• Çocuk doğdu. Sokak oldu adı. Yalıtıldı. Gündüz, görevini yapamadı. Rızklar ağır bastı. Pistonun altında kalan çocuk zar zor kaçtı. Onu bulmalıyım.

    Buldum. Bulmak kolay. Sonuna kadar bekleten insan bahanesi. Karşımda. Soruyor bana. "Gece niye battaniye?" Cevapsızım. Çalışmadım buna. Bilmediğim yerden çıktı soru. Gündüzle kavgalıyım. Yıldızlarımı kaybetmemeli. Bir ağrı girdi. Akşam yediğim yıldız batmış olacak. Çocukla ilgilenmeli. Ürkek bir hayvan gibi davranışları. Hayvanlaştırılmış. Evsizlik ile evcil.

    Göz kapakları yanaklarına kayıyor uykusu var ama öyle böyle bir uyku değil bir de üşüyor ama ne üşümek ne üşümek ben bilmem cevapsızlık daha kaçışlı bir cevap başlangıçtaki leyleklerle cami avlularına dolan seslerin kulağından gözüne kadar ulaşması benim suçum mu çekiç örs üzengi en günahkar bakıyor bana ama nasıl bakmak mastar kalmak ister fiil yanaklarında asker kamuflajı mı sokakların pası mı anlayamadığım

    Soruyu cevaplamadığım için kızdı bana. Gündüz yorgunu. En son üşüdüğü anı hatırlarım. Bir restoranın camından içeri bakıyordu. O anda camın içindeki silisyumlar harekete geçti. Gündüz söyledi bana da. Ama restorandakiler fark etmedi. Çocuk eli silisyumla tepkimeye girerse cam oluşmamalı. Epitel ile yemek arasında engel. Kimyayla konuşmalı. Kaderle konuşmalı. Gündüz defterime yazdım.

    Battaniyelik yapmaya geldim. Her günkü işim. Dik dik bakıyordu bana demin kocaman gözleriyle. Kocaman çünkü ağlamak. Mastarını çekmeye gerek kalmadan. Çeken çekmiş zaten ağlamaktan. Örümcekler bıktı artık çocukların yüreğini ağlamaktan. Sevgi terk etmiş. Karşımda tek örneği. Keşke tek örneği. Bakmaya devam. Baktığı anda gözünden kader fırlatan. Azot ve oksijen kaçıştı. Geceyim başka bir vasfım yok. Seni sarmaya geldim. Yat. Yattı. Üstünü örtmek için çabaladım. Küstüm otu. Figür cenin. Latince değil Türkçe. Kapladığı yer 1 m², sarmaya çalıştığım yer sonsuz metreçare. Yetmez. Sayılaşamam. Karşımdakinin gözleri trambolin. Baktıkça sekiyorum çaresizliğimle birlikte. Sonsuz bir döngü.

    Dışa vurduğu çocuksu renklerin geceleşmesini seyrediyorum. Manzaranın tam içindeyim. Manzara buradan güzel değil. Fotoğrafı çekilmez. Kimse de bizi çekmez zaten bu saatte. Bu çocuğun tek turisti benim. Tek kişilik dünya turu. Dünyanın tanımı çocuklardır. Dipnota gerek yok. Asterisk bok yemiş. Asteriks oyuncağı çıkmış. Çocuk oyuncağı. Ama yok oyuncağı. Oyuncaklarını yiyor. Sindirim sistemi tanımlanmamış. Koder fabrika ayarlarından sonrasını girmemiş. O kalbine bir çizik atmış kader. Midesi bulanmış keder. Harfler sonra ne der. Harfler saldırır. Avcılık toplayıcılık döneminin esas şimdi yaşandığı çağımızda avladığımız topladığımız çocuklar ve bunlar için bir halta yaramadığım geceliğim giysem ne olacak sarsam ne olacak içimdeki akarlar çocuğu hasta eder mi yoksa çocuğun rüyalarına akarlar mı bize bakarlar mı bakmasalar da ben bakarım sana geceliğimi giydiririm hayallerini istikrarlaştırırım gözünün kapaklarının tam açılamadığını bilsem de kocaman bakışlarından sonra kapanana kadar geçen saymak istemediklerimde seninle beraber abaküslerdeki üşengeçliklerimi sayarız ya da kelimeyi üşügeç yaparız üşü geç sen de üşüngeç olursun düşüngeçlerime düşüngeçler düşünmeye mi yarar düşünüp geçmeye mi

    Gündüzle randevum var yarın çocuk. Uyu. Karanlığı hurda bir eşya sanmıştın. Geri dönüştüm. Atık toplama kutusundan geri geldim ve sana sunduğum şeylere bir bak. İki denizin karışmadığı yer. Battaniyemin birleşip de seni saramadığı yer. Oradan azot ve oksijen kahkahaları. Devlet adamı sarayları. Tas kebapları. Tikellerin tiki var. Giren girene. Kapatamam. Girilmez alan. Girilmez mi aldın ama hayata da girilmez alabilirdin. Bunu sen seçmedin. Sardım sarabildiğim kadar. Orayı kapatamam. Silisyumla konuşmalı. Camlaşmak istemezse seni asker kamuflajsız masaların üstünde yanağını sürte sürte yakmalı dünyanın bütün kibrit çakmak zippo kamp yıldız balkon çadır ocak piramit ateşine haber verdim hepsi buraya hepsi senin suç benim çünkü seni üşüten benim üşügeç ve düşüngeç olmamızı isteyenlere olmayacağız dedim vurdumduymaz vurmadım yine kimse duymadı silisyum geldi ateşler geldi dünya ısınanlar buluşması yapıldı kravatlar takım elbiseleri ruganlar bakınca kendini görüyorsun parlak ama ayakkabı temizleyen çocukların bu gecede yeri yok kombinlerle bizimle değilsin jürilerin koltuklarındaki sıcak pamukların kaba etlerle reaksiyonundan ortaya hiroşima çıkması popom bombası vitrinde duygular değil kaba etler ve halk onayı kasap. Buluşma bitti. Isıtana kadar yıldızlarımı kaybettim. Her gün bu oluyor. Isıtana kadar buluşma bitiyor. Yıldızlar karnımı doyururdu. Kaybetmişsem o da kaybetti. Gaybetti. Belki de benim bilmediğim bir şeyler vardır. Bundan sonra benim adım gayb olsun.
  • 1025 syf.
    ·10 günde·9/10
    https://i.ibb.co/7jghFLT/1.jpg

    Karamazov Kardeşler : Dostoyevski olağanüstü bir olaydır; belki de Rus bilincine özgü, eşi görülmedik bir olaydır, demişti Oğuz. Sonrasında da "Çirkin kitap yoktur, az Rus klasiği vardır." dedi. Haklıydı. Bugün burada sizinle bir yapbozu tamamlamak için bulunuyoruz. Bu yapbozun adı ise varoluş yapbozu.

    https://i.ibb.co/RvB530g/2.jpg

    İnsancıklar : Yapbozun ilk parçası benim, bilirsiniz ki bir yapbozu tamamlamak için genellikle en kolay parçalardan başlanır. Dostoyevskici evren, parçalar halindeki bir evrendir, parçaları da parçalar halindeki başka evrenleri içerir. O yüzden Dostoyevski yapbozuna başlamanın ilk adımı en acı adımlardan ilki olan İnsancıklar parçasıdır, değil mi Karamazov?

    Karamazov Kardeşler : Kesinlikle. Hatta okurlarımın beni tam olarak anlayabilmesi ve Dmitri, Fyodor, Gruşenka, Katerina karakterleri arasındaki açık uçlu ilişkileri öğrenebilmesi için zamanın eleştirmeni olan Belinski'nin de okuduğunda gözyaşı döktüğü İnsancıklar parçasından başlanması gerekir. Zaten insan, doğduğu anda gözyaşına boğulur belki de geleceğini hisederek. Bu yüzden hayat, gözyaşı havuzunda yüzmeyi bilenlere layıktır.

    https://i.ibb.co/PTr6G24/3.jpg

    Karamazov Kardeşler : Yüce İsa adına! Gözlerim çift mi görüyor?

    Öteki : Parçalarından biri de benim Karamazov. Bilirsin, İnsancıklar'dan sonra ben gelirim. Psikolojide alter ego adıyla geçen, "öteki ben" olarak da tanımlayabileceğimiz, görünmek ve olmak istediği bir insanla birlikte gezen bir insanı anlatırdım, Yakov Petroviç. Namıdiğer Bay Golyadkin. İnsancıklar kitabından sonra ne kadar eleştirilsem de yapbozda olmazsa olmaz bir parçayım bence.

    Karamazov Kardeşler : Bilirim, bilirim. Bilmez olur muyum! Zaten Dostoyevski'nin varoluş yapbozuna devam edilebilmesi için senin okunman gerekir 2. olarak. Çünkü sayfalarımın arasında anlattığım Ivan Karamazov ile Şeytan'ın karşılaşması, engizisyon başkanı ile İsa'nın konuşması bile bir "öteki ben" kümesine girer. Hatta sevgi ile nefret, zevk ile acı, alçakgönüllülük ile gurur bile birbirinin "öteki ben"idir bence. Dostoyevski'nin sıkça uyguladığı karşıtlıklar ile kurulan edebi metronomun sesi ilk olarak sende duyulur.

    https://i.ibb.co/Gc9gQYM/4.jpg

    Ev Sahibesi : Artık bir evim var, İnsancıklar ve Öteki sayesinde. Aynı zamanda devrimci bir grup olan Petraşevski grubuna da katıldı bu sırada beni yazan. Dostoyevski'nin bu kadar mali kriz içinde olduğu bir zamanda çektiği zorluklar arasında yazdığı bir kitabı anlatabilmek de çok zor doğrusu. Bilirsin Karamazov... Ordınov nasıl bakardı benim kitabımda?

    Karamazov Kardeşler : Sanki insanların en derin parçasına ulaşabilmek için bakardı Ordınov. İnsanın içindeki o sahipsiz varoluş parçasını bulabilmek için en derin bakışlarıyla bakardı karşısındakine. Okurun benim içimdeki karakterlerin bakışlarını ve anlık duygu değişimlerini tam olarak anlayabilmesi için yapboza Ordınov parçasını da koyması gerekir önce.

    https://i.ibb.co/HXQt07P/5.jpg

    Beyaz Geceler : Ah, ne güzeldir sadece St. Petersburg'da mayıs ile temmuz ayları arasında görülen gecelerin kararmaması olayı! Ne kadar şanslı bir ulusuz biz! Bembeyaz gecelerimiz olmuştu senle Karamazov, hatırla!

    Karamazov Kardeşler : İnsancıklar'dan sonra senle öğrendim yarım kalmayı, senle öğrendim yarımlarımı tamamlamam gerektiğini. En iyi buluşma yarım kalandır, dedim. Geceleri beyazlaştırdım, gündüzlerimi geceleştirdim senle birlikte. Günlerim birbirine girdi. Sen olmasan erkek ve kadın kalbinin derinliklerinden yukarılara da çıkamazdım. Çünkü içimde anlattığım en renkli Rus geceleri bile senin acı ve yarım kalmışlık eleğinden geçmiş birer özdür, dedim. Varoluş ise özden önce gelir, dedim. Bir kitap düşünün, kitapların yayın hayatları boyunca 'olacakları' varlık çizilmiştir. Onların özü ise Karamazov Kardeşler'dir ve bir ulusun, Rus ulusunun halk bilincini ve varoluşunu tamamen eline almıştır. Sartre sever miydin bu arada?

    Beyaz Geceler : Bayılırım!

    Karamazov Kardeşler : Nasıl seviyorsun yahu? Adam 1905'de doğdu. Sen ise 1848'de?

    Beyaz Geceler : Konu Dostoyevski ise gelecek bir teferruattan ibarettir. Çünkü o daha adı konmamış ve bilimin ancak çok sonra keşfettiği ve adlandırdığı telepatik, histerik, sanrılı, sapıkça fenomenleri keşfetmişti. Stefan Zweig böyle demişti biyografisinin 186. sayfasında. Böyle bir adamdan geleceği görmesi beklenemez mi?

    https://i.ibb.co/PGXF8fk/6.jpg

    Stepançikovo Köyü : Foma Fomiç'i tanır mısın Karamazov?

    Karamazov Kardeşler : Tanımam mı? Aslında Rus insanı içinde bulunabilen ve tam da yazımından etkilendiğim Gogol'ün tasarlayabileceği bir karakterdi Foma. Zaten içimde kurguladığım Fyodor Pavloviç Karamazov karakterinin uçarılıkları, Gruşenka'nın rahatlıkla alaya alınabilecek hareketlerini senden öğrenmiştim.

    https://i.ibb.co/3fy7jWY/7.jpg

    Ezilenler : Eziliyorum, çekilin üstümden! Çekilin!

    Karamazov Kardeşler : Ezilmeden, öğrenemezsin. Acı çekmeden varoluş yapbozunu tamamlayamazsın. Üstündeki kitaplar olmasaydı sen de olmazdın. Ezileceksin ki öyle öğreneceksin. Dmitri, Alyoşa ve Ivan Karamazov kardeşler bu konuda sana çok şey borçlu.

    I. Nikolay : Noluyo kardeşim, ne bu tantana? Devrimci Petraşevski grubuna katılanların cezası bugünden sonra idamdır!

    (Birkaç gün sonra I. Nikolay belki de Rusya'nın edebiyat geleceğini kurtarmak istercesine)

    I. Nikolay : Ya da hadi neyse, affettim Dostoyevski'yi. Ama sürgün cezasından kurtulamazsın!

    https://i.ibb.co/JsswzsY/8.jpg

    Ölüler Evinden Anılar : Çekmeyin, yahu! Çekmeyin beni... Ne yapıyorsunuz?

    Karamazov Kardeşler : Sen benim "ego"msun. Orta noktamsın. Hatta Dostoyevski'nin kitaplarını Ölüler Evinden Anılar öncesi ve Ölüler Evinden Anılar sonrası olarak ikiye ayırabiliriz. Aynı İsa Öncesi ve İsa Sonrası gibi. Ama benim oluşmamda çok büyük paya sahipsin. Senden öncesi tam bir tutku basamağıydı, yani "id"di. Senden sonrası ise kaçınılmaz bir süperego olacak. O yüzden kitaplar çekiyor seni. Sen ego olduğundan dolayı id ve süperego arasında gidip geliyorlar senin yönetimin altında. Kaçınılmazsın.

    Eğer Dostoyevski'nin omuzlarındaki melekleri görebilseydik, solundaki melekler Ölüler Evinden Anılar öncesi kitapları, sağındaki melekler ise Ölüler Evinden Anılar sonrası kitapları olurdu. Çünkü tez ile antitezin harmanlanıp bana dönüştüğü yerin tam da ortasısın! Renklerin geldiği yersin. Dostoyevski'nin beyninin sol ve sağ lobu arasındaki o saydam çitsin, okyanuslarda suyun karışmadığı yerleri kıskandıran o sınır sensin! Sen Rus ulusunun arafısın, senden öncesi cehennem ise senden sonraki Dostoyevski, Rus Tanrısına inanan, kurtuluşunu Ortodoks Rusya'da bulmaya çalışan cennetsi Dostoyevski'dir!

    Ölüler Evinden Anılar : Ben neymişim be abi!

    II. Aleksandr : Gözyaşlarına boğdu bu kitap beni! Nasıl bir kitap bu, Dostoyevski? Lanet olası federaller! Kaldırıyorum köylülerin köleliğini, serfliği! Kalmayacak bundan sonra özgür olmayan köylü! Milyonlarca köylü artık özgürdür!

    https://i.ibb.co/0msqnpf/9.jpg

    O sırada Dostoyevski ağzından köpükler saçıyordu. Sara hastalığını belki de en şiddetli yaşadığı zamanlardı hapishaneden sonrası. Sara olmasaydı Karamazov Kardeşler de olmazdı. Çünkü;

    "Siz sağlıklı insanlar, siz," diye vaaz eder coşkuyla, "krizden hemen önceki son anda saralının içine nasıl bir sonsuz haz duygusu dolduğunu asla bilemezsiniz." demişti Stefan Zweig'ın biyografi kitabının sayfalarında. (s.114)

    https://i.ibb.co/ZV4Qh65/10.jpg

    Yeraltından Notlar : Yerin üstünde keyifler nasıl?

    Karamazov Kardeşler : İnan ki, sen olmasaydın ben de olmazdım. Zirveyi senin sayende gördüm. Yeraltındaki ve en dipteki gözyaşlarıyla beslenerek büyüdüm. En derini seninle birlikte kederleriyle kazan insan aslında sevinçlerine bir kuyu potansiyeli oluşturur gibi düşünmüştüm.

    https://i.ibb.co/6Bc6ZDX/11.jpg

    Suç ve Ceza : İşte ben, id, ego ve süperegonun en net hissedildiği kitaplardan biriydim. Sonya ile masumlaştım, Raskolnikov ile Napolyon olmak istedim. Svidrigaylov ile gizemin ta kendisi oldum. Raskolnikov'un vicdan azabını bırakmayan Porfiri oldum. Ben baltaydım. Benle birlikte geçmişti Rus Edebiyatı uçuşa! Hatırla!

    https://1.bp.blogspot.com/...gL/s1600/1.resim.jpg

    Karamazov Kardeşler : Ben ise havaneliydim. Dmitri Karamazov'un gözünün döndüğü yerde senin sayende öğrenmiştim tutkuların ve nefretlerin en derinini. Senin sayende kleptomaniye savrulmuştum. Senin sayende vicdan azabının yoğunluğunu tüm dünyaya tanıtmıştım. Senle kurtulmuştu aslında Rus ulusunun geleceği...

    https://i.ibb.co/0YNhr8k/12.jpg

    Kumarbaz : Ruletteki kırmızı ile siyah renkleri arasında sanki ölüm ile yaşam arasında yuvarlanır gibi yuvarlanırdı Dostoyevski. Mali sıkıntıları arasında yazdığı ben olmasaydım, karşıtlıkların, kumar tutkusunun ve aşkın bir kumar olduğunun da farkına varamazdın!

    Karamazov Kardeşler : Bu kumarın krupiyesi benim! Ben topladım senden önceki kitapları buraya, çünkü onlar da iliklerine kadar mali zorluk içerisinde sürünüyordu. Hayatın kumar olduğu yerde Dostoyevski'nin oynadığı kumardan ne zarar gelirdi?

    https://i.ibb.co/R71LrNJ/13.jpg

    Budala : Suç ve Ceza'nın tamamlayıcı elementiydim. Raskolnikov'da eksik bırakılan ne varsa Mışkin tezatlığıyla sağlardım. Rogojin ve Nastasya Filippovna karakterleriyle tanıtıldım. Her zaman budala dendi bana. Ama I. Nikolay'ın Dostoyevski'yi idam cezasına çarptıracağı sırada affettiği yerde hissettiklerini belki de içimde anlattığım idam mahkumu sahnesindeki saniyelerde keşfedebilirdi okurum. Zaten saniyeleri saatleştiren adamdı Dostoyevski. 50 yaşında binlerce yıllık acı çekmiş demişti Zweig onun için.

    Karamazov Kardeşler : Sen olmasaydın Suç ve Ceza tamamlanamazdı! Suç ve Ceza bir aksonsa, sen ise bir dendrittin insanın sinir hücreleri gibi. Akson ile dendritler arasında gidip gelen edebi stimülasyonlarımı senin aracılığıyla keşfettim.

    https://i.ibb.co/k21Kdn7/14.jpg

    Ecinniler : Neçayevizmi benle tanıdı Rus okuru. Zaten Dostoyevski'nin amacı da buydu. Rusya'yı, Rus bilincini, Rus halkı olabilmeyi ve ben-insan'dan evrensel-insana geçişi anlatmak istiyordu. Aynı Hz. İsa gibi! Ben ise ahlak ile politikanın birleştiği noktaydım. Entelijansiya kesimini ben tanıttım. Karamazov Kardeşler'deki çeşit çeşit katmandan insanı tanımak isteyen okur beni es geçmemeli! Bakın, nasıl da heybetliyim bir siyaset adamı gibi!

    https://i.ibb.co/mFcnmjR/15.jpg

    Karamazov Kardeşler : Sen niye hiçbir şey yapmıyorsun? Senin özelliğin ne?

    Delikanlı : Benim özelliğim, Edward Hallett Carr'ın da biyografisinde demiş olduğu, "Dostoyevski'nin hiçbir romanında bu kadar kişi yoktur ya da hiçbir romanında, kitap kapatıldıktan sonra okuyucunun aklında kesin bir izlenim bırakan bu denli az kişi yoktur," Tam olarak buyum. Versilov ile Makar karakterlerinin baba rolleri arasında kutsal Rusya ve Neçayevizm akımının sönmesini anlatmaya çalışmıştım.

    https://i.ibb.co/MV5XN2g/16.jpg

    Karamazov Kardeşler : Sadece isim benzerliği, üzgünüm.

    Eti Pavloviç Karamazov : Özür dilerim!

    Ölüler Evinden Anılar kitabından sonra Dostoyevski'nin sağındaki Ortodoks Rusya ve Panslavist melekler ayaklanmıştı. Öncesi "id"di. Savrulmuş tutkular, başıboş hayaller ve liberal Avrupa'ya yan gözle baktığı gençlik hovardalığı zamanlarıydı. Karamazov Kardeşler de aslında bir nevi yükseliş sırasındaki duraklamaydı. Çünkü Suç ve Ceza ile Budala zaten çıtayı en yükseğe koymuştu.

    https://i.ibb.co/QF78J1P/17.jpg

    Puşkin Konuşması'nda çıtayı, Rus milli halkı bilincini, Puşkin'in değerinin bilinmesi gerektiğini dinleyenlerine olabildiğince şevkli bir şekilde anlatabilen Dostoyevski aslında Hristiyan doktrininde Tanrı'nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'tan oluşan teslis inancında Gogol ve Puşkin ile birlikte edebi bir teslise ulaşmıştı. Bütün insanlar adına acı çekmek istiyordu! Ben-insan'dan evrensel insana ulaşmayı, Hz. İsa gibi dünyanın bütün acılarını kendi vücudunda toplamayı ve Rus ulusunu kurtarmayı istiyordu! Karamazov Kardeşler'in başarısı işte buydu! Puşkin'e Rus Tanrısı diyen okurlar Dostoyevski'ye peygamber diyorlardı!

    https://i.ibb.co/nbpcDVC/18.jpg

    Karamazov Kardeşler yazımı sırasında icra edilen Puşkin Konuşması'nda Dostoyevski'nin anlattıklarından sonra küsler barışıyordu, 20 yıldır konuşmayan insanlar birbirleriyle konuşmaya başlamıştı, küsleri aşkla tutuşturan, dargınları barıştıran bu olağanüstü adam edebiyatındaki karşıtlıkları ustaca kullanımını nasıl insan hayatına bu kadar derin bir şekilde yansıtabiliyordu?! Gözyaşları, Dostoyevski'nin istediği derinlikte yüzebileceği havuzuydu. Turgenyev ise bu milli havuzun içinde liberal Avrupa ütopyasıyla birlikte boğulmuştu.

    https://i.ibb.co/yFP5Tc6/19.jpg

    Omuzlarda geziyordu Karamazov, mutluluktan uçuyordu, hayat boyunca geçmek bilmeyen mali krizi flörtü Suslova ile tanışmasından sonra eşi Anna ile çocuklarının olmasının da etkisiyle birlikte varoluşuna ulaşmaya çabalıyordu.

    https://i.ibb.co/W0K0r93/20.jpg

    Ve tamamlanmıştı. Dostoyevski'nin varoluş yapbozu en nihayetinde tamamlanabilmişti. Sonbaharı İnsancıklar, kışı Ölüler Evinden Anılar, baharı Suç ve Ceza, yazı Bir Yazarın Defteri olan bu ulu adamın varoluşunun en büyük öz parçası Karamazov Kardeşler'di. Evet, Rus Tanrısının edebiyat çarmıhına Gogol ve Puşkin ile birlikte gerilen bu olağanüstü adam varoluşunu Karamazov Kardeşler ile çoktan tamamlamıştı. Dostoyevski'nin ilk ürünlerinde etkisi net bir şekilde görülen Puşkin'in Yevgeni Onegin'den kaldırılan şiirine ufak bir ekleme yaparak sonsuzlaştırmak isterim yazımı:

    "Ortasında yosmaların dua düşkünü,
    Ortasında dalkavukların gönüllü,
    Ortasında her günkü moda sahnelerin,
    Nazikçe, güleryüzlü ihanetlerin,
    Ortasında soğuk kararlarının
    Katı yürekli bir koşturuşun,
    Ortasında bezdirici boşluğunun
    Hesaplaşmaların, düşüncelerin ve konuşmaların,
    O burgaçta, ki Dostoyevski ile ben durmaksızın
    Sevgili dostlarım benim, yıkanmaktayız."
  • Yazarak İçimdeki Boşluğu Doldurmayı, Yazdıktan Sonra Yazdıklarımı Derleyip Piyanonun Akıcı Seslerini Su Damlalarına Aktarıp Kalbe Dokunuşunu İzledim ve Hissettim...
    ( Amin Memmedli )
  • Hepinize birden,
    sevenler, sevmiş olanlar,
    sığınmış ikonalar, mağarasına ruhun,
    şarap dolu bir kadeh gibi bir şölende ben
    kaldırıyorum şiirle dolu kafamı.

    Düşünüyorum sık sık -
    ne hoş olurdu
    bir kurşunla bitirseydim işimi.
    Bugün
    ne olursa olsun artık
    veda konserimi veriyorum ben.

    Ey bellek!
    Topla beynin salonuna
    sayısız sevgilileri dizi dizi.
    Gözden göze gülüş boşalt.
    Donat gecesini geçmiş düğünlerin.
    Gövdeden gövdeye sevinç boşalt.
    Unutamasın hiç kimse bu gecemizi.
    Flüt çalacağım bugün
    kendi öz omurgamla...

    1
    Geniş adımlarıma dayanmıyor yolların uzunluğu
    Nereye gitsem ki içimdeki bu cehennemle
    Hangi göksel Hoffman
    tasarlayabilir seni, olmaz olası?!

    Sokaklar daralıyor sevinç fırtınasından.
    Bayram dışarı salıyor eğlenenleri boyuna.
    Dalmış gitmişim.
    Katılaşmış ve sayrı düşünceler sızıyor,
    o kan pıhtıları sızıyor kafatasından.

    Ben
    yaratanım ya bayram eden her şeyi,
    paylaşacak kimsem yok bu günü, bu bayramı.
    Sırtüstü devrilsem de
    çatır çatır kırsam Nevski'nin kaldırımlarında kafamı.

    Küfür işledim işte.
    Tanrı yok diye uludum.
    Ama kızgın uçurumlardan Tanrı
    bir kadın çıkardı, tir tir titreten bir kadın
    karşısında dağları.
    verdi bana, bildirdi buyruğunu:
    sev bunu!

    Tanrı memnun kendinden yana.
    Gök altında, dik bir tepede
    ...

    [Vladimir Mayakovski]
  • Ben şiir yazmazsam Yitirir dilini içimdeki çocuk.Bütün Şiirleri 1, Şükrü Erbaş