Tahmini Okuma Süresi:
1 sa. 59 dk.
Sayfa Sayısı:
70
Basım Tarihi:
2009
Yayınevi:
Akvaryum Yayınevi
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

pandomima üzerine bir inceleme
8/10
·70 syf.·
2020 1. kitabı
Pandomima Samipaşazade Sezai’nin ilk öykü kitabı Küçük Şeyler’in içinde yer alan “Pandomima” öyküsünde “Paskal” karakteri, bireyin iç dünyasının okuyucuya sunulduğu bir hikâye olarak karşımıza
PandomimaSamipaşazade Sezai · Akvaryum Yayınevi · 2009134 okunma
BİR PANDOMİM SANATÇISININ DRAMI...
Puan vermedi·70 syf.·
2025 6. kitabı
Samipaşazade SezaiSamipaşazade Sezai, Pandomima'da iç güzelliğine ehemmiyet vermiş. Paskal ne kadar çirkin ise, Eftelya o kadar güzel ve Eftelya Paskal'ın derin tutkusuna sonsuz bir soğukluk, ürkütücü bir acımasızlık içinde kayıtsız kalır. Müellif edebî anlayışında acı duygusunu ön plana çıkarmış, bu duyguya odaklanmış. Paskal bir pandomim sanatçısıdır, öyküde, zâhirle bâtının, zâhirde görülen bâtında gizlenen hülâsa söylenenle söylenemeyenin karşı karşıya getirilmiş. Güzel Eftelya sözsüz oyuncu için düşüncelerini, benzetmelerini yüksek sesle söyleyebilirken, Paskal bir köpeği, bir maymunu andırmaktadır; bu Pascal'ın dış görünümüdür, zâhiridir. Ama Pascal, Eftelya'nın sahnede kendisine savurduğu çiçekleri toplar, evinin en mutena köşesinde saklar... Eserin son cümleleri: - "Bir öğleden sonra, kapısı kırılarak odasına girilen Pascal, yine asılmış bir adam taklidi yaparak, o meşhur maharetiyle dilini çıkarmış bir vaziyette bulunmuş, herkesi ölü halinde bile güldürmüştür. Hayatında herkesi güldüren, ölümünde de kimseyi ağlatmamış ve zavallı Pascal'ın bu seferki hâli taklid değil, ölüm gibi hakikatti..." Vakur ÇaysevenVakur Çayseven
Hikaye (Öykü) Edebiyat
PandomimaSamipaşazade Sezai · Akvaryum Yayınevi · 2009134 okunma
Puan vermedi·70 syf.··
2023 10. kitabı
Hikaye giriş, gelişme ve sonuç olmak üzere üç safhada anlatılır. Giriş kısmında Paskal'ın oturduğu yeri ve vücut yapısını, gelişme kısmında Eftalya'ya karşı duyduğu aşkı, sonuç kısmında Eftalya'nın evlenmesini ve Paskal'ın intiharını anlatıyor. Paskal'ın oturduğu ev de Paskal gibi zavallı ve yalnızdır. Evin önündeki ağaç ise Eftalya gibi güzeldir.
PandomimaSamipaşazade Sezai · Akvaryum Yayınevi · 2009134 okunma
7/10
·70 syf.··
2020 93. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2020 19:16
Tiyatrocu Paskal, yalnız ve içe kapanık bir adamdır. Oyunlarında insanları güldüren bu adamın içi kan ağlar. Bir gün oyununu izlemeye gelen genç ve güzel Eftalya'ya aşık olur. Ancak Eftalya bir müddet görünmez. Bir gün tiyatroya kocasıyla birlikte gelir. Bu duruma çok üzülen Paskal'ın cansız bedeni ertesi gün evinde bulunur.
Edebiyat
PandomimaSamipaşazade Sezai · Akvaryum Yayınevi · 2009134 okunma

Yazar Hakkında

Samipaşazade SezaiYazar · 18 kitap
Sami Paşazade Sezai (Osmanlıca: سامى باشا زاده سزائى), (d. 1859 İstanbul - ö. 26 Nisan 1936 İstanbul) Türk realist öykücü, romancı.rnrnTürk Edebiyatının ilk gerçekçi romanlarından birisi olma özelliğiyle edebiyat tarihinde büyük önem taşıyan “Sergüzeşt” adlı romanın yazarıdır. Türk edebiyatında modern kısa hikâyenin kurucularındandır. Yaşamı 1859 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Tanzimat devrinin ileri gelen isimlerinden, Osmanlı Devleti’nin ilk Maarif Nazırı (Eğitim bakanı) Abdurrahman Sami Paşa ile Paşa’nın ikinci eşi olan Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Babasının Taşkasap, Taşkasap’taki konağında özel öğrenim gördü. Konaktaki eğitim yıllarında Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca; daha sonra Londra’da görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. Yirmi yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında “Kamer” adlı gazetede yayımlandı. 3 perdelik bir piyes olan “Şir” isimli ilk eseri 1879’da yayımlandı. 1880'de, ağabeyi Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından izledi. 1885’te elçilik görevlerinin şapka giymesi yasağına uymadığı için elçilik kadrosu azledildiğinde İstanbul'a döndü, İstişare Odası’na memur oldu. Bu dönemde Latife Hanım ile kısa süren bir evlilik yaptı. 1885 - 1901 arasında İstanbul’da yaşadı ve edebi açıdan verimli bir dönem geçirdi. Abdülhak Hamit ve Recaizade Ekrem ile yakın dost oldu. 17-18 yaşlarında iken tanıştığı Namık Kemal ile sürekli mektuplaştı. Diğer Tanzimat yazarları gibi çok sayıda eser vermedi; bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları yazdı. 1888’de bir paşazade ile cariyenin aşk öyküsünü anlattığı Sergüzeşt adlı romanı yayımlayarak Şemseddin Sami, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi'den sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasına girdi. Alphonse Daudet'den “Jak” romanını Türkçeye çevirdi. 1891’de hikayelerini “Küçük Şeyler” adlı kitapta topladı. 1897'de İkdam Gazetesi'nde makaleler ve hikayeler yazdı. Bazı makale ve hikayelerini “Rumuzü'l-Edeb” (1898) adlı kitapta topladı.rnrnSergüzeşt romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için 1901’de Paris'e gitti ve 1908'de Meşrutiyet'in ilanına kadar da orada kaldı. Yurtdışına kaçışını Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımlanan “1901‘e Ait Bir Hatıra” başlıklı yazısında anlattı. Paris’te Jön Türkler’le tanıştı; İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı ve cemiyet içinde saygın bir yere geldi. Cemiyetin 15 Şubat 1902’de yayın hayatına başlayan "Şüra-ı Ümmet" adlı yayın organında Osmanlı Devleti politikalarını ve rejimini eleştiren yazılar yayımladı. Paris yıllarını “1901’den İtibaren Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıratından”, “Paris’te Yedi Sene” adlı yazılarında anlattı.rnrnII. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul'a döndü ve Madrid elçisi olarak görevlendirildi. I. Dünya Savaşı başlayınca Madrid'den İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. İspanya yıllarını “Gırnata ve El-Mescidü’l Camia: Elhamra” adlı iki yazıda, İsviçre’de geçirdiği zamanı “İsviçre Hatıratı” başlıklı yazılarında anlattı.rnrnMütareke devrinde 1921 yılında yaş haddi dolmadan hükümet tarafından emekliye sevkedildi ve İstanbul'a döndü.rnrnSon yıllarını Kadıköy’ün Mühürdar semtindeki evinde geçirdi. Çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine yazdığı mensur bir mersiye ile daha bazı nesir ve hatıralarını 1924’te yayımladığı “İclal” isimli kitapta topladı.rnrn1927'de kendisine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla "Hidamat-ı Vataniyye" tertibinden maaş bağlandı. 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul'da zatürreden öldü. Cenazesi, Göksu’daki aile mezarlığına, yeğeni İclal’in yanına defnedildi. Edebi Kişiliği İlk eserini Namık Kemal etkisinde yazdığı “Şir” adlı eseri ile tiyatro oyunu alanında veren sanatçı; roman, hikâye, hatıra, sohbet, makale ve şiir ile üne kavuştu. Tek romanı olan Sergüzeşt, bütünüyle esaret konusunu işleyen ilk roman olarak edebiyatımızda yer aldı; cariyelik ve kölelik siteminin eleştirildiği roman, onun en ünlü eseri oldu. Besim Ömer Paşa tarafından Fransızca’ya çevrildi. Romanının getirdiği ünle hikâyeci yönü gölgede kalmış olsa da hikayecilik yönü çok güçlü bir yazardı. Küçük olayları konu alan hikâyeleri ile kısa hikâye türünü, Türk edebiyatına soktu. Tanzimat döneminin en genç yazarı olan sanatçı, “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servet-i Fünun yazarlarını etkiledi. Namık Kemal’in etkisiyle bir çok hikayesinin dilini süsledi, uzun cümleler kullandı. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirdi. “Sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi. Konularını her zaman yerli hayattan seçti.