“… davetlere bu düşkünlüğü, bulaşıcı neşeyi, sisin dağılıverişini, eğlence çağrısını, kendi üzüntüsünden sıkılan ve hayatın tıpkı başkaları gibi ona da dağıttığı, muaf olmadığı üzüntü dozunu azaltmak, hafifletmek için elinden geleni yapan ruhu tanıyorum. Öte yandan dertlere teslim olmuyor, savunmasız boyun eğmiyor, o yükün altında ezilmediğini görünce biraz doğruluyor ve onu üzerinden, zayıf omuzlarından mümkün olduğunca uzağa silkelemeye çalışıyor. Çektiği acıyı yok sayarak unutmak için değil, acıyı görmezden gelmiyor, kaytarmıyor, sorumsuzca unutmuyor ama o üzüntüyü ancak belli bir mesafede ve açıda tuttuğu takdirde denetleyebileceğini ve belki anlayabileceğini biliyor.”