Korku insana kendisini kontrol etme imkanı verir. Tehlikeyi düşünmek, korkuyu hissetmek, asi nefisleri kendine getirir ve katı kalpleri yumuşatır. Bu durum tehlikeye düşen herkesin tecrübe ettiği bir durumdur.
Hz. Peygamber bir hadisinde herhangi bir çaba harcamaksızın Allah'ın rahmetini ummayı acizlik olarak tanımlamış ve şöyle buyurmuştur: "Zeki; nefsini yüceltmeyen ve ölümden sonrası için gayret gösterendir. Aciz ise nefsini hevasının peşine takıp sonra da Allah'ın rahmetini temenni eden kimsedir."
Ali Fuad Başgil: "İnsanlığın selameti maddeci ve inkârcı pozitivizmin; 'Eğer Tanrı var ise onu öldürmeli.' formülünde değil; Eğer Tanrı yok ise O'nu var etmeli.' hakikatindedir. Çünkü tecrübeler gösteriyor ki, imansız hayat, insanları mesut etmiyor. Allahsız memleketler, şeytanların istilasına uğruyor; inançsız insanlar kudurmuş kurtlar gibi birbirleriyle boğuşuyorlar. Nizam-ı âlem; "tabiatüstü” ve “lâ maddî” bir Allah idealindedir. Bu idealden mahrum olan memleketler anarşiye ve ruh sefaletine düşmeye mahkûmdur."
İman ve itaat kalpte arttıkça kalp nurlanır; inkâr ve isyanın artması halinde ise kalp katılaşır ve simsiyah kesilir. Katılığın ve siyahlığın zirvesinde ise -Kur'an'ın ifadesiyle- kalp mühürlenir..