Her ideoloji, her “izm”, İslam’ın karşısında bâtıl bir dindir.
Kurtuluş ancak ve ancak İslam’da olan insanlaradır. İslam’ın karşıtı olarak bir dünya görüşü, bir yaşam tarzı ve bir hayat şekli öngören her ideoloji, her “izm”, İslam’ın karşısında bâtıl bir dindir.
Din
Kimilerimizin aklına şu soru gelebilir: Madem birçok ideoloji ve birçok “izm” birer dindir, o hâlde bunlara neden “din” denilmiyor da başka başka isimlerle adlandırılıyor? Bu soru gerçekten yerinde bir sorudur. Çünkü bilindiği üzere ideolojinin manası; bir yaşam biçimini belirlemeyi amaçlayan ve kendi içinde bağlantısı olan siyasi, iktisadi ve sosyal görüşler bütünüdür. İdeolojiye yüklenen bu tanım, dinin tanımına paralel bir tanımdır. O hâlde neden bunlara “din” denilmiyor? İşte dünya müstekbirlerinin kendi koydukları dinlere bilmem ne ideolojisi veya bilmem ne “izm”i demelerinin nedeni; yönettikleri, hâkimiyet kurdukları halkın iki ayrı din vakıasıyla, yani bir din ikilemiyle karşılaşmamasını sağlamaktır. Çünkü bu müstekbirler, halk kitlelerinin din olgusuna karşı tutucu yaklaşımlarını bilmektedirler. Halkın tepki göstereceği bir din ikilemi meydana getirmemek için de kendilerinin ürettikleri veya türettikleri dinlere bilmem ne ideolojisi veya bilmem ne “izm”i gibi isimler takmaktadırlar. Mesela Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde Kemalizmin halk kitlelerine bir din olarak empoze edilmediği bilinen gerçeklerdendir. Fakat buna rağmen dinin ne olduğunu bilen ve Kemalizme gönül veren bazı entelektüeller, “Benim dinim Kemalizmdir.” şeklinde apaçık söylemlerde bulunmuşlardır. Kemalizme gönül verenler için dosdoğru olan bu söz, Kemalizmi sahiplenmelerine rağmen Müslümanlıktan vazgeçmeyen kimseler tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştır. Müslüman olduklarını iddia eden bu Kemalistlere göre, “Benim dinim Kemalizmdir.” diyen kimseler İslam dininden çıkmışlardır.
Din
"Bireysel düzlemde kalan ve kurumsallaşmayan iltimasla pek kolay olmasa da bir şekilde mücadele edilebilir. Ancak örgütlenmiş iltimasla başa çıkmak, çok daha zor bir iştir. Özellikle dinî inançları ideoloji hâline getiren örgütlü yapıların hem kamusal hem de sivil alanda yarattıkları sinsi ve süpürücü iltimas bağlantıları evrensel bir patolojidir. Bundan istifade eden insanların olup bitenden rahatsızlık duymamaları açıklanmaya muhtaçtır. Belki Eric Hoffer'ın "Bütün aktif kitle hareketleri ... taraftarları ile dünyanın gerçeklikleri arasına olguları örten bir perde koymaya uğraşırlar."143 sözünden ilham alarak örgütlerin günahları meşrulaştırma yeteneklerine bakıp bir izah imkânı aranabilir"s.121
Sayfa 121 - Eski Yeni·Kitabı okuyor
Puan vermedi·160 syf.·
2026 397. kitabı
Öğrenci gençliğinin ideolojik birliğinin tek başına devrimci ruhu yaratamamayacağını bu amaca yönelik sosyalist dünya görüşüne dayanan sosyalist bir idame gereksinim olduğu belli bütünsel bir dünya görüşü .
Josef Stalin
Josef Stalin
Gençlerin, komünizmi sadece kitaplardan değil, işçi sınıfının sömürü düzenine karşı verdiği kesintisiz mücadeleyle iç içe öğrenmesi gerektiğini belirtir. .Köy Çalışmaları: Köydeki gençlik aktivistlerinin, Sovyet politikalarını köylülere anlatmak ve kırsaldaki eşitsizliklerle mücadele etmek için eğitilmesini vurgular. .Eleştirel Düşünce: Ezberci bir komünizm övüncüne kapılmak yerine, az bilindiğinin farkında olup sürekli yeni şeyler öğrenmeyi öğütler. Josef Stalin ve Vladimir Lenin'in gençlik politikaları, devrimci eğitim ve komünist ideoloji üzerine yazdığı makale ve konuşmaların derlendiği teorik bir eserdir. Kitap, Sovyet gençliğinin nasıl eğitilmesi ve örgütlenmesi gerektiğini açıklar.
Gençlik Üzerine
Gençlik Üzerine
Siyaset politika felsefe düşünce
Gençlik ÜzerineJosef Stalin · Evrensel Basım Yayın · 201781 okunma
Günün anlam ve önemine ithafen...
Nâzım Hikmet'in geniş kitlelere seslenebilmesinin arkasında sanat görüşünün yanı sıra seçmiş olduğu 'dil' vardır. Nâzım Hikmet'in şiiri bir hitabet şiirdir. Meydanlarda, toplantılarda okunacak ideoloji yüklü, sesi iyi ayarlanmış, geleneksel motiflerle süslenmiş, bu anlamda edebiyatımızın en çarpıcı şiiridir. Nâzım Hikmet "hayatın içinde, hayatı teşkilatlandıran bir vatandaş" tabiriyle aynı dünya görüşüne sahip olmasalar da, Namık Kemal'in "hayata, tabiata ve hakikate uyan" bir edebiyatın peşinde olmasını hatırlatmaktadır.
Sayfa 15 - Salkımsöğüt Yayınevi
Edebiyat