İnsanlar bir umut kırıntısı için her şeyi yaparmış, Orenda. Bunu seninle tanıştıktan sonra anladım. Senden bir ümit kırıntısı bulmak için eve giriş çıkış saatini ezberledim; geçtiğin sokağı, uğradığın yerleri, soluklanmak için durduğun o sahil kenarını...
Her gün bir şekilde karşındaydım; senin ağzından çıkacak herhangi bir kelime, bir “merhaba” duyabilmek için. Duydum da… Çarşı meydanında, her gün önünden geçtiğin hediyelik dükkânında; yüzün yürümekten al al olmuş, nefesin yorgunluktan göğüs kafesini zorlarken bile gözlerindeki o parıltılar beni buldu. Parıltıların sonrasında, istese canımı dahi vereceğim o güzel, içten gülüşünü bahşettin bana. Ardından gelen, insanı derinden etkileyen bir sesle: “Merhaba”...
Umut kırıntısı demiştim ya işte, Orenda… O umut kırıntısı içime tohum gibi ekildi. Yeşerdikçe hayat buldum sanki.
Sessiz bir “merhaba” da benim ağzımdan çıktı. İşitti mi kulakların, emin değilim; ama ben bile kendimi zor işittim o an. Komikti… Bu hâllere düşecek adam değildim, bakıldığında. O çıkan ses yüzünden, senin için tanıştığım dükkân sahibi bile şaşırdı. Aslında o bile farkına vardı sana olan aşkımın büyüklüğünün. Tüm çarşı öğrendi belki o günden sonra, belki de tüm dünya öğrenecek bu sayfalarca yazılanlardan sonra… Bir sen fark edemedin, güzelliğim. Yıllardır önünden geçen beni, bir sen göremedin, Orenda.