İşe yeni başladığım vakitlerimdi. Mezun olup aile evine döndükten sonra muhtaç olmayı gördüğüm vakitlerdi. O zamanlar yeni mezun olmuş henüz atanamayan bir arkadaşım vardı. Kendi çapında kurabiye vs yapıp satıyordu. Muhtaç olmayı ve okuyup evde kalmanın psikolojisini biliyordum. Kendimce ona destek olmak için onun ürünlerinden almak istedim. O kadar güzel ve sağlıklı olduğu için almak istiyormuş gibi davranmıştım. Kendimce iyilik işte. Bu arada maaşımda öyle hayli hayli harcamalık bir maaş değildi. Hamdolsun yetiyordu.
Arkadaşımla hem buluşup hem ürünleri teslim alacaktım. Buluşunca eski günler, acılar,hasretler, sevinçler paylaşıldı masada. Sonra konu benim mesleğime geldi. Yapım gereği sessiz, sakin bir insandım.
Bana o masada "sen nasıl yapacaksın mesleğini senin sesin çıkmaz ki." demişti. Ben de hayır hayır yaparım. Mesleğim bu benim öğrenirim, değişirim demiştim. Savunma cümleleri işte.
Aylarca o cümlenin etkisinden kurtulamadım, aylarca mesleğimi icra edememekten, görevimi hakkıyla yapamamaktan korktum. 10 yıla yakın zaman geçmiş hâlâ unutmamışım o masada yüzüme söylenen sözleri. Hâlâ canım yanıyor.
Evet değiştim, sesimi yükseltmem gereken yerde yükselttim, sessiz kalmam gereken yerde sustum. Ama hâlâ hep o cümledeki savunmasız halime kırgınım.
İyilik yapmak için attığım ufak bir adımın bana ömürlük bir kalp kırıklığı bırakacağını bilemezdim. Aklımda geldiğinde derim ki olsun kalbinin sadakası olsun be.
Bu arada arkadaşımın bu kırıklıktan hiç haberi olmadı. O da atandı, atandığı zamanlar zorlandığında beni aradı, dertleşti. Şimdi bir eğitimci ama benim için hiçbir zaman öğretmen olamayacak bir eğitimci.
İçimde kalmasın istedim artık, selametle.