Dehşet. Apocalypse Now’da derin bir sesle tekrarlar Albay Kurtz Dehşet’i, olağan bir sürece verilen tepkiden ziyade doğallaştırılmış sayıklamalar halinde duyarız dehşeti Albay Kurtz’ün gözlerinden Vietnam dehlizlerinde. Come and See ise vahşetin savaş naralarıyla kahkahalara karıştığı tüm bir yok ediş süresi boyunca ‘’görüp’’ onunla titreyebileceğiniz fakat buna rağmen kimsenin size mırıldanmadığı yalnızca gösterdiği bir dehşetin içerisinde hapsolmuşçasına ona maruz kalacağınız bir film. Yapılan çoğu savaş filminden farklı olarak Come and See, bunca tahribatın yalnızca insanı etkilemediğini bilhassa doğaya ve hayvanlara verdiği zararı da göz önünde tutmamız gerektiğini anlatıyor bir leyleğin farkedilmeden paramparça edilen yumurtalarını ararken yağmur altında tir tir titremesiyle, bir ineğin süt dolu memelerinin kurşunlanmasıyla, arabaya bağlı bir atın bomba sesleriyle irkilip kaçamamasıyla ve ağaçların birer kurşun askermişçesine teker teker devrilmesiyle gösteriyor tüm kaçınılmazlığıyla dehşeti doğa ile birlikte her canlının üzerinde. Savaşın erilliğinin, bir kadının bacak arasından akıtılan kanla gözler önüne serilişi sessiz ama kuvvetli, ağır bir çığlık. Unutulamayacak detaylar ardı arkasına sıralanıyor filmde, iki farklı Alman askeri tablosu çiziyor film örneğin, gelip görmesini istediği izleyicisine: bunu bir ‘’jus in bellum’’ durumuyla açıklamaya girişen ve daha az önce ölüm emirlerini verdiği Rus gençleri göstererek ve kaypak bir sırıtışla ‘’sizin gibi iki torunum var, Almanya’ya dönünce her şeyi bırakacağım’’ diyen bir komutanla, kendi içerisinde ‘’idealist’’ olarak tanımlanabilecek, ‘’ülküsüne vurgun’’ bir SS subayı, tutsak edildikleri esnada yapılan açıklamalara verdiği cevapla diğer komutana köpek ve domuz diyerek hakaret edecek, o esnada dahi; ölüm