Günümüzde, gerçek yerine imajlara ve rollere saplanmanın bu kadar yaygın olması, kimliksiz insanların ne kadar çok olduğunun ve kültürümüzün de bu durumu desteklediğinin bir kanıtıdır.
Belirleyici olan, bir çocuğun, onaylayıcı bir karşılık alamadığı için kendine dair olana yabancılaşması halinde bir iç güç geliştiremeyeceğidir. İç güç üzerine geliştirilmiş bir kimlik, gerçek sevginin yaşanmış olmasını gerektirir. Oysa, kültürümüzde istenen güç özdeşleşmeye dayalıdır ve empatiden yoksun bir erkeklik imajına yöneliktir.
Dehşet olaylarına katılmış olan herkes, savaştan sonraki on yıl boyunca böyle sorunlar yaşamaya devam etti. Bu travma sonrası belirtileri yalnızca, sivillere ve savaş tutsaklarına uygulanan tecavüzlere, işkencelere ve katliamlara veya ölülere zarar verilmesine katılmamış olan küçük bir azınlıkta görülmedi. Bu azınlığa ait olan erkeklerin, yaşamlarında özellikle de yaşamlarının ilk yıllarında, insani sevgi ve gerçek ilgiyle tanışmaları temelinde oluşmuş bir iç kimlikleri olduğu görüldü. İletişim kurabiliyorlardı, korkularını kabulleniyorlardı, asla erkekliklerine kanıtlamak zorunluluğu duymuyorlardı, kendilerini hiçbir zaman çaresiz kurbanlar durumuna düşürmüyorlardı ve her zaman başkalarına yardım etmeye hazırlardı. Erkeklik imajları Rambo tipine fazlasıyla yaklaşmış görünen diğerlerininise, en fazla hasar alan olduğu ortaya çıktı.