Ve bu son noktaydı. Bardağı taşıran son damla, belki de beni acımasızca yere seren tek kurşun.
Olmadığı kadar acıttı canımı, olmadığı kadar kırdı beni paramparça etti. Alnımin ortasından yediğim o kurşun tüm acıları tek seferde attı bedenimden, kanım yüzümden vücuduma aktı, ben öldüğümü sanmıştım ama daha da güçlü bı şekilde ayaklanip kanımdan bı yudum içtim , ruhsuz bedenimin önünde oturup küçümseyen bakışlar, aşağılayıcı cümleler sarf ettim. İşte sen busun, bu beden o ruhu taşırken zaten böyle görünüyordu.
Kanımdan bı yudum daha alıp ruhsuz ve acınası bedenime tüm gücümle bı tekme atıp arkamı döndüm ve o hissiz ruhumun o bedende hapisken yaşadığı, gördüğü, duyduğu ne kadar pislik varsa orda bedenime armağan edip ayrıldım yanından.
Ruhumun ayaklanış sesleri, savaşa gidercesine bastıran hırsı ve kaybettiği tüm güzel duyguların ardından tokuşturduğu kadeh sesleri esir almıştı beni.
Aslında bu benim için takdir edilesice bı kutlamaydı ve ben o kutlamanın tek odak noktasıydım.
Sıra da ne var?
Beni ne bekliyor?
Bu son yıkılış mı?
Ya da herşeyin yeniden başladığına inandırmışken kendimi bu herşeyin sonu muydu?