Gurbet...yabancılık... evet, insan bir yabancı olmalı, gurbet ülkesinde bir garip olmalı. Ruh kendini yeni duygulara açmalı, onlara sığınmak ve gurbeti, yabancılığı yaşamalı...yaşamalı
Hasreti azaltmak için, hayır hayır, unutmak için, yeni diller öğrenmeli, yeni tanışılan kadınların saçlarını okşamak, yeni şehirler görmeli. Ama hasret her zaman, her adımda artmalı ve insanın etrafını sarmalı. İnsan gözlerini uzaklara -gündüzse güneşe, geceyse aya- çevirmeli ve mutlu haberler ummalı ki ruh biraz daha coşup sağlayabilsin. İnsan, sözünü ettiğin o köklerin peşine düşmeli. Onları aramalı. O eski, geçmiş zamanlara yeniden ulaşabilmek için yeni tohumlar ekmeli.
Mısırlı Yusuf’un kumaşı Kenan’da çıktı meydana
Aydınlattı zindanları o sümbül ve elma meltemi
Ve o kilit anahtarsız açıldı bizim kalbimizde,
Melâyê Cizîrî
Öyle görünüyordu ki uzak, çok uzak yerlere gideceğimi anlamıştın. Sanırım bu yüzden yola çıktığımızda, “Kendi kökünden ve izinden, toprağından ve dilinden kopma. Onlar bu kötü naçar hayatımızda mutluluğumuzun pınarlarıdır” dedin.