k

k
@icaruiro
“Başını öne eğip elini alnına dayıyor; çaresiz bir teslim olma jestiyle, insan olmanın temel durumlarına karşı hiçbir zaman bir şey yapamayacağını nihayet anlamış biri gibi.”
Sayfa 94·Kitabı okudu
Reklam
“‘Beni anneme, sana ve Krisztina'ya bağlayan duygu hep aynıydı, aynı özlem, aynı arayış içindeki umut, aynı umutsuz, hazin istek. Çünkü daima 'ötekini' severiz, daima onu ararız, hayatın bütün koşullarında ve değişikliklerinde... Bunu biliyor musun? Hayatın en büyük sırrı ve en büyük hediyesi, 'aynı türde' iki insanın karşılaşmasıdır. Bu son derece nadir görülür — doğanın hile ve zora başvurarak böyle bir ahengi engellemesinden kaynaklanıyor olmalı —; belki de sebebi, dünyanın yaratılması, hayatın yenilenmesi için birbirini ebediyen arayan, zıt akortlu insanlar arasında oluşan gerilime ihtiyaç olmasıdır.’”
Sayfa 93·Kitabı okudu
“‘Fakat ruhunun derinlerinde bir sancı saklıydı: Olduğundan farklı olma arzusu. Bu, bir insanın kaderden yiyebileceği en büyük silledir. Olduğundan farklı olma arzusu: Kalpte yanan hiçbir arzu daha acı verici olamaz. Çünkü insan hayata ancak kendi kendisi ve dünya için taşıdığı anlamla uzlaşarak katlanabilir. Nasılsa öyle olduğu gerçeğiyle uzlaşmalı ve bu bilgece davranış için hayattan övgü almayacağını, kibirli, egoist, kel ya da göbekli olduğunu bildiği ve buna katlandığı zaman göğsüne madalya takılmayacağını bilmelidir; hayır, övgü ya da ödül almayacağını bilmelidir. İnsan katlanmak zorundadır, işin bütün sırrı budur. Kendi karakterine, kendi tabiatına katlanmak zorundadır; çünkü ne tecrübe ne de kendi eksikliklerine, şahsi menfaatlerine ve açgözlülüğüne dair içgörü bir şey değiştirir.’”
Sayfa 72·Kitabı okudu
“‘İnsan önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar.’”
Sayfa 65·Kitabı okudu
“‘Peki bir dost, doğru dürüst bir dost olmadığı için hata yaptığında onun karakterinden, zayıf yanlarından şikayet etmeye hakkımız var mı? İnsanın karşısındakini erdemleri, sadakati, istikrarı için sevdiği bir dostluğun ne değeri var? Sadakati hesaba katan sevgi türlerinin ne değeri var? Tıpkı kendini feda eden sadık dost gibi sadakatsiz dostu da kabul etmek vazifemiz sayılmaz mi? Her insan ilişkisinin gerçek özü ötekinden hiçbir şey, hiç ama hiçbir şey talep etmeyen ve beklemeyen bu özveri değil mi? Ve kendisi daha fazla verdikçe daha da az bekleyen? Peki ya ötekine gençlik yıllarının güvenini, ardından bütün bir yetişkinlik döneminin fedakarlığını ve en sonunda bir insanın diğerine verebileceği en yüksek şeyi, kayıtsız şartsız, tutkulu, kör bir güveni gösterip sonra da ötekinin sadakatsiz ve alçak olduğunu görürse, isyan edip intikam isteyebilir mi? Ve isyan edip intikam çığlıkları atarsa bu aldatılmış, terk edilmiş kişi gerçek bir dost sayılır mı?’”
Sayfa 60·Kitabı okudu
Reklam