"Dönemler" lafı aklımda takılı kaldı. Yeni bir döneme nasıl girildiğini düşündüm. Yalnızca mezarlıktaki sıra sıra mezar taşlarının arasından geçerek değil, kendi yaşam süremizde de. Yaşanmış olanlarla araya nasıl net bir çizgi çizdiğimizi. Jeolojide çoğunlukla bir yok oluşun ardından gelir değil mi? Mezozoik çağ dinozorların meteor çarpması yüzünden topluca ölmesi ile bitmiştir. Ben yeni bir dönem mi başlatıyordum yoksa yanımda eski dönemden çok fazla şey mi taşıyordum acaba? Hayattaki sınavımız da bu değil mi? Yaşanmışlıkları yok etmeden yola devam edebilmek. Kendimizi yok etmeden nelerden vazgeçmemiz, nelere sıkı sıkı tutunmamız gerektiğini görebilmek. Hem meteor hem de dinozor olmamayı başarabilmek.
Zaman oluyor benim farkımda değil gibi davranıyordu. Sonra ani bir davranış, aramızda bir şeyler olduğunu hatırlatıveriyordu. O duyguya ortak oluyorduk. Adı yoktu bunu , biçimi, başı ve sonu yoktu ama kendi vardı. Bir süre için bu yetiyordu bana.
Ama aradan geçen onca yıldan sonra anlıyordum ki hiç kimsenin toprağından tamamen kopmasına imkan yoktu. Ağaçlar, bitkiler gibi o toprağa dikilmiştik. Sürgünün en kötü yanı da buydu. Doğaya aykırıydı sürgün. Bü yüzden hepimiz perişan olmaya yazgılıydık. Mutlu sürgün yoktu ve olamazdı.