• yaşasın konfederasyon yaşasın kamçılar ve köleler
    çünkü siyahları sevsem de
    lincoln'in bir yalancı olduğunu biliyorum
    dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
    çiftçiler, marlyn monreo, bağdat
    dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa
    burada, şehremini'de
    ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak
    kimim ben
    nereden gelip nereye gidiyorum
    bunun ne önemi var
    mossad besliyor kafka'yı
    zen'i amerika finanse ediyor
    çünkü hepimizi uyuşturup
    ortadoğu'yu ateşe vermek istiyorlar
    ikilem,üçlem ve dörtlemler
    alternatif çöplüğüne döndü
    üçüncü dünyanın beyinleri"hiç akletmez misiniz?""hayır etmeyiz..."felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
    öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi
    eylemi de aldı içine
    ve ateşler içinde,bağdat'ın orta yerinde
    çırılçıplak kaldık işte
    dengeler adına silahsız
    dengeler adına şahsiyetsiz
    miskin, geveze, entellektüel
    dengeler adına vurmadı bizi
    kim vuramadıysa
    dengeler adına şair yaptılar bizi.

    Hakan Albayrak
  • Sevgi ise, sevişeceğiz seninle ..
    Kavga ise, dövüşeceğiz seninle ..
    Ölümü de paylaştığımız yaşamda
    Ortaklaşa bölüşeceğiz seninle.

    Özdemir ASAF
  • Yaptığınız bir işi zorunlu olduğunuz için yaparsınız yoksa istediğiniz için mi yaparsınız? İşte bunun önemini anlatan en iyi eserlerden biri Mecburiyet.


    Mecburiyet ile yaptığımız, aslında yapmak istemediğimiz bir çok olay var ancak bunları yapmamız gerektiğini düşünüyoruz. Peki ya yapmazsak ne olur ?


    İşte bu eserde mecburiyet ile yapılması gereken bir durum karşısında yaşanan ikilemin okuyucularına anlatmış Zweig. " Yazarın yazım aşamasında Farnenflüchtige (Firari) olarak tasarladığı, sonrasında Der Zwang (Mecburiyet) adını verdiği ve 1920 yılında basılan eser, savaş karşıtı Zweig'in yaşamından izler taşımaktadır. Kendisi de Birinci Dünya Savaş'ını ülkesi dışında geçiren yazar o dönemde yaşadıklarını işlemiştir eserinde. Dört bir yanımızda savaşların olduğu, görüşleri nedeniyle vatanlarını terk etmek zorunda kalan entelektüellerin ve savaştan kaçan insanların başka ülkelere yeni bir hayat kurmaya çalıştıkları günümüzde yüz yıl önce yazılmış bu eser hiç olmadığı kadar güncel aslında. Bilinen savaş karşıtı eserlerden farklı olarak savaş sırasında evli bir çiftin kaçışının anlatıldığı eserde yazar "özgürlük mü yoksa sorumluluk mu" sorularına cevap arıyor." Gülperi Sert


    Birinci Dünya Savaş'ının yaşandığı yıllarda ressam Ferdinand askere alınmamak için karısı ile birlikte İsviçre'ye kaçmıştır. Ancak İsviçre'deki yaşamında acaba mektup gelecek mi ?, acaba beni zorla askere götürecekler mi ? diye düşünerek günleri geçerken beklediği o mektubu postacı getirdiğinde artık hayatının onun elinde olup olmadığını bilmemektedir.


    Karısı ona askere gitmemesi gerektiğini şiddet karşıtı düşüncesini koruması gerektiğini söylerken diğer yanda ise görev duygusu kamçılanarak ona askere gitmesi gerektiğini hatırlatmaya başlamıştır.


    Ferdinand karakteri bana yazarın kendisinin yaşadığı ikilemi anlatan ve bu ikilem yüzünden hayatını yönlendirmekte zorlanan bir karakter olarak yansıdı. Askere gitmek ve gitmemek arasında kalırken bir kişinin bile şiddete karşı olmasının ne kadar önemli olduğunu Zweig bu kitabında okuyucularına sunmuştur.


    Eğer sizi sarsacak eserler okumayı seviyorsanız mutlaka bu kitaba bir şans verin.
  • Sanatçılar yaşadıkları zamanın siyasetiyle ilişkilerinden do­
    layı sorumlu tutulacaksa nasıl tutulacaklar sorusu böyle bir Nazi
    ayıklama programıyla yanıtlanamazdı. josselson ile Nabokov
    böyle gelişigüzel bir programın sınırlarının çok iyi farkındaydı­
    lar, farkında oldukları için de işlemler sırasında bazı atlamalar
    yapmaları insanca, hatta yürekli bir davranış olarak görülebilir.
    Öte yandan ahlaksal bir ikilem içindeydiler; hem antikomünist
    öğelerin toplanacağı simgesel odaklar oluşturma gereksinimi var­
    dı hem de Nazi rejimiyle uzlaştıklanndan kuşkulanılanlann te­
    mizlenmesi gibi acil -ve gizli- bir siyasal zorunluluk. Bu durum
    faşizme yakınlığından kuşkulanılan ama komünizme karşı kul­
    lanılabilecek kişilere belli bir hoşgörüyle bakılmasına yol açtı -
    Sovyetler'in karşısında bir orkestra şefinin sopa sallaması gereki­
    yordu. Nabokov'un 1977'de josselson'a yazdığı mektuptan anla­
    dığımıza göre, (Sovyetler'in Staatsoper Unter den Linden'ın başı­
    na geçirmeyi önerdikleri) Furtwangler'i gerçekten de Sovyetler'in
    elinden almak zorundaydılar, bu arada Furtwangler her iki ta­
    rafı da birbirine karşı kullanıyordu. 194 7 Mayıs'ında Titania Pa­
    last'ta sahneye çıkması, "orkestralar savaşı"nda müttefiklerin
    Sovyetler'e pabuç bırakmayacağının açık bir kanıtıydı. 1949'da
    Furtwangler, Amerika destekli kültür programlan çerçevesinde
    yurtdışına seyahat eden Alman sanatçıları listesine dahil edildi.
    Richard Wagner ("nasyonalizm" yüzünden) resmen yasaklı ol­
    masına karşın Wagner ailesine yeniden teslim edilen Bayreuth
    Festivali'nin 1951 'de yeniden açılışında orkestrayı yönetti.
    Savaş zamanı Amerikan istihbarat servisi başkanı olan Wil­
    liam Donovan'ın bir sözü çok ünlüdür: "Hitler'i yenmemize yar­
    dımcı olacağını bilsem Stalin'i bile işe alının. "18 Bunu tersine çe­
    virdiğimiz zaman, "Almanların yeni dostlarımız, kurtarıcı Rusla­
    rın ise düşmanlarımız olacağı" çok açıktı. Bu Arthur Miller'a
    "çok iğrenç" gelmişti.
  • İkilem, yani gerçek trajedi beyim, doğanın kişilikteki uyumu –ya da başından beri zaten olanak vermediği uyumu- bozacak kadar zalim olup soylu ve yaşam dolu bir zihni, yaşama hiç de uygun olmayan bir bedenle birleştirmesiyle başlar.
    Thomas Mann
    Sayfa 127 - Can Yayınları - 7. basım - 1.Cilt
  • Öncelikle kitabın iki bölümden oluştuğunu ve ilk bölümün aslında ikinci bölümdeki hikayeye ve ana karakterlere zemin hazırladığını bilmekte fayda var . İlk bölümün bu doğrultuda yazıldığını bilerek bir okuma yapılırsa kitap daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum. Aslında kitapta çok derin psikolojik çözümlemeler var. İnsanın olaylar karşısındaki halleri , bilgi karşısındaki halleri, beşeri ilimlerin insandaki emin olma duygusunu körüklemesi ve bazı insanların kesin bir şekilde yaşamayı seçmesinin tuhaflığından söz edebiliriz. Yazar meydan okumanın diğerleri gibi olmamanın insancıl bir şey olduğunu fakat aynı zamanda sıradan olmanın da bir insani bir seçim olabileceğini çünkü insanın her zaman mantığıyla hareket etmeyeceği gibi bazen de arzuları ile hareket ederek erdemsiz davranabileceğini ve fakat bunun ahlakçı bir bakış açısıyla yargılamanın da aptallık olacağını anlatmış . Hatta insanın bu şekilde ikilem içine girmesinin tam da insani bir şey olduğunu ikilemi olmayan herkesten ve her şeyden emin olabilen insanların ise başkasının fikirlerini teslim olan cesaretsiz insanlar olarak tanımlamış ama onlara cesaretli olun öğütü vermeyi kendinde hak görmemiş.