29 Haziran saat 13.55'te o nikâh salonu boş kalacaktı. Belki birkaç anons yapılacak birkaç dakika beklenecek, gelen olmayınca da ekrandaki Feray&Feyyaz'ın karşısında 'iptal' yazacak ve sıra bir sonraki nikâha geçecekti ve bu durum tıpkı iptal olan bir uçak seferi gibi yolcular hariç kimsenin umurunda olmayacaktı.
Saatlerdir bir sandalyede oturuyor, elleri başında ne yapacağını bilemez hâlde anlamsız hareketler yapıyordu. Karşısında Feray'ın hayatını mahvetmesine neden olan Ahtapot, tüm gururu ve ihtişamıyla duruyor Feyyaz ise çaresizce bekliyordu.
Uyku tutmayan gözlerinin dikkatini çeken tek ses, saatin sesiydi. Yatağından doğruldu, geceyi yırtarcasına ses çıkaran saate istemsizce baktı. Saat 03.40'tı. Bu vakit, aylar öncesinde Profesör'ün Feyyaz'ı kulübesine çağırdığı saatti.
Bu adamı tanıdığı için şanslı mı, yoksa şanssız mıydı, bu sorunun cevabını hâlâ net olarak kendine veremiyordu.
"Ömrümün son iki üç yılını saymazsak hep ülkem için çalıştım. Ancak başaramadım ve sesimi duyuramadım. Çoğu projem, uçuk ya da çok maliyetli bulundu. Kaynakların etkin kullanılmasından bahsedildi hep. Yeri geldi, yaptığım araştırmalarıma ve projelerime kendi arkadaşlarım dahi güldü. Oysa bir hayalim vardı: Bir gün yaptığım icat, program, yazılımla ülkemin gurur duyduğu bir bilim adamı olarak tarihe geçmek."