah işlemeyi terk etmektir. Yakın olmak kıyamettir. Ondan daha yakını ölümdür. Tuhaf olan dünyadır, ondan daha tuhaf olan dünya sevgisidir. Zor olan kabir hayatıdır. Ondan daha zor olanı kabre azıksız olarak girmektir
    ---
    Vacip nedir?
    Vacip olan ''tevbe'' dir
    Vacipten daha kuvvetlisi nedir? Ondan daha kuvvetli vacip günah işlemeyi terk etmektir.
    Yakın nedir? Yakın olmak kıyamettir.
    Yakından daha yakın nedir? Ondan daha yakını ölümdür.
    Tuhaf nedir? Tuhaf olan dünyadır, Ondan daha tuhafı nedir? Ondan daha tuhaf olan dünya sevgisidir.
    Güç ve çetin şey denir? Zor olan kabir hayatıdır.
    Ondan daha güç olanı nedir? Ondan daha zor olanı kabre azıksız olarak girmektir
  • İyi insanı secdelerden değil, doğru sözünden ve emanete ihanet etmemesinden tanırsın.

    Hz. Ali (ra)
  • Hz. Fatıma iştahsız olmuştu. Hz Ali Hz Fatıma’nın hanei şeriflerine teşrif edip:“Ya Fatıma! Dünya tatlılarından gönlün ne istiyor?diye sordu.Hazreti Fatıma:“Ya Ali, nar istiyorum” buyurdu.
    Hazreti Ali Efendimizin yanında hiç para yoktu.Uzun uzun düşündü.Sonra kalkıp çarşıya gitti.Biraz borç para aldı ve onunla bir nar satı aldı. Eve giderken yol kenarına bırakılmış bir ihtiyar hasta gördü. Hazreti Ali Efendimiz o ihtiyara yaklaşıp: “Gönlün ne istiyor?” diye sual buyurdu. O da: “Ya Ali! Beş gündür buraya atılmış duruyorum. İnsanlar geçip giderler. Kimse bana iltifat etmez.Benim canım nar istiyor.Dedi.
    Hazreti Ali Efendimiz düşündü.“Eğer bu elimdeki narı bu ihtiyara verirsem,Fatıma narsız kalacak. Eğer buna vermezsem Cenabı Hakk’ın ayeti celilesine“Ve dilenciye gelince (onu) azarlama”(Duha 93.10) ve Resulüllah Efendimizin(Laa teruddüsseeile velev kene ale fersin) emirlerine muhalefet etmiş olurum” diye düşündü ve narı ihtiyara verdi. İhtiyar şifa buldu. Hazreti Fatıma validemiz Hazreti Ali Efendimiz Fatıma’dan haya ederek hanei saadetine geldi. Hz Fatıma,Hazreti Ali Efendimizi görünce O’nu ayakta karşıladı. Narın hadisesini öğrenince:Ya Ali!Sen üzülme;Allahü Teala’nın izzet ve celaline yemin ederim ki sen o ihtiyara o narı verdiğinde gönlümde, nara karşı olan iştah gitti'dedi.
    Hazreti Ali O’nun bu sözleri ile ferahladı.O anda bir kimse gelip Hazreti Fatıma’nın kapısını çaldı. Hazreti Ali Efendimiz:“Kimsin?” diye sual buyurduklarında: “Aç kapıyı ben Selman-ı Farisi’yim” diye ses geldi. Hz. Ali kalkıp kapıyı açtı ve Selman (ra) içeri girdi. Elinde üzeri mendille örtülü bir tabak vardı.O tabağı Hz. Ali’nin önüne koydu. Hz. Ali Efendimiz:“Bunu kim gönderdi?” Dedi. Hz. Selman:“Bunu Allah Teâlâ Hazretleri Resûllah’a gönderdi. Nebi Aleyhisselam da zatı şerifinize gönderdi” buyurdu. Hz. Ali Efendimiz tabağın örtüsünü açtı. Baktı ki, tabakta dokuz tane nar var.İmam-ı Ali buyurdular ki:Yâ Selman! Bu getirdiğin bana olsa on olurdu. Çünkü Hakk Teâlâ: “Kim bir iyilik ile gelirse onun için on misli vardır” (En’am 6, 160) buyuruyor. Bu ise ona uymuyor. Buyurdular. Selman (r.a) tebessüm ederek, sakladığı bir narı da çıkarıp tabağa koydu..Ve:“Yâ Ali! Allah’a yemin ederim ki bu narlar on idi. Fakat ben seni tecrübe için bir tanesini saklamıştım” buyurdu..