Minderin üzerine kapanıp da hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayınca, karısı büyük bir özen ve incelikle oda kapısını açarak, "O kadar bağırarak ağlama. Kedilerimi mi korkutacaksın!" dedi.
Yirmi yaşında olduğumuz halde bizler de çoğu zaman mutluluğumuzu tetkik edersek, neticesi, bütün alemin karşısında titrediği şu sözcüğe varmaz mı: "Hiç!"
Yazın uzun günlerinde daha çok çalıştığı hâlde, akşamları evine önceki gibi yorgun olarak değil, büyük bir coşku ve neşe ile gelirdi. Yürürken koşar, söylerken güler, önceleri geldiği zaman bir parça dinlenmek için üzerine düştüğü iskemlelerin hiç birinde oturamaz, evin içinde sürekli dolaşır dururdu. Yüzünde, pırıldamak için zamanın en küçük iznini bekleyen gençliğin taze rengi peyda oldu. Yirmi yaşında iken kendisini güçsüz bırakan böyle bir tebessümün karşısında hiç bulunmadınız mı?
Hayvanlar çevrelerine acıktıkça saldırırlar. İnsanlar tersine, doydukça daha çok isterler. İstediklerini elde edemediler mi silahla sarılır, savaşır, savaşır, savaşırlar... Dünya kana bulanır. Yüz binlerce insan öldürülür, uygarlıklar yok edilir. Savaşı düşündükçe, hayvanlardan utanırım. Onlar bizim gibi birbirleriyle böylesine savaşmazlar...