• Yanlış zamanda, yanlış kişilere edilmiş kelimeler zamanın hırsızıydı.
    Gör Beni-İki Devrin Hikayesi/Akilah Azra Kohen
  • 592 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    592 sayfalık romanını en mükemmel şekilde özetlemiş yazar; iki devrin hikayesi.

    Bütün yaşadığı acılarla, feda ettikleriyle bir devirdi Semiha Hanım.
    Hayalinin peşinde koşarken bir devirdi Ayşe.
    Çocukluğunu, bilginin peşinde koşturarak geçirirken bir devirdi Ali.
    En yüce duyguyu hayatının başlarında tadarken bir devirdi İlmiye.
    İlmiye ile beraber tamamlanırken bir devirdi Orhan.
    Savaşın ona kazandırdıklarıyla/kaybettirdikleriyle Dudu’dan Ülkü’ye evrilirken bir devirdi Ülkü.
    Ruhunun dayanılmaz sarsıntılarından yeniden doğarken bir devirdi Selim.

    Ve bu kitap iki devrin hikayesiydi.

    Birbirine sevgiyle bağlıydı; Zübeyde Hanım, Semiha Hanım, Ayşe, Ülkü, İlmiye ve Ali. Savaş ellerinde başka bişey bırakmamıştı çünkü. Tek varlıkları birbirine duydukları sevgiydi. Hayata tutunabilmek için yetterliydi onlara bu sevgi. Hatta kalplerinden taşan sevgiyle Lütfiye Hanımı da Latife Hanımı da iyileştirdiler.

    Kitaptaki bütün insanların gelişimlerine, değişimlerine ve içlerinde yaşadıkları devrime şahit olurken inanılmaz bir bilgi tufanına yakalanıyorsunuz. Benim tavsiyem mutlaka okunması gereken bu kitabı sindirerek okumanız. Hazmederek ilerlemeniz. En ufak bir detayı bile kaçırmamanızdır.
  • 487 syf.
    "Casus, vatan haini !"

    Bir çağın kapanışının ve başka bir çağın açılışının muhteşem öyküsü...

    Tarih kitaplarında 1789 yılında "Eşitlik, kardeşlik, özgürlük" sloganıyla verilen Fransız Devrimi'ne, Charles Dickens'in usta kalemiyle farklı pencerelerden bakma imkanı buluyoruz.

    Soylular ile halk arasındaki uçurumun yol açtığı adaletsizliği, sefaleti, açlığı, eşitsizliği, vurdumduymazlığı ... her satırda hissediyoruz. Halk yığınlarında bu hislerin damla damla öfke ve kin olarak birikişinin farkında olmayan soylu kesimin, bardaktan taşan suyun içinde boğuluşuna tanık oluyoruz.

    Boğulan sadece soyluların içindeki suçlular olmadığını, hem soyluların içinde hem de halkın içindeki masumlarin da "Cumhuriyet Düşmanı!" diye damgalanarak giyotinden akan kan banyosunda boğulduklarını görüyoruz. Devrimden önce "Casus, vatan haini!" diye ölüme götürülen yığınları alkışlayan aynı halkın, devrimden sonra "Cumhuriyet düşmanı, vatan haini!" diye ölüme götürülenleri nasıl alkışladıklarını hayretler içinde görüyoruz.

    Ne devrimden önceki ne devrimden sonraki ölüme götürülen bu insanların masum olup olmadıkları önemli değil. Çünkü hiç kimse bunu umursamıyor. Her iki dönemde de insanların tek önemsedikleri öfke ve kinlerinin, gerek darağacında gerek giyotinde yansımalarını görmeleridir.

    Adalet için yola çıkan yığınların nasıl adaletsizlikler yaptığını,
    Eşitlik için yola çıkanların nasıl eşitsizliğe sebep olduklarını,
    Kardeşlik için yola çıkanların nasıl düşmanlıkla hareket ettiklerini,
    Özgürlük diye yola çıkanların nasıl masum insanların özgürlüklerini alıkoyduklarını,
    Ve bunların hepsini "Yaşasın Cumhuriyet!" diyerek yaptıklarını görüyoruz.

    Devrimin öncesinde ve sonrasında yaşanan hayatları Charles Dickens, ustalıkla nokta atışı olaylarla anlatıyor ki, etkilenmemek elde değil. Devrimden önceki zamana ait; yere düşüp kırılan fıçıdan akan şarabı sokağın her tarafından -gerek buldukları kap kacağa doldurarak gerek bir annenin çocuğuna içirerek gerekse yalayarak- temizleyecek kadar yaşanan açlığı ve sefaleti yaşayan insanların hallerini gördüğümüz olaydan, Monsenyur'un arabasının yanlışlıkla halktan birinin çocuğunu ezdiğindeki eşsiz diyalogun geçtiği olaydan etkilenmemek ve o anları kitabı okurken adeta hissetmemek elde değil !

    Kitabın daha on- on beş sayfasını okuduğunuzda 1775-1800 yıllarının atmosferini yaşıyor; yazarın usta kalemi sizi içinde olduğunuz yıldan alıp, romanın geçtiği bu yılların içine atıyor.

    Romanın başından sonuna kadar karşılaştığınız karakterlerinin nasıl ustaca kurgulandığına sayfaları çevirdikçe hayranlıkla şahit oluyorsunuz. Her bir karakter üzerinden devrimden önce ve sonrası insanların yaşadıklarına, psikolojilerine; bu devirlerdeki toplumsal tüm katmanların gözünden tanık oluyoruz.

    Fransız Devrimi'ni sembolü olan ve binlerce insanın bu aletle infaz edildiği giyotinin yapılış amacı da oldukça ilginç: İnfazlarin kısa sürmesini sağlayarak idam mahkumlarının daha acısız ölmelerini sağlamak, gayet insancıl (!) değil mi? Önceleri, idam mahkumlarının elleri ve ayaklarından atlar tarafından tutulup, parçalanılarak yapılan infaz şeklini düşününce parantez içinde ünlemi kaldırabiliriz belki de, ne dersiniz?

    "Cumhuriyet düşmanı, vatan haini !"
  • 592 syf.
    ·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
    BİZ'ler için ilaç gibi bir kitap okudum. Çıkmasını sabırsızlıkla bekleyip, çıktığı gibi aldım.
    Gör Beni" Herkesin mutlaka ama mutlaka okuması gereken kitaplardan. Azra Kohen'in her kitabında, dinlediğim her konuşmasında her zaman belirttiği "Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir"in hali yine. Kitaptaki karakterlerin karşılaşması ve 'Aşk' ile çarpışmaları mutlak bir sebebiyet için.
    Azra Kohen karakterlerin isimlerinin bile gelişigüzel verilmediğini söylüyor. Her bir karakterin isimlerinin anlamlarını araştırınca neyi niçin yazdığını anlıyorsunuz zaten.
    Kitabın orjinal ismi "Gör Beni: İki Devrin Hikayesi" Kitaba başlarken Fred ile başlayıp onun ağzından öyle bilgiler veriyor ki taa en başa gidip insanlığımızı sorgulatıyor. Yazarın bu bilgileri bize aktarmak için ne kadar çok araştırma yaptığını anlıyor ve okurken hepsini araştırma ihtiyacı hissediyorsunuz. Dipnotlarla kaynaklar da verildiği için bakıyorsunuz,öğreniyorsunuz ve kitabın son sayfasını kapattığınızda bilgi deposu haline dönüşüyorsunuz.
    Ve yine Cumhuriyet dönemini öyle güzel anlatmış, Atatürk'ün yaptığı devrimleri ince ince öyle güzel detaylandırmış ki, bir kez daha hayran kaldım ama onun yaptıklarının nasıl yok edildiğini düşünerek üzüntülere de gark oldum.
    Savaşı izleyenlrle savaşanlar arasındaki farktır Cumhuriyet'i okudum.
    Bu konuyu işlerken "Karşıt" hayatların, önyargılar ile birbirini nasıl yanılttığını, kesin yargılarımızın bizi yanıltmaktan başka bir şey olmadığını görüyoruz. Benim "Aeden"kitabında da kendime düstur yaptığım, elimden geldiğince uymaya çalıştığım birsözü var: "Önyargı düşüncenin en büyük hastalığıdır "işte bu söz bu kitapta da karşımıza çıkıyor. Önyargı yapmamak için insanın kendini karşısındakinin yerine koyması gerektiğine can-ı gönülden katılıyorum.Belki senin gibi doğsaydım ve yaşasaydım senin gibi davranacaktım.Keza sen de benim yerine koyarsan 'benim gibi olacaktın.Bu yüzden sen-ben değil BİZ olabilmeli toplumdaki deşarj için birlik olmalı ve kendimizi yok etmeye değil,var etmeye çalışmalıyız.
    Kadın olmanın başlı başına bir ihtilal olduğunu defalarca vurgulayan ve kadının önemini kafaya vura vura anlatan bir kitap. Hepimiz okuyalım ve ortak bilinçte buluşalım🤗
  • 478 syf.
    Fransız devriminin arka bahçesi, öteki yüzünü gösteren, bu olayı enfes anlatımıyla eleştiren bir yapıt. Yazar asıl amacı doğrultusunda ilerlerken başka insanların hayatlarını da aktarır. Ve olay örgüsü bu yaşananlar üzerinden devam eder.
    Ayrıca bana göre Tariz sanatının baş yapıtı kabul edilebilir bu eser. Devrin soylu kişilerini eleştirirken, ileriki dönemde de devrim yapan yoksul halkın eleştirisini muhteşem bir karma şeklinde okura sunuyor.
    Anlatımı sade dili akıcı bir eser. Yazar her ne kadar devrin korkunç olaylarını dolaylı anlatımla vermek istese de ruh tahlillerindeki başarısı eseri daha da etkileyici kılmış.
    Kötü bir insanın aşkı için yapabileceği en büyük fedakarlık bu olsa gerek. Ve fedakarlık yapan bir insanın daima geleceği öngörerek yaptıkları kendisini teselli eden yegane hediyedir.
    Hiç kimse sidney carton gibi sevemez. hiç kimse doktor manette gibi af edemez ve hiç kimse bayan defargenin öfkesine kinine sahip olamaz.
    Her şey olağan dışı. Her duygu kendi içinde çok güçlü...
  • 464 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Fransız İhtilalini hazırlayan toplumsal nedenleri mükemmel analiz ederek, o devrin röntgenini çeken Dickens, bu eserinde yapmış olduğu kurguyla mazlumun nasıl zalime dönüştüğünü, aşk ve sevginin zalimi nasıl bir yardımsever kişiliğe çevirdiğini müthiş bir dille biz okurlarına aktarıyor.
    Kanlı Fransız devriminde, Fransız halkının yaşadığı sefalet ve yoksulluğunun tersine soyluların bolluk ve lüks bir hayatı yaşamasının anlatıldığı eserde, zamanın Londra ve Paris yaşamları detaylarıyla hafızalarımıza kazınılacak bir şekilde tasvir edilmiş. Gücün insanları nasıl zehirlediği, devrimin kahramanı olan zulüm gören jacques’lerin nasıl bir zalime dönüştüklerini, sevilmeyen bir karakterin sırf sevdiği kadının mutlu olması için yapmış olduğu kahramanlığın anlatan bir kitap.
    Tarih’in buram buram koktuğu bu eserde, aşk, nefret, intikam, sadakat, gurur kısacası tüm duyguları bu romanda bulabilirsiniz.