Bazı kitaplar vardır, içine girdikçe seni kendinden çıkarır… Soğuk Ses tam da böyle bir deneyimdi benim için. Mavi Neşe’nin kalemi öyle sakin, öyle derinden ama bir o kadar da sarsıcı ki; kitabın ilk sayfasından itibaren bir sessizliğin içinde çırpınmaya başlıyorsun. Kameracı isimli karakter, sadece bir tanık değil aslında… O, susturulmuş kadınların, görülmeyen çocukların, bastırılmış travmaların sesi. Sessiz ama yankılı.
Bu romanın en etkileyici tarafı, gerçekliğin sınırlarında dolaşması. Ne tam hayal ne tam gerçek; ne tamamen sakin ne de fırtınalı… İç içe geçen sesler, duygular, yüzleşmeler var. Zaman zaman iç seslerle o kadar baş başa kalıyorsun ki, kendinle konuşmaya başlıyorsun. Öyle olağanüstü olaylar yok kitapta ama bazı sahneler o kadar metaforik ki, bir rüyanın içindeymişsin gibi hissediyorsun.
Yazar kadın dayanışmasını, sistemin görmezden geldiği yaraları ve o karanlıkta filizlenen gücü öyle bir anlatmış ki, her sayfa biraz daha yakıyor içini. Ama bu acı öyle gereksiz değil, seni dönüştüren, seni büyüten türden.
Soğuk Ses kolay okunacak bir roman değil. Ama bazı kitaplar zaten kolay olmamalı. Çünkü kolay olsaydı bu kadar iz bırakmazdı. Bu kitap seni zorlar ama sonunda kendine ait bir şey bulursun. Bir yarana denk gelir belki, belki bir direnişine…
Sessiz ama unutulmaz bir hikâye arıyorsan, Soğuk Ses’e bir şans ver derim. Çünkü bazı sesler soğuktur ama tam da bu yüzden yakar.