Rob İsfahan’da giderken yolun yarısında durup alçak bir duvarın üstüne oturarak, Kuran’ın her şeyi yasakladığı ve insanların her şeyi yaptığı bu tuhaf şehri düşündü. Bir erkeğin dört karısı olmasına izin verilmişti ama birçok erkek başka kadınlarla yatmak için ölümü göze alıyordu, Alâ Şah ise herkesin gözü önünde istediğini düzüyordu. Peygamber şarap içmeyi günah saymıştı ama bu ülkede herkes şaraba bayılıyordu ve nüfusun büyük bir kısmı aşırı içiyordu ve Şah’ın kaliteli şaraplarla dolu geniş bir mahseni vardı.
..Fransız yere tükürdü. “Almanları da, onların topraklarında olmayı da sevmiyorum,” dedi.
“Ama onların hemen yanıbaşında doğmuşsun.”
Charbonneu suratını astı. “İnsan bir deniz kenarında yaşayabilir ama gene de köpek balıklarını sevmez,” dedi.
“Öldüğümde kapının önünde sıra beklerken,” dedi Berber, “Aziz Peter soracak, ‘Ekmeğini nasıl kazandın?’
Bir adam, ‘Ben çiftçiydim,’ diyecek veya ‘deri ayakkabılar yaptım’. Bense ‘Fumum vendidi’ diye yanıtlayacağım,” dedi eski rahip neşeyle ve Rob bunu anlayacak kadar Latince biliyordu: dalavere sattım.