İster solcu olsun ister sağcı, bugün artık dünya hakkında boğazına kadar politik bir gerçekçiliğe batmış söylevler döneminden çok uzaklardayız. Bu gerçekçi körlük belki de yalnızca “politikacılar sınıfıyla” sınırlıdır; zira yalnızca onlar siyasete ve siyasi temsil denilen şeye inanmakta­dırlar; tıpkı reklama yalnızca reklamcıların inanması gibi.
Bir masa neyse odur, dolayısıyla onu “o haliyle” yeni­den canlandırmanın bir anlamı olamaz. Bir meta (her ne kadar Marx onun daha önce sahip olduğu özellikleri yitir­diğini gösterse bile) neyse odur; fakat sahip olduğu kul­lanım değerinden ya da hiç kuşkusuz hâlâ temsil edildiği mekândan kaynaklanan değişim değerinden söz etmenin de bir anlamı yoktur. İktidar her zaman neyse odur, fakat iktidarın temsil ettiği şeyden ya da iktidardan “gerçek” bir şeymiş gibi söz etmenin hiçbir anlamı olamaz. Gerçeğin kendisi neyse odur, fakat onu kafada bu ha­liyle canlandırmanın ya da yansıtmaya çalışmanın bir anlamı yoktur.
Aşk ile, aşk olsun...
Dert, kalbi uyandırır; derman ise o derdin içinde saklı olan ve Allah'a yakınlaştıran ilâhî bir merhemdir. Bu yüzden Yunus'lar Mevlânâ'lar, Mecnun'lar, âşıklar, ermişler
Zira mü'min gönüllerin gaflet katılığından kurtulup ilâhî rızâya nâil olabilecek hassasiyete ulaşmasının yolu, zikr-i dâimîden geçmektedir. Bu da bir müddet veya bir mevsim değil; bir ömür boyu, her nefes alıp verişte zikrullah şuurunu taşımakla mümkündür. Zira mânevî uyanıklık, ancak bu sayede hâsıl olur.
Bilinmelidir ki mülk, mutlak mânâda Allâh'a âittir. İnsanların mülk üzerindeki sâhipliği ise "devre mülk" usûlüne benzer. Yani servet, Allâh'ın kuluna geçici olarak verdiği bir emânettir. Bu yüzden fertlerin onu kullanması, birtakım ilâhî ölçülere bağlanmıştır. O mülkün hakîkî sâhibinin emrettiği istikâmette kullanılmalı ve sarf edilmelidir. Şâyet servet, ilâhî emirlere zıt bir sûrette kullanılırsa, insanları azdırmaya, kibir, zulüm ve haksızlıklara sürüklemeye çok müsâittir. Böyle bir âfete sürüklenenlerde mal sevgisi kalbe yerleşir. Böyle kimseleri Allah Teâlâ şöyle îkâz buyurmaktadır: "... Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azâbı müjdele! O gün cehennem ateşinde (bu biriktirilen altın ve gümüşler) Kızdırılıp bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. (Ve onlara denilir ki: ) İşte bu, nefisleriniz için yığmış olduğunuz servettir; öyleyse biriktirdiğiniz şeylerin (azâbını) tadın!" (Tevbe, 34,35)
Sayfa 287 - ERKAM YAYINLARI·Kitabı okuyor
Din