• Ama biliyor musunuz en büyük ikilem nedir ? Okudukça öğrenirsiniz. Öğrendikçe artık sizi büyüleyen şeyler azalır. O günlerde dinlediğimiz bir şarkıda söylediği gibi "Bilgi ölümcül bir dosttur..."
  • Özgürlük düşkünü Paula ve onun eşi Ferdinand'ın askerlik gidip gitmemesi kalıp kalmaması arasındaki büyük ikilem.
    Ferdinand'ın görev duygusu ve bilinci ile askerliğe gitmesi ve sonrasında eşiyle, işiyle olan ikilemler Ferdinand'ı başka bir yola sevk eder.
  • “Şimdi... imkansız bir durumla karşılaşan insan çoğu zaman gerçeklerden uzaklaşmaya çalışıp hayaller dünyasına dalar. Ya da içki içmeye başlayıp sinir krizi geçirir veya kendisini bir köprüden aşağı atar. Ama bunların hepsi aynı şeydir. Durumu olduğu gibi kabul etmeye yanaşmamak ya da bunu başaramamak... Robotun durumu da hemen hemen aynıdır. Basit bir ikilem makinenin içindeki düzenleyicilerin yarısının arızalanmasına neden olur. Karmaşık bir ikilem ise Beyin'deki bütün pozitronik yolları bir daha onarılamayacak biçimde yakar.”
  • ... Kahramanlık ile bilgelik arasında ki ayrım çok ince ve önemlidir. Bu ikilem, insan toplumlarının en büyük ahlaki seçimlerinin temelindedir...
  • Dünya isyan edenlerle, şükredenlerin ikilemleri arasında gidip geliyor her daim. Şükredenler ya sessiz kalıyorlar, ya kayıtsız kalıyorlar. İsyan edenler ise ya canavarlaşıyorlar, ya da akıllarını yitiriyorlar. Tarihi sorguladığınızda hep buna benzer biyografilerle karşılaşmanız çok olası.

    X mi doğrudur Y mi? Kimine göre X, kimine göre ise Y. İşte bu kimine göreler; savaşlar, kavgalar ve ebedi mücadelelerin nedenidir hep. İkilemler yüzünden kimi devletler zulmetmiş, kimi milletler zulme uğramıştır çoğu zaman. Kimi zenginler ezmeye çalışmış, kimi fakirler ezilmeye mahkum olmuştur. Kimse kimsenin penceresinden bakmayı asla ve asla düşünmemiştir çünkü. Benlik olgusu insanoğlunun o kadar içine işlemiştir ki, konu kişinin kendi menfaati olunca ne ahlakı sorgular, ne de vicdanı.

    Doğal olarak bu ikilemler bize hayat hakkında bir takım örnekler veriyor sürekli. Sosyal ahlaktan iş ahlakına, ilahi adaletten hayvan haklarına, bilimsel çalışmalardan tıp etiğine kadar hemen hemen her konuda ahlaki ikilemler, yani ahlaki seçeneklerimiz sarmış sarmalamıştır bizleri.
    "Peki bu ahlaki ikilemlerin kaynağı nedir?" veya "Neden, nasıl oluşurlar?" diye sorabilirsiniz. Ahlaki ikilemler insanların ya da daha geniş ifade ile toplumların özgür bir biçimde yarattıkları doğrularından doğar. Herkesin bir doğrusu vardır. Herkes bu doğrusunu hiç ama hiç sorgulama gereği bile duymaz. İkileme düşer ve bu ikilem yani tercihler arasında debelenip durur ve kolay kolay da çıkamaz işin içinden.

    İşte Martin Cohen de tam bu noktaya parmak basmış ve iyi de yapmış. Örnek olaylarla insanların maruz kaldığı ikilemleri anlattıktan sonra, mantık ve vicdan dünyanızı sorgulamanıza vesile olacak sorular sormuş sonunda.

    Siz siz olun, kendi doğrularınızı değil, vicdanınızı dinleyin...

    Saygılarımla...
  • Vizyon tarihi 16 Eylül 2016 olan ‘Imperium’ Türkiye’de Köstebek ismiyle izleyiciyle buluşuyor. Michael German’ın gerçek hikâyesinden esinlenen, Daniel Ragussis’in yazıp yönettiği polisiye/gerilim türündeki filmde idealist FBI ajanı Nate Foster, neo-nazi beyaz terörist grubun yürüttüğü bomba yapma çalışmalarını engellemek ve terör örgütünü alaşağı etmek için gizli bir göreve atanır.

    Harry Potter serisinin başkarakteri olarak tanıdığımız Daniel Radcliffe, ‘Köstebek’ filminde de başrolü üstleniyor. Toni Collette’yle (Angela Zamparo) birlikte girdikleri maceranın kendilerini götürecekleri yerler, izleyiciyi de düşünmeye sevk edeceği gibi aynı zamanda oldukça da şaşırtacak.

    “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. O’ydu başlangıçta Tanrı’yla birlikte olan.”  (Yeni Ahit, Yuhanna Bab -1-2) Filmde sıklıkla başlangıçta ‘Kelam vardı’ diyor faşizan terörist gruplar. İsrail’in her şeyi ellerinde barındırdıklarına, ilk ve son sözlerin onlardan çıktığına inanıyorlar. Sıkça kullanıyorlar bu sözü.

    Düzene karşı bir başkaldırı niteliği taşıyan film, dünya üzerinde yaşananlara başka bir gözle bakabilmemizi sağlamayı hedeflemiş gibi. Ne kadar başarılıdır değildir, tartışmaya oldukça açık bir film olsa da, son dönemde her şeyin müslüman halkların üstlerine yıkıldığını ama işlerin aslında bundan bir miktar daha karışık olduğunu açık bir dille bize ifade etmeye çalışıyor. 

    Filmde, düzenin savunucuları olduklarını iddia eden faşizan gruplar, FBI ajanı Nate’in de kendilerinin güvenlerini kazanmasıyla beraber, Nate’i de aralarına alıyorlar. Yapılanları yanlış bulan, aynı zamanda da gizli görevinin üstesinden gelmeye çalışan Nate ise, fazla empatik bir yapıda olduğundan buradaki insanlarla duygusal bir bağ kuruyor. Bu ise işleri biraz daha karıştırıyor.

    Harry Potter’daki karakteriyle herkesi kendine hayran bırakan Radcliffe, FBI ajanını oynadığı bu filmde biraz yetersiz kalmış görünüyor. Görüntüsü itibariyle bir FBI ajanında aradığımız o karizmayı onda göremiyoruz. Bununla birlikte oyunculuğu da henüz böyle bir film için yeterli görünmüyor. Tony Collette ise filmin bütünselliği ve oyunculuk başarısıyla gerçekten büyülüyor. Sinirlerimizi bozmak üzere senaryoda yer bulmuş sakızı bir yandan ona karşı antipatik duygular beslememize sebep olurken, filmin devamında öğrendiğimiz anneliği ve aile hayatı ise onu sevmemize sebep oluyor. Yaşattığı ikilem oldukça başarılı.


    Klasik konuların dışına çıkılan bir senaryo olduğu aşikar olsa da, işlenişi bakımından yetersiz kalmış bir film. Polisiye türde bir film olmasına rağmen, sürükleyiciliği de zayıf kaldığından film esnasında yer yer izleyiciyi sıkıyor. Bununla beraber konu itibariyle de farklı yerlere götürmüyor değil. Farklı bir senaryoyla tanışmak isterseniz yine de gidip bir görmek gerek.