Kendimle yalnız kalmam gerektiğini öğrendiğimde bi pazar günüydü. Öğle 4 gibiydi. Ben yapayalnız bırakıldım bir kez daha. Yanımda yakın arkadaşlarımdan biri vardı ama ben kocaman izmirde, kalabalık bi sahilde, herhangi bir bankta yavaşça yalnız bırakıldım. Terk edildim diyemiyorum çünkü iki seçenek sundum ve o hayırı seçti. Terk etti, gitti denmez belki ama yalnız bırakıldım denir. Gücü çoğu şeye yetemeyenlerle dolu olan bu hayatta birinin yine gücü yetemedi bana. Eyvallah dedim sadece, veda dahi edemedim. Hak etmediğinden değil, ona veda edememekten korktum. O belki de en çok hak edeniydi bir vedayı. Ama ben hiç öğrenmedim ona nasıl veda edilir. Ona varalı daha bir ay olmuşken nasıl kendine iyi bak derim bilemedim. Bir sene beklediğim en sonunda geldiğinde elimle itmek zorunda kalınca allaha emanet ol demek yük geldi omzuma. Allahın belası sınav bir kez daha hayatımdan aldı birilerini. Ve ben gidişini boş gözlerle izledim. Ne gitme kal yanımda yürü diyebildim ne de o çıktıktan sonra kapıyı kapatabildim. Açık hala kapı. Gelse bu sefer ben git derim kararımı verdim ama açık işte o kapı. Gelsin de göreyim derdindeyim. Mecbur bırakılınca bişeylere insan, daha bi ağırlaşıyormuş o bitişin yükü omzunda. Eğer okursan bunu, yüreğim yer de sana vermeye karar verirsem bil ki sana olan şeyim bende hoşlanmadan beğenmeden fazlaymış. Herkese her şeyi okutmam ama mektuplar şiirler yazmışlığım var benim. Bilirsin. Şunu da bil ben sende sadece arada bi konuşmaya götünün yemediği bi kız olabilirim ama sen bende çok farklıydın. Sana fazla gelebilir hislerim. Çoğu şeyi bilmiyorsun ondan öyle geliyordur. Sen beni haziranda tanısan da ben eylülden beri tanıyorum seni. Eylülden beri gözümün önündesin hep. Hep baktığım yerdesin. Ama senin benimle ne yolun kesişmiş ne yönün. Kızmıyorum sana