Sahtelikten, yalandan kaçış olmuyor. Ya da bir süre kaçılıyor ama en beklenmedik anda su yüzüne çıkıveriyor. Üstelik o anda bu yalanlar söylendikleri zaman sahip oldukları uysal, masum havadan sıyrılıyorlar; perde arkasında bekledikleri sırada korkunç canavarlara, her şeyi yutan katil balinalara dönüşüyorlar.
Ama güçlü olabilmek için insanın kendini sevmesi gerekir; kendini sevebilmek için de insan kendini derinlemesine tanımalı, kendi hakkında her şeyi, en gizli, kabullenmesi en zor şeyleri bilmelidir. Yaşam seni bütün gürültüsüyle iterken bu tür bir aşama nasıl gerçekleştirilebilirdi?
Mutsuzluk genel olarak dişi çizgiyi izler. Bazı kalıtsal anomaliler gibi anadan kız evlâda geçer. Geçerken de zayıflayacağına daha yoğun, daha kalıcı ve derin olur. O dönemler erkekler için çok daha değişikti. Meslekleri vardı, siyaset ve savaşlar vardı: enerjilerini dışa vurup rahatlayabilirlerdi. Bizse bunu yapamazdık. Biz kuşaklar boyunca yalnızca yatak odasını, mutfağı, banyoyu tanıdık; binlerce, milyonlarca adım atar, iş görürken hep aynı kini, doyumsuzluğu içimizde taşıdık. Ben feminist mi oldum? Hayır, korkma, yalnızca geride kalanlara daha parlak bir ışık altında bakmak istiyorum.