Samipaşazade Sezai

Samipaşazade Sezai

Yazar
7.7/10
3.808 Kişi
·
19.485
Okunma
·
340
Beğeni
·
10326
Gösterim
Adı:
Samipaşazade Sezai
Unvan:
Türk Siyasetçi, Diplomat, Yazar
Doğum:
İstanbul, Osmanlı Devleti, 1859
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 26 Nisan 1936
Sami Paşazade Sezai (Osmanlıca: سامى باشا زاده سزائى), (d. 1859 İstanbul - ö. 26 Nisan 1936 İstanbul) Türk realist öykücü, romancı.rnrnTürk Edebiyatının ilk gerçekçi romanlarından birisi olma özelliğiyle edebiyat tarihinde büyük önem taşıyan “Sergüzeşt” adlı romanın yazarıdır. Türk edebiyatında modern kısa hikâyenin kurucularındandır.

Yaşamı

1859 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Tanzimat devrinin ileri gelen isimlerinden, Osmanlı Devleti’nin ilk Maarif Nazırı (Eğitim bakanı) Abdurrahman Sami Paşa ile Paşa’nın ikinci eşi olan Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Babasının Taşkasap, Taşkasap’taki konağında özel öğrenim gördü. Konaktaki eğitim yıllarında Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca; daha sonra Londra’da görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. Yirmi yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında “Kamer” adlı gazetede yayımlandı. 3 perdelik bir piyes olan “Şir” isimli ilk eseri 1879’da yayımlandı. 1880'de, ağabeyi Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından izledi. 1885’te elçilik görevlerinin şapka giymesi yasağına uymadığı için elçilik kadrosu azledildiğinde İstanbul'a döndü, İstişare Odası’na memur oldu. Bu dönemde Latife Hanım ile kısa süren bir evlilik yaptı. 1885 - 1901 arasında İstanbul’da yaşadı ve edebi açıdan verimli bir dönem geçirdi. Abdülhak Hamit ve Recaizade Ekrem ile yakın dost oldu. 17-18 yaşlarında iken tanıştığı Namık Kemal ile sürekli mektuplaştı. Diğer Tanzimat yazarları gibi çok sayıda eser vermedi; bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları yazdı. 1888’de bir paşazade ile cariyenin aşk öyküsünü anlattığı Sergüzeşt adlı romanı yayımlayarak Şemseddin Sami, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi'den sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasına girdi. Alphonse Daudet'den “Jak” romanını Türkçeye çevirdi. 1891’de hikayelerini “Küçük Şeyler” adlı kitapta topladı. 1897'de İkdam Gazetesi'nde makaleler ve hikayeler yazdı. Bazı makale ve hikayelerini “Rumuzü'l-Edeb” (1898) adlı kitapta topladı.rnrnSergüzeşt romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için 1901’de Paris'e gitti ve 1908'de Meşrutiyet'in ilanına kadar da orada kaldı. Yurtdışına kaçışını Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımlanan “1901‘e Ait Bir Hatıra” başlıklı yazısında anlattı. Paris’te Jön Türkler’le tanıştı; İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı ve cemiyet içinde saygın bir yere geldi. Cemiyetin 15 Şubat 1902’de yayın hayatına başlayan "Şüra-ı Ümmet" adlı yayın organında Osmanlı Devleti politikalarını ve rejimini eleştiren yazılar yayımladı. Paris yıllarını “1901’den İtibaren Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıratından”, “Paris’te Yedi Sene” adlı yazılarında anlattı.rnrnII. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul'a döndü ve Madrid elçisi olarak görevlendirildi. I. Dünya Savaşı başlayınca Madrid'den İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. İspanya yıllarını “Gırnata ve El-Mescidü’l Camia: Elhamra” adlı iki yazıda, İsviçre’de geçirdiği zamanı “İsviçre Hatıratı” başlıklı yazılarında anlattı.rnrnMütareke devrinde 1921 yılında yaş haddi dolmadan hükümet tarafından emekliye sevkedildi ve İstanbul'a döndü.rnrnSon yıllarını Kadıköy’ün Mühürdar semtindeki evinde geçirdi. Çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine yazdığı mensur bir mersiye ile daha bazı nesir ve hatıralarını 1924’te yayımladığı “İclal” isimli kitapta topladı.rnrn1927'de kendisine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla "Hidamat-ı Vataniyye" tertibinden maaş bağlandı. 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul'da zatürreden öldü. Cenazesi, Göksu’daki aile mezarlığına, yeğeni İclal’in yanına defnedildi.

Edebi Kişiliği

İlk eserini Namık Kemal etkisinde yazdığı “Şir” adlı eseri ile tiyatro oyunu alanında veren sanatçı; roman, hikâye, hatıra, sohbet, makale ve şiir ile üne kavuştu. Tek romanı olan Sergüzeşt, bütünüyle esaret konusunu işleyen ilk roman olarak edebiyatımızda yer aldı; cariyelik ve kölelik siteminin eleştirildiği roman, onun en ünlü eseri oldu. Besim Ömer Paşa tarafından Fransızca’ya çevrildi. Romanının getirdiği ünle hikâyeci yönü gölgede kalmış olsa da hikayecilik yönü çok güçlü bir yazardı. Küçük olayları konu alan hikâyeleri ile kısa hikâye türünü, Türk edebiyatına soktu. Tanzimat döneminin en genç yazarı olan sanatçı, “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servet-i Fünun yazarlarını etkiledi. Namık Kemal’in etkisiyle bir çok hikayesinin dilini süsledi, uzun cümleler kullandı. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirdi. “Sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi. Konularını her zaman yerli hayattan seçti.
Hüzün verici bir bakışı senelerce anımsar. Bir sözü bir gülüşü yıllarca saklar. Etrafında baş dönmesi verecek şekilde büyük bir hızla geçen bütün anı ve üzüntüleri hemen kaydetmeye çalışır.
128 syf.
·7 günde·8/10
Sergüzeşt, Türk romanında gerçekçilik akımının ilk örneği sayılır. Sergüzeşt macera serüven anlamına gelmektedir. Türk klasiklerinin efsane 100 temel eserinden biridir. İçerisinde aşk konusu çok hassas işlenmiş. Her zaman nostalji diyen biri olarak bu eseri çok seveceğinizi umuyorum.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
84 syf.
·1 günde·7/10
SUNUŞ
Samipaşazade Sezai, Küçük Şeyler için yazdığı önsözde neyin anlatıldığının değil, nasıl anlatıldığının önemli olduğunu vurgulayarak hikayenin gücünün ayrıntıda gizli olduğunu ve güzel yazıldığı sürece basit konuların bile önem kazanacağını söyler.

KATILIYORUM..
Çünkü yazar kitabındaki hikayelerde, ne önemli rollerle süslenmiş karakterlere yer vermiş, ne de öyle ahım şahım bir konu işlemiş. Gayet basit, birkaç cümleyle özet geçilebilecek tarzda olayları, dilin gücü ve bileğinin kuvvetiyle harmanlayarak öyle hale getirmiş ki; bu hikaye için böyle bir dile gerek var mıydı diyorsunuz okuduktan sonra. Ama varmış. Yazar başta sunduğu görüşü, alın size kanıtı diyerek bu öyküleri yazmış. Evet konuları basit dedik ama yazarı da hafife almamak gerek. Hikayelerinin hemen hemen hepsi, duygusal ve içimizi burkacak bir sona yaklaşıyor. Yaklaşıyor dedim çünkü bazı hikayeler tam bitmiyor. Yazar devamını bizim hayal gücümüze bırakmış, veya; siz bu durumda olsaydınız ne yapardınız? demiş gibi ucu açık bir şekilde bırakmış. Sonlanmayan kitaplar pek sevilmez ama bu hikayelerde nedense farklı bir sıcaklık var. Bunu, yazarın basit ve hemen hemen herkesin başından geçebilecek hikayeleri bize sunuş şeklinden dolayı böyle düşünüyorum. Kitabı okurken, bu hikayenin sonu nasıl olmalı, ya da şöyle midir diye yola çıksanız, o sonuca ulaşamazsınız. Hikayelerini çoğu duygusallıkla kaplanmış olmasına rağmen ben hepsini beğendim. 1891 yılında ilk baskısı ve edebiyatımızın ilk hikaye örneklerinden olan bu güzel eseri okumamız ve okutmamız gerek diye düşünüyorum. Keyifli okumalar.

https://hizliresim.com/Wq1O8E

Yılbaşı nöbetinden mutlu yıllar herkese.
119 syf.
·9/10
Tasvirler şahaneydi. Film gibi seyrediyorsunuz kitabı yaşayarak, görerek, hissederek. Artık böyle güzel aşk kitapları yazılamıyor.
Aşk bile GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) olduğu şu günlerde gerçek, tutkulu, duygulu bir aşk romanı isteyenler 1960tan 1970ten önce yazılanları okumalılar.
Kitabın konusu küçük bir kızın vatanından ayrılıp köle olarak satıldığı evde çektigi eziyetleri ve satıldığı diğer evde büyüyerek düştüğü aşk anlatılıyor. Betimlemeler çok güzeldi. Sanki dilberi sizde tanıyorsunuz. Köle oluşunuzu hayal edip acılar cekiyorsunuz sonra imkansız bir aşka düşüyorsunuz.
Türk klasiklerinin baş sıralarında olmayı hak etmiş hakkını vermiş şahane bir eser.
127 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitabın başındaki Sami Paşazade Sezai'nin hayatında Sergüzeşt romanı ile gözaltına alındığı (Hiç şaşırmadım...) ve bu romanın Türk edebiyatında romantizimden gerçekçiliğe geçiş akımının ilk örneği sayılmakta olduğu yazıyor.

Sergüzeşt: Baştan gelen haller, macera.

Dilber, 9 yaşlarında Rusya kumpanyasının Batum'dan gelen vapurunda Kafkasya’dan iki kız ile birlikte İstanbul'a getirilmiş Çerkez bir esir.

Celal Bey: Paris'te resim öğrenimi görmüş konak sahibinin oğlu bir genç.

Oradan oraya satılarak esirlik hayatında cehennemi yaşayan Dilber son olarak Asaf Paşa'nın konağına satılır. Konak sahibinin oğlu Celal Bey ile birbirlerine aşık olurlar.

Biri esir, diğeri Avrupa'da eğitim görmüş bir ressam olan varlıklı bir ailenin oğlu.

"Batı'nın verdiği bir gösteriş ve asalet sevdası, hırs ve emelin doğurduğu bir ikbal ve servet düşkünlüğü ve Mısır aileleri arasında yaygın olan bedbaht esirleri hakir görme duygusuyla... " (diyor kitapta bence duygusuzluğuyla) annesi bu aşkı duyar duymaz Dilber'i evden gönderir.

Ve Dilber için daha da zor olacak bir hayat başlar. Celal Bey ile Dilber aynı acıyı başka şekillerde, başka başka yerlerde çekerler.

Batılılaşmış burjuva sınıfının esirlere karşı davranış ve düşüncelerini ve bu sınıfın öncelikle evlilik ile ilgili genç kuşakla çatışmasını #41475853 ve #41497846
görüyoruz..
Sonucunda ise meydana gelen üzücü bir son.

Celal Bey'in arayışlarında, Dilber'in eline geçen fırsatta bekledim kavuşacakları anı.

İnsanın kendi isteği ile herhangi bir sınıf veya sınır fark etmeden birbirini sevip, aşık olmasını çok güzel bir şekilde anlatılışı. Ah keşke kavuşsalardı da, çok mutlu olsalardı da bu ayrımı yapanların gözüne girseydi bu durum.

Dilber en sonunda şu güzel anlatımla gidiyor özgürken özgürlüğe;

#41527916

Esaret nedir? Esir kimdir?
Sabit bir düşünce ile hayatı sürdürmek mi?
İnsanları sınıflandırmak, bu sınıflara göre aşağılamak, eziyet etmek kişinin kendisini esir etmesi değil midir?
İnsanı insan olarak sevmek, değer vermek, ötekeleştirmemek bizi kendimizde değerli kılan en önemli özelliktir.

Arada güldüğüm yerler oldu. Celal Bey'in önüne gelene özellikle mutlu olanlara "Dilber sende, bu yüzden mutlusun" demesi :)

Eski bir Türk filmi tadında bir kitaptı. Ve baktım filmi de varmış. İzlemeli.

Ve son olarak

Aşk bir resme bakıp "Bu oda karanlık, soğuk... Belki üşürsün!" diye düşünebilmektir.
128 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Türk Edebiyatının Klasiklerinde en beğendiğim kitap olan Sergüzeşt aslında aşk konusu işlemektedir ancak bunun yanında esaret,kölelik,hürriyet gibi kavramlarda işlenmiştir.Konu olarak Dilber isminde küçük bir kızın köle olarak esirlerin eline düşmesiyle başlamaktadır.Birden fazla yere satılır önce bir memura daha sonra paşakonağına orada konağın oğluyla arasında yakınlaşma olunca evin hanımı başka yere satar ve böyle derken artık tükenmiş olan Dilber bir gün kendini suyun derinliklerine bırakmasıyla biter.Kitabın büyük bölümü esaret üzerinde durmuştur konu o kadar muhteşem anlatılmış ki sanki gerçek hayattan bir keşifmiş gibi.
Kesinlikle Okumasını Tavsiye Ederim
112 syf.
·4 günde·Puan vermedi
NOT : Dram severleri buraya alalım. :)

Öncelikle eski dönemde insan ticaretinin olması kesinlikle çok can sıkıcı bir durum. Kitapta geçen Dilber karakteri ise 9 yaşında bir esir hayatı sürmüştür. O kadar çok işkence görüyor ki fiziki ve psikolojik yönden okurken o üzüntüyü , çaresizliği yaşıyorsunuz. Bu yönüyle bile kitaptan ; esaretin her türlüsü her yaşı etkiler mesajını alabilirsiniz.

Kitaptaki dilden bahsedeyim ; çok severek okuduğum uzun cümle yapıları vardı. Ayrıca akıcı ve yalın bir anlatımla yazılmış olması da kitabın çekici yönlerindendi.

Aslında okumaya başlarken ben bu kısmı biliyorum hatta ondan sonraki kısmı da biliyorum diyorsunuz. Ancak kitabın sonunu tahmin etmek bir kısma kadar zor. Kitabın tek parça da yazılmış olması okurun bu kitabı hızlı bir şekilde bitirmesi gerektiğine işaret ediyor gibi. Duygu yoğunluğu fazla olan ama insanı yormayan bir kitaptı , denemek isteyenler için tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
128 syf.
·4 günde·8/10
Birisine derinden duyulan sevgi neler yaptırabilir bir insana? Sorusunun cevabını gayet güzel vermiş Sami Paşazade Sezai bey.
- Spoiler olan bir inceleme olacak baştan uyarayım -
Kitabın temel konusu esaret olsada imkansız bir aşkın yaşatacağı tüm sorunları da çok güzel işlemiş olaylara yazar.
Hayatı boyunca satılan, eziyet edilen, bir insan olarak duygu ve düşünlerine önem verilmeyen bir esirin dramı anlatılıyor.
Yazar, insanın hayvan gibi alınıp satılamayacağını, esir dahi olsa her insanın duygu ve düşüncelerinin olduğunu en önemlisi bir kalbe sahip olduğunu vurguluyor.
Kafkasya'da yaşayan ve çok güzel bir kız olan Dilber'in esircilerin eline düşüp İstanbul'a getirilmesi ve bir aileye satılması ile başlıyor her şey. Dilber'in gördüğü eziyet ve aşağılanma karşısında daha fazla dayanamayıp kaçması, daha sonra başka bir aileye satılması ve o ailenin oğluna aşık olması ile bambaşka bir hal alarak gelişiyor olaylar. Ve malesef ki kötü bir şekilde son buluyor her şey...
Kitabın son cümlesini paylaşarak incelemeyi bitiriyor, sonrasını ise size bırakıyor ve keyifli okumalar diliyorum (:

" Üzerinde, hüzün saçan ayın donuk ışığından başka bir renk olmayan o yüzde, bütün elem ve acıların dindiği, bütün sevda ve emellerinin söndüğü görünüyordu.
Acaba Nil'in bu ürkütücü, bu öldürücü girdap ve taşkın suları zavallı Dilber'i, bu talihsiz esiri nereye götürüyor?
Nihayet Hürriyetine! "
84 syf.
·5 günde·9/10
Türk edebiyatının batılı anlamda ilk öykü denemesi olan bu eser 1891 yılında yayımlanmış.
Kitap yedi öykü ve bir çeviriden oluşuyor. Öykülerin tamamı, hepimizin hayatında olan küçük şeyler üzerine yazılmış ve çoğunluğu hayal kırıklığı temasını işliyor.
Öykülerin tamamına bayılmış olduğumu söylersem, abartmış olmayacağım. Keşke imkanım olsaydı da bütün bir öyküyü ve hatta bütün kitabı burada alıntı olarak paylaşabilseydim. Beklentimin çok ama çok üstündeydi hatta beni en çok etkileyen öykü kitapları arasına girdi bile diyebilirim.
Kitap baştan sonra yazarın güçlü gözlem ve betimleme yeteneğini ortaya seriyor ve aslında çoğumuzun gün içinde farketmediği ayrıntılardan bile muhteşem edebi eserler ortaya çıkartılabileceğini gösteriyor. Güçlü kalemi ile sıradan olayları bile sanata çevirebilen yazar, aslında bir olayın nasıl anlatıldığının, en az anlatılan şey kadar önemli olduğunu göstermeye çalışıyor.
Gerçekten de bu öyküleri okuduktan sonra sıradan bir olayın bile kalplere dokunacak kadar nitelikli edebi bir eser olabileceğini anlıyorsunuz.
Toplam 72 sayfadan oluşan bu kitabı herkese tavsiye ediyorum, çok beğeneceğinize eminim.
Sevgiyle kalın. :)
116 syf.
·7/10
Konusu için 9 yaşında İstanbul'a getirilen Çerkez esirin büyürken yaşadığı ötekileştirilme ve aşk hikayesi denilebilir. Okurken Dilber için üzülürken, "Böyle seven bulunur mu, Celal Bey?" diyeceksiniz. Bir çırpıda biten harika bir eserdi.
Okurken bir filmin içindeymişçesine sahneler gözünüzün önünden akıp gidecek. Sergüzeşt, Türk Edebiyatının aynı zamanda ilk gerçekçi eseri olarak kabul edilir. Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
·Beğendi·9/10
Bu eserin konusu esarettir .Evinden ,yurdundan,annesinini sevgi dolu sevkatli kollarından ,acımasızca koparılarak esir pazarında satılan ve hayatı adeta bir zindana dönen ,küçük Çerkez kızı Dilber in acı dolu hayatını konu alır

Yazarın biyografisi

Adı:
Samipaşazade Sezai
Unvan:
Türk Siyasetçi, Diplomat, Yazar
Doğum:
İstanbul, Osmanlı Devleti, 1859
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 26 Nisan 1936
Sami Paşazade Sezai (Osmanlıca: سامى باشا زاده سزائى), (d. 1859 İstanbul - ö. 26 Nisan 1936 İstanbul) Türk realist öykücü, romancı.rnrnTürk Edebiyatının ilk gerçekçi romanlarından birisi olma özelliğiyle edebiyat tarihinde büyük önem taşıyan “Sergüzeşt” adlı romanın yazarıdır. Türk edebiyatında modern kısa hikâyenin kurucularındandır.

Yaşamı

1859 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Tanzimat devrinin ileri gelen isimlerinden, Osmanlı Devleti’nin ilk Maarif Nazırı (Eğitim bakanı) Abdurrahman Sami Paşa ile Paşa’nın ikinci eşi olan Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Babasının Taşkasap, Taşkasap’taki konağında özel öğrenim gördü. Konaktaki eğitim yıllarında Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca; daha sonra Londra’da görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. Yirmi yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında “Kamer” adlı gazetede yayımlandı. 3 perdelik bir piyes olan “Şir” isimli ilk eseri 1879’da yayımlandı. 1880'de, ağabeyi Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından izledi. 1885’te elçilik görevlerinin şapka giymesi yasağına uymadığı için elçilik kadrosu azledildiğinde İstanbul'a döndü, İstişare Odası’na memur oldu. Bu dönemde Latife Hanım ile kısa süren bir evlilik yaptı. 1885 - 1901 arasında İstanbul’da yaşadı ve edebi açıdan verimli bir dönem geçirdi. Abdülhak Hamit ve Recaizade Ekrem ile yakın dost oldu. 17-18 yaşlarında iken tanıştığı Namık Kemal ile sürekli mektuplaştı. Diğer Tanzimat yazarları gibi çok sayıda eser vermedi; bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları yazdı. 1888’de bir paşazade ile cariyenin aşk öyküsünü anlattığı Sergüzeşt adlı romanı yayımlayarak Şemseddin Sami, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi'den sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasına girdi. Alphonse Daudet'den “Jak” romanını Türkçeye çevirdi. 1891’de hikayelerini “Küçük Şeyler” adlı kitapta topladı. 1897'de İkdam Gazetesi'nde makaleler ve hikayeler yazdı. Bazı makale ve hikayelerini “Rumuzü'l-Edeb” (1898) adlı kitapta topladı.rnrnSergüzeşt romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için 1901’de Paris'e gitti ve 1908'de Meşrutiyet'in ilanına kadar da orada kaldı. Yurtdışına kaçışını Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımlanan “1901‘e Ait Bir Hatıra” başlıklı yazısında anlattı. Paris’te Jön Türkler’le tanıştı; İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı ve cemiyet içinde saygın bir yere geldi. Cemiyetin 15 Şubat 1902’de yayın hayatına başlayan "Şüra-ı Ümmet" adlı yayın organında Osmanlı Devleti politikalarını ve rejimini eleştiren yazılar yayımladı. Paris yıllarını “1901’den İtibaren Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıratından”, “Paris’te Yedi Sene” adlı yazılarında anlattı.rnrnII. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul'a döndü ve Madrid elçisi olarak görevlendirildi. I. Dünya Savaşı başlayınca Madrid'den İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. İspanya yıllarını “Gırnata ve El-Mescidü’l Camia: Elhamra” adlı iki yazıda, İsviçre’de geçirdiği zamanı “İsviçre Hatıratı” başlıklı yazılarında anlattı.rnrnMütareke devrinde 1921 yılında yaş haddi dolmadan hükümet tarafından emekliye sevkedildi ve İstanbul'a döndü.rnrnSon yıllarını Kadıköy’ün Mühürdar semtindeki evinde geçirdi. Çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine yazdığı mensur bir mersiye ile daha bazı nesir ve hatıralarını 1924’te yayımladığı “İclal” isimli kitapta topladı.rnrn1927'de kendisine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla "Hidamat-ı Vataniyye" tertibinden maaş bağlandı. 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul'da zatürreden öldü. Cenazesi, Göksu’daki aile mezarlığına, yeğeni İclal’in yanına defnedildi.

Edebi Kişiliği

İlk eserini Namık Kemal etkisinde yazdığı “Şir” adlı eseri ile tiyatro oyunu alanında veren sanatçı; roman, hikâye, hatıra, sohbet, makale ve şiir ile üne kavuştu. Tek romanı olan Sergüzeşt, bütünüyle esaret konusunu işleyen ilk roman olarak edebiyatımızda yer aldı; cariyelik ve kölelik siteminin eleştirildiği roman, onun en ünlü eseri oldu. Besim Ömer Paşa tarafından Fransızca’ya çevrildi. Romanının getirdiği ünle hikâyeci yönü gölgede kalmış olsa da hikayecilik yönü çok güçlü bir yazardı. Küçük olayları konu alan hikâyeleri ile kısa hikâye türünü, Türk edebiyatına soktu. Tanzimat döneminin en genç yazarı olan sanatçı, “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servet-i Fünun yazarlarını etkiledi. Namık Kemal’in etkisiyle bir çok hikayesinin dilini süsledi, uzun cümleler kullandı. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirdi. “Sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi. Konularını her zaman yerli hayattan seçti.

Yazar istatistikleri

  • 340 okur beğendi.
  • 19.485 okur okudu.
  • 208 okur okuyor.
  • 2.748 okur okuyacak.
  • 125 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları