• Senin için sevmek, su içmek kadar rahat bir eylem...
  • İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.
  • İçki içmek basamak basamaktır. Bir et, bir rakı, bir meze... İlmini bilmeden içersen, mencilisteki arkadaşlarına söversin.
    Fakir Baykurt
    Sayfa 186 - Literatür Yayınları
  • İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük bir insanca bir sebep lazımdı...
  • İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı...
  • İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük bir insanca bir sebep lazımdı.
  • İlk kez 1883 yılında yayınlanan Collodi’nin Pinokyo'su çok yönlü motifleri ve gelenekleri, gerçekle gerçek dışı arasında gidip gelen bir biçimde tek bir kapta birleştirilmiş bir kitaptır. Bu şekilde masalın temel elemanları olan iyi yürekli bir peri, dönüşümler, harika ülkeler ve fablın elemanları olan insan gibi davranan hayvanlar bu kitapta yer almıştır. Aynı zamanda çağını eleştiren bölümlere de rastlanır. Masalsı elemanların kullanılmasına karşın, halk masallarına karşı bir muhalefet göze çarpar. Bir zamanlar diye başlamasına rağmen, masallara alışkın olan çocukları uyarır ve içinde kral, kraliçe, prens ve prenses olmayan, tersine ateş yakmakta kullanılan tahtadan yapılmış bir kuklanın olduğu gerçeğe götürür (Krş. Doderer 1969).
    Evvel zaman içinde.
    Küçük okuyucularım bir ağızdan, “bir kral vardı!” diye bağıracaklar. Hayır, çocuklar bir yanlışlık yapıyorsunuz, vaktiyle bir tahta parçası vardı. Üstelik en iyi türden değildi, yalnızca rasgele bir tahta parçasıydı. Hani kışları sobalar ve şöminelerdeki ateşi yakıp odaları ısıtmak için kullanılan türden yani.
    Yazar bu şekilde masal ögelerinin cazibesiyle çocukları kitaba çekerken, onların gerçeklerden kopmamasını sağlamak için epik bir yöntemle anlatıcı olarak devreye girmiş ve gerçek dünyayla bağlantılarını sağlamıştır.
    Collodi Pinokyo'yu anlatırken 8 yaşlarındaki bir erkek çocuğun tanımlamasını yapar. On dört yaşına kadar sürecek bir eğitim sürecinin güçlüklerini hem çocuk, hem eğitimci, hem anne-baba, hem de toplum açısından vurgulamaya çalışır.
    Oyun ülkesinde çocukların en büyüğü on dört yaşındaydı, en küçüğü ise henüz sekizine basmamıştı.
    Collodi çocuğa belli ahlaki değerleri ve idealize özellikleri vermeye çalışırken ona aynı zamanda süre de tanır. Yaptığı tüm hatalara karşın pişmanlık noktasında anne figürü yüklenen iyi kalpli perinin ortaya çıkması, yazarın bu noktadaki hoşgörüsünü de vurgulamaktadır. Yazar ahlaki vicdanı bazı hayvanları konuşturarak seslendirir. Ve bu hayvanlara bilgelik de yükler. Konuşan çekirge, evden kaçıp gitmeye kalkan Pinokyo'ya yüzyıldan fazla yaşamışlığın getirdiği bilgelikle şöyle seslenir:
    Anne ve babalarına karşı gelen ve evden kaçan çocuklara yazıklar olsun. Onlar bu dünyada hiçbir işe yaramazlar. Hem eninde sonunda çok pişman olurlar.
    Buna karşılık Pinokyo şöyle karşılık verir:
    Burada kalacak olursam beni okula yollayacaklar. Bir yolunu bulacaklar ve sevgi ya da şiddetten yararlanarak bana ders çalıştıracaklar.
    Burada çocuğa eğitimde uygulanan sevgi ya da şiddet kozunun çocuk tarafından alımlanması vurgulanır. Aslında çocuk o dönemde en çok oyuna eğilimlidir. Çocuğun böyle bir isteği kendi ağzından farklı söylettirilerek eleştirilir.
    Dünyadaki bütün sanatlar içinde bana en ilginç gelen sadece biri var. Yiyip içmek, uyumak, kendimi eğlendirmek ve sabahtan akşama dek başıboş bir yaşam sürmek.
    Başıboş sözcüğünde eleştiri gizlidir. Buna karşılık yazar çekirgeyi konuşturarak, eleştirisini güçlendirir.
    “Sözünü ettiğin sanatı izleyenlerin hepsi de genellikle sonunda kendilerini ya hastane, ya da hapishanede bulur,” der.
    Ama çocuğun oyun tutkusu daha baskındır. Bu tutku ahlaki vicdanı bastıracak denli yoğun olduğu için Pinokyo çekirgeyi öldürür. Ancak bu davranışı açlıkla karşı kaşıya bırakılarak cezalandırılır. Bu cezayla Pinokyo bir süreliğine iyiye yönlendirilir. Ancak bu iyiye yönleniş, gerçek hayatın içerisinde onu yoldan çıkartacak birçok engelle doludur. Tiyatro oyununa gitmek için alfabesini satan Pinokyo'nun duyduğu azaba acıyan oyuncunun kendisine verdiği beş altını babasına götürürken karşısına çıkan Topal Tilki ve Kör Kedi bu engellerden ilkidir. Tilkiyle kedi herkese güvenilmeyeceğini gösteren iki semboldür, kitapta. Pinokyo'ya “Biz kandırmaca ülkesine gidiyoruz,” derken dolandırıcılıkları sembolize edilir. Pinokyo onların peşine takılarak yine hata yapmıştır. Ve bunun cezasını bir ağaca asılı kalarak öder. Ama iyi kalpli peri gelir, onu kurtarır. Çünkü Pinokyo çok pişmandır.
    Yazar kötülerin yanında toplum içerisinde belli bir konuma gelmiş kişileri de eleştirir. Hasta yatan Pinokyo'yu tedaviye gelen doktorlar görevlerini yapacak yerde sadece konuşurlar. Kendini dolandıran tilkiyle kediyi şikâyet eden Pinokyo'yu hapse atan yargıç da bunun bir başka örneğidir. Bir başka kentin imparatoru o ülkeyi fethedip, bütün suçluların özgürlüğe kavuşturulması emrini verdiğinde, Pinokyo'yla gardiyan arasında geçen konuşma çok ilginçtir.
    Böylece hapishane boşaldı. Pinokyo gardiyana, “Diğerleri çıkıp gittiğine göre,” dedi. “Ben de giderim. Buradan çıkmak istiyorum.”
    Gardiyan dudak büktü. “Oh, yok. Olamaz! Çünkü sen onların sınıfından değilsin.”
    “Anlayamadım.”
    Gardiyan, “Sen onlar gibi suçlu değilsin,” diye karşılık verdi. “Onun için seni salıveremem.”
    Pinokyo dayanamadı. “Özür dilerim ama ben de onlar gibi suçluyum.”
    Gardiyan, “Öyleyse,” dedi, “Buradan çıkmak istemekte çok haklısın.” Başından kasketini çıkararak saygıyla eğilip Pinokyo'yu selamladı ve sonra hapishane kapısını açarak onu salıverdi.
    Yaşadığı dönemde ünlü bir politikacı ve gazeteci olan yazarın, dönemine ve toplumun ahlakına dönük eleştiri saklıdır, bu konuşmada. Suçluların ödüllendirildiği, ama günlük hayatın sorunlarıyla uğraşan güçsüz, küçük adamın ezildiği bir toplum yapısına dönük eleştiri vardır, bu cümlelerde (Krş. Doderer 1969).
    Yazar kısa yoldan köşeyi dönme tutkusunu, emeği ön plana alarak eleştirir. Altınlarını ekerek altın ağacı çıkacağına inanan ve elindekilerden de olan papağan yapar bu eleştiriyi. İşte bunlara papağan güler ve şöyle der:
    Çünkü sen paranın fasulye ya da kabak gibi ekilip büyüyeceğine ve toplanacağına inanacak kadar aptalsın. Ya ellerinle, ya da kafanla çalışıp para kazanabilirsin ancak.
    Yazar toplum içinde kötülerle yapılan işbirlikçiliğinden de söz eder. Çiftçinin köpeği Melampo'nun tavukları çalmak için sansarla yaptığı işbirliği bunun en güzel örneğidir. Sansarlar kümesten tavuk ve yumurta çalmaya geldiklerinde, köpeğin ses çıkarmaması karşılığı, ona soyulmuş piliç verirler. Kılıfına uydurulmuş rüşvetin en güzel örneği de budur.
    Collodi, şımarık bir tüketicilik ve burnu büyüklüğün cezasını açlıkla verir. O güne dek yemek seçen ve her şeyi yemeyen Pinokyo, güvercinin sırtında babasını aramak üzere uzun bir yolculuğa çıkar ve bir süre sonra acıkır. Önünde yiyebileceği sadece kuşyemi vardır. Çok aç olduğu için kuşyemini yer bitirir.
    “Yeşil kuşyeminin bu kadar lezzetli olduğunu hiç bilmiyordum,” dedi Pinokyo. Güvercin gülümsedi. “Dünyayı öğreniyorsun oğlum. Gerçekten açsan ve yiyecek bir şey de yoksa yeşil kuşyemi bile sana lezzetli gelir. Dünyada açlık kadar iyi bir aşçı daha bulunamaz.”
    Pinokyo (aslında) yetişkinler dünyasına girme korkusunu da içinde taşıyan bir çocuktur. Tanımadığı bir adaya çıktığında kendi kendine söyledikleri bunu anlatır.
    Pinokyo kendi kendine, “keşke bu adanın adını bilseydim,” dedi. “Burada doğru dürüst insanların yaşadıklarından emin olsaydım. Yani küçük erkek çocukları, boynundan ağaca asmayan iyi insanlar! Fakat ortada böyle şeyleri sorabileceğim kimse yok. Acaba burada kimler yaşıyor? Belki de burası boş bir yerdir. Belki hiç kimse yok.”
    Dilenmenin ve yardım istemenin utandırıcı bir şey olduğunu bilen Pinokyo, yine de bunu yapar, ama geldiği arılar köyünde kimse ona emeksiz bir şey vermez. Arılar emeğin sembolüdür ve emeksiz kazancın olmayacağı düşüncesinin en büyük savunucusudurlar. Çalışmayı onursuzluk sayan Pinokyo'ya bir arı “Çok açsan kendi gururundan bir kaç dilim kesip yersin oğlum,” der.
    Çalışmaktan kaçışın çelişkisini yaşayan çocuğu bu dünyanın içine çekebilmenin yöntemini de verir, yazar. Burada iyi kalpli periyi devreye sokar ve iyi kalpli peri, çocuğu cezbedecek ödüller koyarak onu çalışmanın içine çeker. Ve ardından onu yetişkinler dünyasının içine götürecek, yani çocukluktan çıkartacak bir hedef koyar.
    “Hep bir kukla olmaktan bezdim! Diğer insanlar gibi benim de bir erkek olma zamanım geldi artık!” dedi Pinokyo.
    Peri sakindi. “Bu olanaksız değil. Eğer bunu hakedersen sen de bir insan olabilirsin.”
    Pinokyo çoşkuyla, “Gerçek mi?” diye sordu. “İnsanlığı hakedebilmek için ne yapmalıyım?”
    “Çok kolay!”
    “Kolay mı?”
    “Tabii. İşe iyi bir çocuk olmakla başlayabilirsin.”
    Hedefle birlikte yöntem de belirlenmiştir. İyi bir çocuk olmak, büyüklerin sözünü dinlemek, çalışkan olmak, doğru söylemek ve okula gitmek. Ardından bir meslek, sanat ya da iş seçmek. Seçme özgürlüğü çocuğa verilmiştir. Yetişkinler dünyasına girebilmek için çocuğa yüklenen ödevlerdir bunlar. Böylece idealize figür çizilmiş olmaktadır.
    Ama çocukluktan çıkış henüz gerçekleşmeyecektir. İç dünyasında onu cezbeden oyun oynama tutkusu onu oyun ülkesine götürür. Ama Aydınlanma anlayışı oyuna karşıdır. Pinokyo oyun ülkesinden bir eşek kılığında çıkar. Acılar çeker. Çalışmak istemeyen çocuk, zorla çalıştırılan bir eşek kılığındadır artık. Üstelik istemediği bir işte. Böylece sonunun ne olacağı da vurgulanır. Yine de yazar burada toplumsal hoşgörünün var olmasını vurgulayarak, yine periyi devreye sokar ve onu eşeklikten kurtarır.
    Yazar kitapta kaderciliğe karşı çıkmakta ve aklı vurgulamaktadır. Toplumdaki kaderciliğe ve onları buna yönlendiren politikacılara eleştiri de saklıdır. Pinokyo'nun, köpekbalığı tarafından birlikte yutulduğu orkinosla olan konuşması bunu anlatır.
    “Kaderimize razı olacağız. Köpekbalığının bizi sindirmesini bekleyeceğiz,” dedi orkinos.
    Pinokyo, “Ben sindirilmeyi istemiyorum!” diye bağırdıktan sonra ağlamaya başladı.
    Orkinos içini çekti. “Sindirilmeyi ben de istemiyorum tabii. Fakat kendimi teselli edecek kadar akıllıyım. Orkinos olarak doğduğuma göre, diyorum. Zeytinyağında ölmektense suda ölmek daha onurludur! İşte bu şekilde duruma dayanabiliyorum.”
    Pinokyo haykırdı. “Ne saçma söz!”
    Orkinos balığı, “bu benim fikrim,” diye karşılık verdi. “Bizim politikacı orkinosların da söylediği gibi düşüncelere saygı göstermek gerekir.”
    Kitap iyilerin ödüllendirildiği, kötülerin ise cezalandırıldığı masalsı bir haktanırlıkla sona erer. Topal numarası yapan tilki ve kör numarası yapan kedi, gerçekten kör ve topal olurlar. Pinokyo da bir sabah uyandığında kendini gerçek bir erkek çocuk olarak bulur. Ama kukla ortadan yok olmamıştır. Bir iskemlenin üzerinde durur. Kuklayla sembolize edilen çocuğun iç dünyasıdır. Böylece yazar aslında kuklayla çocuğun iç dünyasını tanımlamış ve eğitim sürecinden geçirerek yetişkinler dünyasına girmesini sağlamıştır.
    (Necdet Neydim)