Bozguna uğramış halde ortalıkta dolanmaya, çaresizliğin hiddetiyle etrafındaki her şeye saldırmaya başladı; vurdu, kırdı, parçaladı. Onu sevmek için bulduğum sebepler çoktan tükenmişti. Bu yüzden parçaladım sandıkları beni zerre kadar acıtmadı.
İşte o bekleyiş sırasında sanki âlemdeki her şey sesini kaybetti. Kulaklarımdaki derin uğultudan başka hiçbir şey işitemez oldum. Gece sustu, gündüz sustu, dışarıda rüzgâr ve kuşlar, içeride kıyıda köşede kalmış birkaç parça gelecek umudu, hepsi sustu. Suskunluğum sustalı bir bıçaktı; sadece içimi kanatmadı, dışımda ne var ne yoksa, onları da kesip attı. O zaman büsbütün yalnız kaldım, kendimle kaldım. Kendim, karanlık bir mezardı. Anladım ki hep orada yaşamıştım ve yaşadıkça oradan kaçamayacaktım.